Türkeş olsaydı Çankaya'ya çıkardı

Türkeş olsaydı Çankaya'ya çıkardı

Türkeş, husumeti olmasına karşın Kenan Evren’in rahatlıkla elini sıkmıştı. Onun şu sözleri ise ders gibiydi: Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na saygısızlık edilmez..

Emin Pazarcı'nın yazısı

12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından tutuklanan Alparslan Türkeş, idamla yargılanıyordu. Tutukluluğu devam ettiği için tedavisi de Askeri Mevki Hastanesi'nde yapılıyordu...

O günlerde askerdim ve tedavi için Mevki Hastanesi'ne sevk edilmiştim. Koridorun bir ucunda Alparslan Türkeş'in özel odası vardı. Kapısında silahlı iki inzibat bekliyordu. Diğer ucundaki koğuşta da ben yatıyordum.

Bazen odasında sohbet ediyorduk. Bazen de koridorda saatlerce volta atıyorduk.
Türkeş, İhtilal Yönetimi'ne tepkiliydi. Özellikle de uğradığı muameleden bizzat Kenan Evren'i sorumlu tutuyordu. Evren'in, kendisine ve MHP'ye karşı husumet içinde olduğunu düşünüyordu.

Bir gün, "Oğlum bunlar beni buradan çıkarmak istemiyorlar" dedi:
- Ellerinden gelse öldürecekler!
Aradan yıllar geçti. Alparslan Türkeş serbest kaldı. Tutukluluk yıllarında kurdurduğu MÇP'nin Genel Başkanlığı Koltuğu'na oturdu.

Meclis'te, 23 Nisan törenleri yapılıyordu. TBMM Başkanı'nın akşam verdiği resepsiyona Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan ile birlikte Alparslan Türkeş de davet edilmişti.

Önce Demirel salona girdi. Birkaç kişi çekine çekine yanına gitti ve tokalaştı. Ardından Türkeş geldi. O da tek başınaydı ve yanında kimse yoktu. Sadece benimle tokalaştı ve bir köşeye geçip oturdu.

Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in içeri girmesi ile birlikte salon dalgalandı. Etrafında geniş bir halka oluştu. Evren salonda gezerken, bir ara Demirel'le karşı karşıya geldi.

Tokalaşıp, hal hatır sordular. O günler için bu tarihi bir andı. O sırada çevrede bulunanlar "Türkeş de geldi, burada" türünden sözler söylediler.
Türkeş'in yanına gittim...

Evren'in, Demirel'le tokalaştığını söyledim. Çevresindekilerin, Evren'e kendisinin de salonda bulunduğu söylediklerini bildirdim.
"Oğlum, Kenan Evren bu devletin Cumhurbaşkanı" dedi:
- Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'na saygısızlık edilmez. Ben de gidip elini sıkmalıyım.

Kendisine yapıldığını düşündüğü bütün haksızlıkları sineye çekti. Oturduğu yerden kalktı. Kalabalığı yararak Cumhurbaşkanı Evren'in yanına gitti. Elini sıkarak bayramını kutladı.

***

Oysa, Kenan Evren'in başında bulunduğu İhtilal Yönetimi, yıllarca hürriyetini elinden almıştı. Kendisini idamla yargılamıştı. Birlikte hareket ettiği kadrolara akıl almaz işkenceler yapmıştı.

Kendisine bu süreci hatırlattığımda "doğru" cevabını verdi:
- Ama bütün bunlar, Kenan Evren'in bu ülkenin Cumhurbaşkanı olduğu gerçeğini değiştirmez ki.
MHP, işte bu geleneğe sahip olan bir parti! Alparslan Türkeş de MHP'nin manevi lideri.

Peki bugün MHP ne yapıyor?
Cumhurbaşkanı, "Gelin, konuşalım" diye haber gönderiyor. MHP, "Hayır, olmaz" diye direniyor.
Üstelik, bugünkü Cumhurbaşkanı, MHP'nin seçilmesine destek verdiği bir isim! Evren gibi o camiaya büyük sıkıntılar çektiren bir cuntacı değil!

Şimdi soruyorum:
- Hangisi doğru? Alparslan Türkeş'in tavrı mı, yoksa bugün MHP'nin izlediği politika mı? Köşk'e çıkıp, MHP'nin görüşlerini ortaya koymak ve eleştirileri sıralamak mı? Yoksa, "Gelmiyorum, konuşmuyorum, dinlemiyorum" demek mi? Hangisi bu ülkenin hayrına?

İşte birkaç gündür bunları anlatmaya çalışıyorum!
Kuru kuruya sarf edilen "milliyetçilik" ve "milli duruş" gibi sözler hiçbir işe yaramıyor.
Sertleşmek ve ortamı gerginleştirmek, bu ülkenin milli birliğine değil, "ayrışmaya ve ayrıştırmaya" katkı yapıyor.

Bugün çıkıp da Alparslan Türkeş'in milliyetçiliğini ve milli duruşunu eleştirebilecek bir babayiğit var mı?
Bu kimsenin haddi olmayacağına göre...
Türkeş'i örnek alıp, ona göre hareket etmek gerekiyor!

Emin Pazarcı-Takvim