Yardım yoksulluğu körükler mi?
Yardımlar insanlarda yoksulluk psikolojisi yaratasıymış. İki benzer yorum..
Emine Erdoğan’ın gönüllüleri
Semra Özal’ın papatyaları vardı. Emine Hanım’ın da milletvekili eşleri... Salı günü onları parti genel merkezinde ağırladı. Konuk hanımlar, kırmızı halılarla karşılandı.
Milletvekili eşlerine tesettürlü olmayan ama saçları tüllü şapkalarla gizlenmiş mankenler yol gösterdi. Konuklara makyaj aynası ile kartvizitlik hediye edildi.
Neyse herkes yerini alınca "istişare toplantısı" Emine Hanım’ın yönetiminde başladı.
Emine Hanım, konuklarına önemli mesajlar verdi: "Siyasete daha çok katılın. Eşinizi siyasette yalnız bırakmayın. Siyasette adalet ve merhamet önemlidir. Bunu da en iyi siz yapabilirsiniz."
Milletvekili eşlerine ramazanda önemli görevler verildi. Ramazan boyunca yoksul mahallelerdeki evlere ziyaretler yapılacak ve her ekipte en az 3 milletvekili eşi bulunacak. Gıda ve temizlik malzemeleri dağıtılacak. Seçimlerde yararı görülen "sadaka politikası"na ramazanda da devam.
Semra Hanım’ın papatyaları kadınlara sağlık hizmeti, el sanatları eğitimi götürürdü.
Emine Hanım’ın adı henüz konulmayan gönüllüleri ise sadaka dağıtıyor. Ancak siyaset bilimi açısından bu iş epeyce sakat. Çünkü sosyal devlette sadaka politikası uygulaması kabul edilemez. Sadaka yardımları insanlarda yoksulluk psikolojisi yaratır. Sosyal devletin görevi sadaka değil, refah dağıtmaktır. Bu gerçeği bir gün sadaka dağıtan da, sadaka alan da öğrenir.
Bir anımsatma yapalım. AKP’nin seçim zaferi, yüce milletimize epeyce pahalıya patladı. Mali disiplin bozuldu ve bütçe 8.24 milyar dolar açık verdi. Yakında kemerler biraz daha sıkılır, borçlanma artar.
Bu arada garip bir gelişme de oldu. İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve eşi umreye gittiler. Öyle ya, nasıl olsa İstanbul’un barajları ağzına kadar dolu...
Yollar, caddeler Avrupa kentlerini bile kıskandıracak kadar düzgün ve kusursuz.
Trafik sorunu mu? O da ne? Otoyollarda, caddelerde araçlar su gibi akıyor. Kentin her tarafı mamur, müreffeh ve pırıl pırıl... Belediye başkanımız ile eşlerinin ağız tadıyla bir umre yapması çok mu?
Yalnız bir sorun var. Dinimize göre, görev ibadetten önce gelir. Topbaş bunu iyi bilir ama olsun biz bir kez daha anımsatalım. Tufan Türenç-Hürriyet
Benzer kafadan benzer bir yazı daha…
Ramazan çadırı mikro reform mudur?
Mikro reform değilse nedir, “tevekkül yani kadere razı olma ve teslimiyet” midir?
Başbakan’ın eşi AKP’li milletvekili eşlerini toplamış, ellerine Ramazan ayı boyunca gecekonduda yaşayan fakir ailelere “2 kilo zeytin, 2 kilo peynir, 4 paket margarin, 5 litrelik ayçiçeği yağı, 2 kilo mercimek, iki kilo pirinç...” diye uzayıp giden listeler vermişti. Ramazan çadırına koşan 11 milyon yoksulun yanısıra milletvekili eşleri de gecekondulara “iftarlık-sahurluk yardımlar” taşıyacaklar, göreceksiniz, ertesi gün gazetelerde tam sayfa boy boy resimli propagandalarını da yaptıracaklar.
Bu nedir? Başbakan başta olmak üzere, ekonomiden sorumlu bakanlar son üç haftadır hemen her gün “Mikro reformlar yapacağız...” diye demeçler veriyor. Kömür yardımı. Nohut yardımı. Pirinç yardımı. Gıda paketi yardımı. Ramazanda da “iftar çadırında” sıcak yemek dağıtmayı “yoksulluğu tevekkül ve teslimiyete dönüştüren bir yurttaş kimliği haline getirmek” fakirliği-fukaralığı-garipliği-gurebalığı ortadan kaldırmıyor. Başkasına el açma. Gariplik, gurebalık! Yoksulluk yine kalıyor. Acaba “mikro reform” dedikleri “belediyelerin kurduğu Ramazan çadırı sayısını her yıl artırmak” değilse ne oluyor?
Başbakan’ın eşi ve yakınlarıyla Denizli şehrinin Sarayköy Beldesi’nde “bir haftalığına kaplıcanın tamamını kapatıp, çalışanlarını izne göndererek ve onların yerine Başbakanlık’tan görevlileri getirtip çalıştırarak” 7 gün boyunca “termal dinlenmesi” yapabildiği bir ülkede “belediyenin iftar çadırında orucunu açmak zorunda kalan 11 milyon yoksul insan” varsa bu çelişkiyi çözecek mikro reform nedir? Mikro reformunuzu görelim! Necati Doğru-Vatan