Kendi Muhtaç Himmete Bir Dede…

Arap Dünyasına ne kadar kızgın olduğunuzu biliyorum. Suriye’de savaş bölgelerinde bebekler ölürken, onların bu acı veren sessizliklerinin sinirlerimizi fena halde bozduğunu biliyorum. Ellerinden gelen şeyleri yapmamaları bir yana derin suskunları hep Aliya’yı hatırlattı bana. Şöyle demişti Bilge Kral savaş sürerken, “Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”

Aslında izahını çok güzel yapmış. Söylenmesi gerekip de susulanların, kör bakan dünyanın, ısrarla görmeyenlerin halini harikulade şekilde anlatmış.

Gel gelelim Arap Dünyası gerçekten ne halt ediyor da bunca mazlum “Ya Ümmetül Arap” diye inlerken hiç sesleri çıkmıyor? Suriye’de son günlerde olanları biliyoruz. Halep’ten tahliye edilen bir amcanın güvenli bölgeye ulaştıklarında çekilen görüntüleri aslında hepimizin içinden gelenlerin dile dökülmüş hali gibiydi.

Araplara sesleniyordu amca, ellerini dizlerine vuruyordu. Neredesiniz ey Arap Liderler diye haykırıyordu. Gerçekten neredeydiler? Gözlerinden boncuk boncuk yaş düşerken sadece Türkiye’nin yanlarında olduğundan ve bundan dolayı tüm Araplardan utandığından bahsediyordu.

Hal böyleyken merak ediyor insan. Dünya yıkılsa sesi çıkmayacak mı gerçekten bunların diyorsunuz.

Madem öyle gelin biraz daha yakından bakalım neler olduğuna…

Suudi Arabistan… 

Hani şu hepimizin bir şeyler beklediği, neredeler dediğimiz, bunu derken de hiçbir zaman gelmeyeceklerini bildiğimiz ülke.

Suudi Arabistan, Yemen sınırındaki Husilerle uğraşıyor. Binlerce silahlı Husinin, Suudi askerleriyle çatıştığını biliyoruz. Başları belada anlayacağınız. Hoş onların başlarının belada olmadığı zamanları da biliyoruz ya, neyse…

Irak ve Afganistan’ı saymıyorum. Zira onlar da senelerdir savaş içindeler, bellerini doğrultamadılar. 

Gelelim Yemen’e… En anlaşılacağı şekliyle, “Adamlar birbirini yiyor.” İç savaş var. Arap Baharı denilen bela orayı da vurdu. Protestolar sonucu Ali Abdullah Salih artık bir devrik lider oldu. Hatta bir dönem ülkeyi terk etmek durumunda kaldığına dair haberler vardı. Yemen zaten fakir bir ülke ancak zengin olsaydı da bir hayır göremeyecektik, durum bunu gösteriyor.

İran, biliyorsunuz bugün Suriye’de yaşananların baş mimarlarından. Şahsi fikrimi sorarsanız onların İslamiyet’le tek bağlantılarının isimlerinde öyle yazıyor olması. Yoksa İran’ın İslamiyet’le, Müslümanlıkla hiçbir alakası yok. Şii milisler, “Son bir Hanefi kalana kadar bu köpekleri keseceğiz” diyorlar, nasıl bir hastalıklı zihniyetleri olduğunu anlamamız adına önemli. Şii’cilik yapmaktan ortalığı karıştırmaktan göz göre göre insan kesmekten bahseden bir İran’dan ne beklenebilir ki? Geçtik!

Mısır’a bakıyorum onlar da askeri darbenin felcini yaşayanlardan. Seçilmiş bir lider olan Mursi, darbenin kurbanı oldu. Devrime sahip çıkacağız, canımızı ortaya koyacağız derken devirdiler adamı. Mısır’da hakkı hukuku savunurken tüm bu haktan ve hukuktan mahrum bırakıldı. Şimdi Sisi’nin kontrolünde olan bir Mısır, Filistin için ne istediyse, Suriye için de onu isteyecektir.

Ürdün’de 1 milyondan fazla Suriyeli göçmen olduğu biliniyor. Ama onlarında iç meselelerinin karışık olduğunu yakın zamanda nelerin patlak verebileceğini tahmin edebiliyoruz.

Geldim Sudan’a.

Ülkede yaşanan çatışmalar sonucu 11 milyon kişinin açlık kriziyle karşı karşıya kaldığı biliniyor. Ben bu yazıyı yazarken bilgisayarımın ekranında BM Genel Sekreteri konuşuyor ve şunları söylüyor: “Bir şeyler yapılmazsa, Güney Sudan kitlesel vahşete doğru sürüklenecektir.”

Şimdi hep bir ağızdan buyurun, “Yetiş ya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi!”

Yukarı çıkıyorum Libya.

Ülke 2’ye bölünmüş vaziyette. Kaddafi gidince her şeyin sütliman olacağını zanneden bazı stratejist beyler şimdi ne söylemek isterler acaba? Şu “lanet dış güçler” ellerini çekerler umarım Libya’nın üstünden!

Suriyeli amcanın sesleri kulaklarımda çınladı yine, “Ya Ümmetül Arap!”

Geldim Tunus’a.

Nüfusu İstanbul kadar bile olmayan bir yerden bahsediyoruz. Zaten yakın zamana kadar Suriye ile aralarında herhangi bir diplomatik ilişki yoktu. Diplomatik ilişkisi olanlar; Suriye için, çocuklar için, kadınlar için, yaşlılar için ne yaptı da Tunus ne yapsın diye sorulur gerçi! Kaldı ki ortada diplomatik ilişki kuracak bir legal Suriye’de yok.

Lübnan var diyeceksiniz, Katar’ı hatırlatacaksınız ama onlar da hiçbir etkinliği olmayan ülkeler maalesef ki…

Az daha öteye gidiyorum… Diğer Müslüman ülkelerine bakayım diyorum ama baksam da ortada hiçbir şey göremiyorum…

Cezayir de zaten pek çok Afrika ülkesi gibi Fransa’nın boyunduruğu altında.

Nijerya desen Boko Haram belası var. Kendilerine hayırları yok.

Pakistan’a bakıyorum, 180 milyon nüfus var lakin her birinin kendi başında da bir bela var. Amerika’nın yine orada sıvacılık, seramik ve mermer kaplamacılık (!) yaptığını biliyoruz. Yeri gelmişken Trump’ın Amerika’ya hayırlar getirmesini temenni edelim biz!!!

Hindistan’da Hinduların Müslümanlara eziyet ettikleri haberlerini alıyoruz. Genelde, at kafalı bebek, elli parmaklı adam, eşşek tepmiş bilmem ne, haberleriyle gündeme gelen Hindistan’da da durumu Gandhi özetlemiş vakti zamanında: “Biz Hindu ve Müslümanlar ne zaman Britanyalılara karşı birlik olsak, bir 'ineği' kesip Hindu Mahallesinin girişine atıyorlardı.”

Bangladeş önce kendi bir ayağa kalksın da gerisi hallolur…

Endonezya efendime söyleyim Malezya derseniz zaten onlar uzak coğrafya, ne olup bittiğinden haberleri bile yoktur muhtemelen.

Türki Cumhuriyetlerdekilere bakıyoruz hiçbiri kendisine gelemedi. Azerbaycan derseniz Karabağ ile uğraşıyor.

Velhasıl dostlar sorarım size; “Kendi muhtaç himmete bir dede, nerde kaldı ki gayrıya himmet ede?”

Hal böyleyken geçen hafta Dik Dur Türkiye demiştim, şimdi neden öyle dediğimi biraz daha anlamışsınızdır. Başımıza bir şey gelmesin diye duada olalım.

Zira bizim başımıza bir şey gelirse bizi kabul edecek bir Türkiye yok! 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.