Mehmet Tozoğlu
KAZANÇ ARTIYOR, HUZUR AZALIYOR
Geçenlerde bir dostumla ayaküstü sohbet ediyorduk. Bir ara öyle bir cümle kurdu ki, sözleri uzun süre zihnimden çıkmadı:
“Çocuklar uyurken evden çıkıyorum, yine onlar uyurken dönüyorum. Aynı evde yaşıyoruz ama günlerdir doğru dürüst konuşamadık.”
Bir an sustuk…
Sonra bir çay bahçesine oturup geleni geçeni izledim. Kimi işe yetişme telaşında, kimi telefonuna gömülmüş, kimi de sanki omuzlarında dünyanın yükünü taşıyordu.
Kendi kendime düşündüm:
Hepimiz daha iyi şartlarda yaşayabilmek için bir koşuşturmanın içindeyiz. Evimiz eksiksiz olsun, çocuklarımızın her isteğini alabilelim, kimseye muhtaç olmayalım istiyoruz. Bunların hepsi elbette güzel ve haklı hedefler. Ancak bazen bu hedeflerin peşinde öyle bir koşuyoruz ki, en kıymetli varlığımız olan ailemizi ihmal ettiğimizi fark etmiyoruz.
Özellikle vardiyalı sistemle çalışan ailelerde bu durum daha da zorlaşıyor. Annenin mesaisi ayrı, babanınki ayrı… Aynı evin içinde yaşayıp birbirini günlerce göremeyen insanlar… Çocuklar annesini özlüyor, babasını özlüyor. Neticede aynı çatı altında, herkes birbirine misafir gibi bir hayat sürüyor.
Oysa bir çocuğun en büyük ihtiyacı son model oyuncaklar ya da pahalı kıyafetler değildir. Onun asıl ihtiyacı; annesinin sıcak bir sarılışı, babasının başını okşaması, birlikte atılan bir kahkaha ve aynı sofrada paylaşılan huzurlu bir akşamdır.
Para elbette hayatın gerçeğidir, inkâr edilemez. Ancak para bugün gider, yarın yeniden kazanılır. Fakat kaçırılan çocukluk anıları geri gelmez. Ertelenen sohbetlerin, yarım kalan ilgilerin telafisi olmaz. “Sonra konuşuruz” diye ertelenen her an, fark edilmeden ömürden eksilir.
Bazen durup kendimize şu soruyu sormak gerekir:
Biz gerçekten ailemiz için mi çalışıyoruz, yoksa çalışırken ailemizi mi kaybediyoruz?
İnsan zaman geçtikçe daha iyi anlıyor; evdeki huzurun yerini hiçbir maaş doldurmuyor. Bir çocuğun içindeki “Babam keşke benimle oynasaydı” eksikliğini hiçbir hediye kapatamıyor. Eşlerin birbirine ayıramadığı vakti, dünyanın hiçbir serveti geri getiremiyor.
Hayat çok kısa…
İş biter, mesai biter, para yeniden kazanılır. Ama çocuk büyür, anne-baba yaşlanır, saçlara ak düşer. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda “Keşke daha çok çalışsaydım” değil, “Keşke ailemle daha çok vakit geçirseydim” dememek için bugünden birbirimize zaman ayırmalıyız.
Çünkü bir yuvanın gerçek zenginliği; bankadaki hesap değil, aynı sofrada edilen dua, birlikte içilen bir bardak çay, paylaşılan bir tebessüm ve yürekten gelen samimi muhabbettir.