M. Faik Özdengül

M. Faik Özdengül

Küçüğüm deme büyütürler

Hiçbir şey tesadüf değildi. Yolda tesadüf yoktu. Olanlar olması gerekenlerdi. Konuşulanlar. Rastlananlar. Karşılaştıklarımız. Hepsi ihtiyacı olana göre ve ihtiyacı olduğu kadardı. Ben de alıyordum almam gerekenleri. Zorlukları olmuyor değildi yolun. Tahammül sınırlarım zorlanıyordu belki. Yol dedimse her zaman düz olmuyordu. Bazen çıkıyor tırmanıyorduk. Sonra inişe geçiyorduk. Bazen suda devam ediyordu. Bazen çamurda. Bunlara hazırdım elbette. Kimse bana düz ve rahat vaat etmemişti. Yolculuğa başlamadan evvel ki, çocukmuşum o zamanlar, çocuk dedimse yaşımdan dolayı değildi çocukluğum. Ruh yaşım çocukken. Rahat isterdim hep. Biraz bozulunca rahatım bedenim isyan ederdi. O zaman bilmezdim asıl benimi. Asıl benden habersiz merak ederdim öfkeyi, kızgınlığı,suçluluğu adını bilmeden. Yerini de. Suçum neremdeydi? Öfkem, kızgınlığım, küsen yerim neresiydi? Hep beden bellemiştim insanları, varlıkları. Bedenlerine bakar bedenleriyle ve bedenimle temas kurmak isterdim. Olmazdı. Hiç olmadı da. Bunalmıştım. Bunaltım arttıkça arttı. Öyle daralttı ki. Soluksuz kaldığım bir zaman aramaya başladım. Bir gün kapısını çalmış bir adam Cüneyd’in. Açmış kapıyı Cüneyd sormuş kimi arıyorsun diye. Cüneyd’i arıyorum demiş adam. Ben de demiş Cüneyd. Ben de 40 yıldır onu arıyorum.Hep öyle olurmuş meğerse kayıp zannedilen içerdeki aranırmış önce. Dağ taş yağmur çamur yer gök aşıp aradığımız içimize saklanmış.Paulo Coelho’nun Simyacı’sına konu olan Mesnevi hikayesinde olduğu gibi. Adam rüya görür. Rüyasında bir hazine gösterirler ona ve bir harita. Harita gitmesi gereken yerdedir. Adam yıllarca o hazineyi bulmak için yol teper. Nihayet yıllar sonra bulur çok uzak bir yerde. Mısır olduğu da söylenir haritayı bulduğu yerin. Haritayı yılların özlemiyle kavuştuğu bir sevgiliye kavuşmuş gibi alır eline ve bakınca ne görsün. Hazine uyuyup rüya gördüğü ağacın altında. Yola başladığı yerde. Eski Yunan mitolojisinde de anlatılır benzer bir hikaye:Tanrılar dünyayı ve insanı yaratırken, mutluluğu saklamaya ve insanın onu biraz zor bulmasına karar vermişler. Mutluluğu nereye saklayacakları hakkında konuşmaya başlamışlar.Biri "Uzaya, yıldızlara" demiş…Bir diğeri "Deniz diplerinin en derin noktasına"...İçlerinden bir başkası "Yüksek dağların zirvesine, çiçeklerin özüne" demiş...Biri de demiş ki, "Hiç biri olmaz, insan çok meraklıdır. Araştırır, dediğiniz her yere bakar ve bulur" .Ve sonunda biri "Buldum" diye bağırmış.."Mutluluğu insanin içine saklayalım, insan her yere bakar da, kendi içine bakmak aklına gelmez"..Bunları niye anlattım şimdi? Gözbebeğini anlatmak için. İçerdekinin, içerdeki asıl benin göründüğü kendini gösterdiği yeri anlatmak için. Büyük ve küçüğü anlatmak için. Büyüğü, büyüten ve küçülteni bildirmek için. Bütün bir evreni dürüp büküp insan yapanı. Sonra da o kafesi gözbebeğiyle dışarı açanı. Oradan baksınlar birbirlerine. Ve herkes kendini diğerinde görsün diye. Kendini başkasında avutsun. Kendine tersinden baksın diye. Büyütür ve korkarsa birisinin büyüklüğünden o kendisi, bunu anlasın diye. Küçülttüğü yukardan baktığının da kendi aksi olduğunu görüp akletsin diye. Ali bin Ebu Talip ne demişti: ‘İlacın sende ama bilmiyorsun senDerdin kendinden ama görmüyorsun senKüçük bir cisim sanıyorsun kendiniOysa sende dürülü en büyük alemKendinden başkasına ihtiyacın yok seninbir düşünsen nefs üstünde, ama düşünmezsin sen.’Ben bir hiçim diyenlerle karşılaşmadınız mı? Bu evrende yapayalnızım? Çaresizim. Gücüm yok. Çözemem. Ben kimim ki? Şanssız ben. Acınacak ben. Kendine yolculuk mu? Ben mi? Çok karşılaştık. Bazen bunları söyleyen biz olduk. Yardım istedi göz bebeklerimiz. Kendinden habersiz. Çok acı çektik. Meğerse bizi gerçekten sevenler, bize acıyıp bizim yerimize biz olanlar değil, içerdeki bize ulaşmamız için, yolu arayıp öğrenelim diye, acımıza tuz ekenlermiş. Bizim yerimize yaşayanlar bizi koruyanlar bizi bizden alıkoymuşlar. Daralıp bunaldıkça aranırmış meğerse. Arayış başladı mı yol görünmeye başlarmış. Yola çıkılmaya niyetlenince Kılavuz da bulunurmuş. Büyük de bizmişiz, küçük de. Güçlü de, güçsüz de. Zayıf da, kuvvetli de. Gözbebeğinin küçük olduğuna bakmayın. Uçsuz bucaksız, dürülüp bükülmüş ruhun penceresi o. Bakın Kılavuzumuz ne diyor?Peygamberler, halk nazarında gözbebeği gibi küçük görünürlerdi, ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. 1/1003 Halk peygamberleri; gözbebeği gibi küçük gördü. Gözbebeğinin manen büyüklüğünü kimse anlayamadı. 1/1004 ( Mesnevi)Aslan tavşana yenildi. Filler, kuşlara. Mekke, bir öksüz ve yetime. Firavun, Musa’ya. Diyojen, Alparslan’a. Bizans, Şeyh Edebalı’nın damadına.Küçüğüm deme, büyütürler. www.pozitifdegisim.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.