Siyasi Suikastlar…

Başbakana suikast olayı eğer 3 Ekim senaryoları tutmazsa pişirilip yeniden gündeme gelecek. Bizim milletimiz kahramanlardan hoşlanır. Üstelik siyaseti biten siyasilerin bu ülkede faydalandıkları metotlardan biri olması sebebiyle de suikast lafı anlamlıdır.Olayı duyunca önce acaba mı dedim. Olur ya, bizde meczup çoktur. Genellikle de suikastçılar meczup diye anılır. Her sokakta, her köşe başında bulunur ve her işe de yarar. Sonra şahsın milliyetçi olduğunu öğrenince, eh o da mümkün dedim. Sonra internetten bir haber geçildi. Şahsın aslında Kürt olduğu, ailesinin Türkçe bile bilmediği yönünde. Haberde saptırmacalar ve akıl karıştırmalar başlayınca ilgilendim. O zaman hatların biraz karışık olduğunu hissettim. İzlemek ve değerlendirmek gerek diye düşündüm. Aklıma bizdeki son yüzyılın siyasi suikastları ve dünyadaki siyasi suikastlar geldi. İnceledim. Suikast teşebbüslerinden daha önemli olan, yapılan ve başarılı olanlar diye düşünüyorum. Önce bizdeki siyasi suikastlara bakalım ve sonuçta neler olmuş.İlk siyasi suikast Osmanlı’da Sultan Abdülhamid’e yapılmış. 21 Temmuz 1905’te Ermeni asıllı Belçikalı Edvar Jorist’in, Yıldız Hamidiye Camii önünde II. Abdülhamid’e yönelik başarısız bir suikast girişimi öne çıkıyor. Sonuç başarısız. Ama Tevfik Fikret’in meşhur “attın da vuramadın” nakaratı dillere pelesenk oluyor. İkinci suikast İsmet İnönü’ye yapılıyor. Uşak’ta 1 Mayıs 1959’da taşlı saldırıya uğrayan Kurtuluş Savaşı Kahramanı, CHP lideri İsmet İnönü, bu kez Başbakan iken 21 Şubat 1964’te 80’lere merdiven dayamasına karşın silahlı saldırı yaşadı. Yakalanan Mesut Suna, 20 yıl 6 ay hapisle cezalandırıldı. Suna’nın tabancasından çıkan dört kurşun İnönü’nün makam aracının kapısına isabet etmişti. Suna’nın AP Kayseri Teşkilatı’na üye olması olaya siyasi intikam havasını da verdi.Üçüncü suikast Karaoğlan’a yapıldı. Özellikle Kıbrıs Fatihi olduğu dönemde bir ABD ziyareti sırasında 23 Temmuz 1976 tarihinde ABD seyahatinde bir suikast girişimine uğradı. New York’taki Waldorf Astoria Oteli’nden ayrılırken Stavros adında bir Rum, Ecevit’e silahını doğrulttu. Ancak Ecevit, koruması ve FBI ajanlarının yardımıyla saldırıdan kurtulabildi. Başarısızlık dikkat çekici.Dördüncü suikast 12 Eylül darbesinden önce 20 Temmuz 1980’de, 12 Mart döneminin başbakanlarından Nihat Erim, İstanbul Dragos’taki evinin önünde Dev-Sol militanlarınca öldürülmüştü. Mülkiye kökenli olan ve yaşamı boyunca Atatürkçü çizgiden ayrılmayan Nihat Erim, siyaset hayatını sonlandırmak üzereyken 1971 darbesinin gerçekleşmesi üzerine Başbakanlık görevini kabul etmişti. Nihat Erim 12 Mart dönemindeki uygulamaların sorumlusu olarak görüldüğü için teröristler tarafından saldırıya uğradı. Siyasi tarihimizin tek ölümle sonuçlanan suikastı da budur.Beşinci suikast Rahmetli Özal’a yapıldı. 18 Haziran 1988’e gelindiğinde ise suikastçı bu kez Anavatan Partisi 2. Olağan Kongresi sırasında Özal’a saldıran, adını bir futbol takımının fanatizmi nedeniyle değiştiren, ülkücü Kartal Demirağ kimliğiyle ortaya çıktı. Her ne kadar Özal’ın ölümü üzerindeki sis perdesi hâla aralanmadı ise de Özal da kürsünün arkasına saklanırken elinden yaralandı.Altıncı sırada Süleyman Demirel vardır. 18 Mayıs 1996’da ise bu kez Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel suikast girişimine uğradı. İzmit’te bir alış veriş merkezinin temel atma törenine katılan Demirel konuşurken İbrahim Gümrükçüoğlu silahını kendisine yöneltti. Ancak durumu fark eden Koruma Müdürü Şükrü Çukurlu ve bir vatandaş, saldırganın üzerine atlayınca patlayan silahtan çıkan mermi Şükrü Çukurlu’nun kolunu delip geçti. Yakalanan İbrahim Gümrükçüoğlu’nun aşırı dinci ve akli dengesinin bozuk olduğu öne sürüldü. Gümrükçüoğlu Adli Tıp Kurumu’ndan aldığı "cezai ehliyetinin bulunmadığı" raporuyla ceza almaktan kurtuldu. Son suikast Başbakan Tayip Erdoğan’adır. Namlusu değiştirilmiş kurusıkı tabancayla suikast girişiminde bulunan Mustafa Bağdat’ın Başbakana bağıra bağıra yaklaşması ve ekmek arasına saklanmış silahla suikast teşebbüsü dikkate değerdi. Çünkü ülkemizde yapılan suikastların biri hariç, hepsi âdeta bir senaryo gibi oluştu. Haklarında çok şeyler söylendi ve söylenmeye devam edecek gibi.Bu arada Bekir Coşkun’un yazısından bir alıntı yapmadan geçemeyeceğim. 14 Eylül tarihli yazısında kendisini arayan Müjdat Gezen’in suikast olayını seyrettikten sonra bir daha tiyatro yapmamaya karar verdiğini yazıyor. “Zaten yazının burasında sevgili dostum Müjdat Gezen aradı, niye tiyatro yapmadığını anlattı. Ben hepimizin kendisine hayran olduğumuzu, tiyatro yapması gerektiğini söyledim. Her şeyin tiyatrolaşması, tiyatrocuları zorluyor.”Oysa dünyada yapılan suikastlara gelince manzara öyle değil. Hemen hemen hepsinde sonuçlar net. Suikasta uğrayanlar ölmüş. Bir Reagan’a yapılan suikastta başarı olmamış ama onunda yaralandığını ve ciddi ameliyatlar geçirdiğini unutmayalım. 30 Mart 1981, ABD Başkanı Ronald Reagan'a Washington'da bir Neo-Nazi tarafından suikast girişimi yapıldı. Reagan ağır yaralı olarak kurtuldu.İran’da Bombalı Suikast (30 Ağustos 1981): İran’da Devlet Başkanı Muhammed Ali Recai ve Başbakan Muhammed Cevad Bahoner bombalı saldırıda öldüler.6 Ekim 1981de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, geçit töreni esnasında tören kıtasındaki askerler tarafından öldürüldü. 1978 de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, ABD Başkanı Carter'in öncülüğünde barış anlaşması imzaladılar. İsrail ile anlaşmayı kabul etmeyen Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından suikastın yapıldığı iddia edilerek çok sayıda tutuklama yapıldı ve örgüt âdeta çökertildi. Enver Sedat’ın yerine Hüsnü Mübarek geçti.1984'te dönemin başbakanı ve Nehru'nun kızı İndra Gandi, Sihler’in en kutsal mekanı olan Amritsar'daki Altın Tapınak'a sığınarak ayrı bir yönetim talebinde bulunan Sih militanlar üzerine orduyu sürünce, Sih korumaları tarafından öldürüldü. Hindistan Başbakanı İndra Gandi'nin öldürülmesi üzerine çıkan şiddet olaylarında, 160 kişinin öldüğü, binden fazla kişinin yaralandığı bildirildi. Olayların yayılması üzerine Başkent Yeni Delhi dahil 12 kentte sokağa çıkma yasağı kondu. Öte yandan Başbakanlığa İndra Gandi'nin oğlu Rajiv Gandi getirildi. İndra Gandi'nin ardından siyasete atılan oğul Rajiv Gandi de 16 yıl başbakanlık yaptı. 1991'de annesi gibi bir suikast sonucunda öldürülmüştür. Rajiv Gandi de, 1991'de Sri Lanka'daki Tamil Kaplanları'na sempati duyan bir kişinin düzenlediği intihar saldırısı sonucu öldü.28 Şubat 1986’da özgürlükler ülkesi İsveç Başbakanı Olof Palme Stockholm'de öldürüldü. Olayın giderek artan PKK baskısına direnmeye çalışan Palme’nin artık teröre tavır koyma gerektiğini açıklamasından sonra olması dikkate değerdi. PKK kendini yıllarca besleyen İsveç’ten intikam alıyordu.Pakistan Devlet başkanı General Ziya ül-Hak’ın da 17 Ağustos 1988 yılında uçağı düşürüldü. Bir darbe ile iktidarı ele geçiren ve Butto’yu idam eden Ziya ül-Hak’kın ölümündeki sır perdesi açılamadı ama CİA hep bu suikastın arkasında imişçesine suçlandı, yazılar yazıldı.Son ve önemli suikast İsrail’de oldu. Başbakan Rabin, aşırı sağcı İsrailliler’in ölüm tehditlerine rağmen Filistin'le barış görüşmelerini yürütüyordu. Bölge için büyük umutlar doğmuştu. Ancak Rabin, 4 Kasım 1995'te barış kutlaması için toplanılan bir mitingde Filistin'le sürdürdüğü barış görüşmelerinin bedelini hayatıyla ödemişti. Ne gariptir ki Tevrat bir kadastro kitabı değildir diyerek arz-ı mev’ud iddiasına karşı çıkan başbakan yine bir Yahudi tarafından öldürülüyor Tevrat’a karşı gelmenin bedelini ödüyordu. Hem de bu bedeli ödeten bir Yahudi olmuştu. Şimdi suikastlar arasındaki farka dikkat edin. Bizde tek bir ölüm var. Oysa dünyada her suikast hedefine ulaşmış. Ya bizim tiyatrocular (pardon suikastçılar) beceriksiz ya da dünyadakiler çok becerikli. Ne dersiniz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum