Sorumluluk ahlakı

Sorumluluk ahlakı

Sorumluluk ahlakına özlem duyan herkese…


 

Sorumlu olduğumuz şeylerin idrakinde olmak ve bunun gereğini yapmaktır sorumluluk ahlakı… Sorumlu olabilmek için önce sormak, sorabilmek, sorgulayabilmek gerekir… Sormayan, sorgulamayan sorumlu olamaz… Kişi, sorumluluğu oranında insandır… Sorumluluk sahibi olmayan sadece ve sadece hayvandır… İnsanı hayvandan ayıran, sorumluluk makamında olmaktır… Sorumlulukları arttıkça insanın, sorunları da artar… Dünyada bunca sorun varken sorunsuz yatmak, sorun yokmuş gibi yaşamak aslında sorumsuz olmaktır, başka bir tabirle hayvanlaşmaktır…

 

Hz. Süleyman, mülkün doruk noktasına ulaşmıştı… Ama mülkü ve hükümranlığı büyüdükçe, sorumluluğu ve dolayısı ile sorunları da artıyordu… Onun içindir ki o büyük hükümdar, ayakta can veriyordu… Sorumluluğun olduğu yerde sorunlar biter, sorumsuzluğun olduğu yerde sorunlar türer… Kur’an’ın sık sık vurguladığı “takva” kavramı, “sorumluluk bilinci ile hareket etmek” anlamına gelmektedir… Başka bir tabirle takva; “Allaha karşı görevlerinin bilincinde olmak ve buna göre hayat sürmektir…” Sorumluluk ahlakının adı olan “takva”, sorunların baş merkezi olan şeytana ve şeytanlaşanlara karşı bir karşı duruş ifadesidir… Şeytanın baş düşmanlarıdır sorumluluk bilinci ile hareket edenler… Onun için İblis, sorumluluk duygusunun kaynağı olan “sıratı müstakimde” şeytanlık eder… 

 

Sorumluluk bilincidir, Zülkarneyn’i sömürü, anarşi, terör, zulüm memleketlerine götüren ve dünya adaletinin mimarı kılan… Sorumluluk bilincidir, Musa’yı saray hayatından eden, kavminin köleliğine dur dedirttiren, onu sürgün ettirten, Medyen’in kuyusunun başında; “Ya Rabbi! İndireceğin herhangi bir hayra öyle muhtacım ki” dedirten… 

 

Sorumluluk ahlakıdır, Nuh’a 950 sene tebliğ ettirten… Sorumluluk ahlakıdır, Ashabı Kehfi rahattan eden, saray hayatı yerine mağara hayatına götürten… Sorumluluk ahlakıdır, Muhammedi cehalete, cahiliyeye kayıtsız bırakmayan… Sorumluluk ahlakıdır, mazlum halkların ölmüş haklarını yeniden diriltmek için savaş verdirten… Sorumluluk ahlakıdır, Asiye’yi Firavun’a karşı dikip; “Ya Rab! Bana kendi katında bir ev yap…”(Zulümler üzerine kurulu bir saray hayatını istemiyorum.) duasını ettirten... Sorumluluk ahlakıdır, Yusuf’u fuhşun işlenmesine ve yayılmasına ön ayak kılmayıp, zina etmediği için zindana götürten…

 

İflas mı etti yoksa bu duygumuz, neden sorumluluktan yoksunuz? Nerede imanı iman, insanı adam, köleyi kral, İbrahim’i put kıran, zulümleri ve zalimleri toprak altına koyan sorumluluk ahlakımız, takvamız?

 

Tüm dünya malını makamını toplasanız bir sorumluluk ahlakı etmez… Sorumluluğun olduğu yerde zulüm yeşermez, zalim seçilmez, mazlum ezilmez, fakir küçülmez, para değer sebebi görülmez, cahil ahkâm kesmez, kan dökülmez, kin güdülmez, ehil olmayan başa geçmez, bilgi cehalete esir bir hayat sürmez, haklılar mahkûm haksızlar hâkim edilmez, kimsesizler kurban seçilmez…

 

Sorumluluk ahlakının olduğu yerde hak vardır, hakikat ayaktadır, adalet baştadır, mazlum el üstünde zalim ayaklar altındadır… Sorumluluk ahlakının olduğu yerde bilgi, ahlak, cesaret ve iman birleşmiş, batılı ve batılın oyunlarını yerle bir etmiştir… “Ey iman edenler! İman edin…” Ayeti “sorumluluğunuzu kuşanın” demekte değil midir? Menfaatimize, korkaklığımıza, cehaletimize, vurdumduymazlığımıza kurban gitmekte sorumluluk ahlakımız ve her gün bu ahlakı biraz daha yitirmekteyiz, bunun için olmalı her gün biraz daha adamlığımızı, insanlığımız kaybetmekteyiz, esfel-i safiline inmekteyiz…

 

Sorumluluk ahlakının üstünde yoktur değer… Sorumluluk ahlakını diri tutmak için her gün her şeyi kaybetmeye değer… İmanın; elbisesi, zineti, zırhı, ahlakıdır sorumluluk yani takva… Onun için olmalı ki bu ahlak sahiplerini zikretmekle başlar Kur’an Bakara Suresinin ilk ayetinde; “ Başka değil, bu kitap sorumluluk ahlakını kuşanan insanlara kesinkes hidayettir(en doğruya, en doğru bir şekilde iletir.)” diye… Kur’an’ın ilk öğüdüdür “takva” yani “sorumluluk ahlakı”… Ve yine Kur’an’ın tabiri ile insanın giydiği, giyebileceği en güzel manevi libastır(elbisedir) sorumluluk ahlakı…

 

Fakiri, zengini, memuru, amiri, efendiyi, köleyi, patronu, işçiyi, kadını, erkeği, yaşlıyı, genci, Arabı, Kürdü, Türkü ve her ırk mensubunu değerli kılan ve bu değer üzerinde yaşatandır sorumluluk ahlakı… ”Allah katında ikrama en layık, en değerli olanınız sorumluluk ahlakını(takvasını) kuşanananızdır…” diyordu sorumluluk ahlakının zirvesinde bir ömür süren ve bu ahlakı için gerektiğinde sürünen, ezilen, horlanan, dışlanan, aç kalan, sürgün olan rahmet elçimiz; “ümmetim, ümmetim” bilinci ile gecesini bölen, varını döken, varlığını ümmetin varlığına adayan, Allahın resulü Hz. Muhammed… Onun bu ahlakını övüyordu Allah, Kalem Suresinin ilk ayetlerinde; “Sen büyük bir ahlak üzeresin” diye… Bu övgü, aslında sorumluluk ahlakını taşıyan herkesedir…

 

Sorumluluk ahlakıdır, Ebu Zer’i paraya ve makama karşı yalnız başına ölmenin pahasına bile olsa durdurtan… Bu ahlaktır, Ebu Cehilleri, Firavunları, Nemrudları kudurtan… Bu ahlaktır, âlimleri darağacına götürten, Mısırda, Tunusta, Suriyede, Libya’da ve daha birçok yerde ölmüş halkları, her şeylerini kaybetme pahasına da olsa dirilten, kıyam ettirten…

 

Sorumluluk ahlakını anlayamaz karakterinde riya olanlar, çıkar dinine mümin olanlar, benciller, bana neciler; korkaklığı sinmişliği silikliği adamlık, uyanıklık sananlar; kişiliğini birkaç kuruşa pazarlayanlar, acıktığında ilahını sofraya yemek niyetine koyanlar… Sorumluluk ahlakını anlayamaz karşılıksız, pazarlıksız bir şekilde imanı kuşanmayanlar, birkaç günlük dünya rahatı için ahiret rahatından vazgeçenler, kendileri gibi birinin ya da birilerinin gözüne girebilmek için rabbin gözünden düşmeyi göze alanlar, hayatı “ye, iç, yat” üçlüsünde yaşayanlar, kendisine dokunmayan yılanı bir ömür yaşatanlar, yalanlar üzerine dünyalarını kuranlar… Sorumluluk ahlakını anlayamaz Allah’ı, dini, kitabı, resulü anlamayanlar… 

 

Sorumluluk ahlakı sorunlar gördükçe güçlenir, sorunlar bittikçe sevinir, sorunun olduğu yerde uykuya rahata son verir… Sorumluluk ahlakı sorun üreticilerinin baş edemediği ve baş edemeyeceği tek sorundur… Sorunların çoğaldığı yerde sorumluluk ahlakı bitmiş demektir… Unutmayın! Sorumluluk oldukça sorunlar olur, sorumluluk arttıkça sorunlar büyür… Sorumluluk sahibi dert sahibidir, kendi derdine yanmayanların da derdine yanan kişidir… Sorumluluk sahibi Allah’ın “Halili, velisi gözdesidir”… 

 

Sorumluluk sahibi olmak bulunduğu mekânın, elinin ulaşabildiği mekânların derdi ile yanmak, sancıları ile kıvranmak, komşusunun açlığı üzerine tok yatamamak, mazlumun sesine kulak tıkamamak, bir vücudu temsil eden İslam ümmetinin, insanlığın kalbi olmaktır, devamlı atmaktır, durduğunda kendi ile beraber tüm vücudu mezara götüreceğini unutmamaktır…

 

Sorumluluk ahlakı vicdan evinde yetişir, iman ile gelişir, bilgi ile yürür, cesaret ile meydan okur… Eğer sorumluluk ahlakı bitmişse bir kişi de bilin ki vicdan, iman, bilgi ve cesaret bitmiştir, hepsi tümden iflas etmiştir… Vicdanın kalbi sorumluluk bilincidir… Sorumluluk bilincinin bittiği yerde vicdan kör göz gibidir…

 

BENİM KERİM OLAN RABBİM VAR, GERİSİ NEYE YARAR…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.