Katliamın ucu devletin içinde

Katliamın ucu devletin içinde

Malatya'daki Zirve Yayınevi katliamının devlet görevlileriyle bağlantıları deşifre edildi.

Malatya'da Zirve Yayınevi'ne 18 Nisan'da düzenlenen kanlı baskınla ilgisi olduğu gerekçesiyle hakkında suç duyurusunda bulunulan jandarma üsteğmenin, olayla ilgili soruşturmada da görevli olduğu ortaya çıktı.

Yayınevi çalışanları Necati Aydın, Tilmann Geske ve Uğur Yüksel'i "misyoner faaliyet yürüttükleri" gerekçesiyle öldüren Emre Günaydın, Hamit Çeker, Abuzer Yıldırım, Cuma Özdemir ve Salih Gürler hakkında açılan davanın dosyasından çarpıcı bilgiler çıkmaya devam ediyor.

 

9 gün sonra anlaşıldı

 

Davanın bir numaralı sanığı olan Günaydın, baskından sonra balkondan kaçmaya çalışırken düşerek ağır yaralandı ve İnönü Üniversitesi Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı.

 

Malatya Başsavcılığı da soruşturma kapsamında Günaydın'ın ifadesini alabilmek için tedavi sürecinin sona ermesini beklemek zorunda kaldı. Bu sırada da Günaydın'ın davranışlarını izlemek için hastanenin kamera sisteminden faydalanıldı.

Dosyadaki belgelere göre, kayıt sisteminin ses alma ve kendi hafızası dışında bir kaynağa kopyalanabilme özelliklerinin olmadığı ancak 9 gün sonra fark edilebildi. Malatya Savcılığı'nca, Terörle Mücadele Şubesi'ne gönderilen 27 Nisan 2007 tarihli yazıda şöyle denildi:

 

"Özel güvenliğe ait kamera kayıt sisteminin ses kayıt yapabilme özelliğinin bulunmadığı, sadece görüntü kaydına olanak sağladığı, kayıt yapılan HDD'lerin yedeklenmesinin sadece kendi kayıt sistemi üzerinden yapıldığı anlaşıldığından, Günaydın'ın odasındaki görüntülerin, ses ve görüntü kaydı yapan bir cihazla alınmasına devam edilmesi, güvenlik sistemine ait kayıt sisteminin devre dışı bırakılması, mevcut kayıtların yedeklerinin alınması, HDD'lerdeki kayıtların silinerek, cihazların araştırma hastanesi görevlilerine teslim edilmesini rica ederim."

Savcılık aynı tarihte, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'ne de bir yazı gönderdi. Yazıda, Günaydın'ın odasındaki kamera kayıt sistemiyle ilgili polise gerekli talimatların verildiği, talimatların yerine getirilmesi için jandarma üsteğmen H.İ. ve TEM şubesi polislerine gerekli kolaylığın sağlanması istendi.

 

Daha sonraki yazışmalara göre, 18 Nisan'dan 27 Nisan'a kadar geçen sürenin kopyalanmasında da sorunlar yaşandı.

Eylülde ise Malatya Savcılığı'na dikkat çekici bir ihbar mektubu ulaştı. A.A. adlı kişinin gönderdiği mektupta Günaydın'ı, M.Ü. adlı alay komutanının telkiniyle, öğretim üyesi R.B.'nin azmettirdiği, bu konuda R.B. ile temasa geçen ilk kişinin de kamera sistemleri için görevlendirilen jandarma üsteğmen İ. olduğu vurgulandı.

Telefon kayıtlarının dikkatli izlenmesi halinde bu irtibatın anlaşılabileceğini kaydeden A.A., daha fazla bilgi vermesi halinde öldürüleceğini de vurguladı.

Malatya Savcılığı'nın soruşturmada görevlendirdiği üsteğmen İ.'nin ihbar mektubunda suçlanması ise soru işaretlerine neden oldu. Savcılık, suç duyurusunu askeri savcılığa iletti. İ.'nin olayla bağlantısını da askeri savcılık soruşturuyor.

 

Savcıya soruşturma

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, sanıklardan Abuzer Yıldırım'la mesajlaştığı tespit edilen telefonun üzerine kayıtlı olduğu Kartal Savcısı R.H.B. hakkında soruşturma başlattı.

 

R.H.B.'nin sanıklarla görüşülen numaranın kendisine ait olduğunu ancak numarayı yakınlarının kullandığını söylediği öğrenildi. Emre Günaydın'la 18 kez mesajlaştığı saptanan Malatya İl Genel Meclisi'nin MHP'li üyesi R.P.'nin hattın kendisine ait olduğunu ancak, kızı tarafından kullanıldığını ifade ettiği bildirildi.

Sanıklarla görüştüğü saptanan Özel Harekât Şubesi'nde görevli kadının kullandığı numaranın astsubay olan kocasına ait olduğu anlaşıldı. Hattı eşinin kullandığını bildiren astsubayın, eşinin kardeşiyle Abuzer Yıldırım'ın Malatya'dan sınıf arkadaşı olduğu bilgisini verdiği de ifade edildi.

 

Bu arada, savcılığın kopyalanmasını istediği Günaydın'ın hastane odasındaki kayıtların bir bölümünün kopyalanamadığı, bu nedenle kullanılamadığı öğrenildi. Emniyet yetkilileri, Günaydın'ın 7 günlük kayıtlarının büyük bölümünü farklı bir formatta kaydedilmiş olmasından dolayı kopyalanamadığını savcılığa bildirdiği ifade edildi. Günaydın'ın hastanede yattığı süre içinde kaydedilen görüntülerinin yer aldığı bazı kasetlerin ise 'teknik sorunlar' nedeniyle savcılığın onayıyla imha edildiği bildirildi.

 

İstihbaratçı gibi telefon değiştirmişler

 

'Devletteki derin yapılar daha sık telefon değiştirir'

 

Eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, devlet içindeki derin yapıların deşifre olmamak ve teknik takipten kurtulmak için sık sık cep telefonu değiştirdiğine dikkat çekti. İstihbarat Daire Başkanlığı yaptığı dönemden beri kullandığı cep telefonu numarasını değiştirmediğini anlatan Orakoğlu, şunları söyledi: "Neden? Çünkü yasadışı bir şeyimiz yok. Birçok örgüt ve devletin içindeki değişik birimler teknik takibe yakalanmamak için sık telefon numarası değiştiriyor. Hatta telefon pilleri çıkarılır. Bu özellikle devlet içindeki derin yapılarda daha disiplinli şekilde uygulanır." Müdahil avukatlardan Erdal Doğan, olayla ilgili sanki öldürülenler suçluymuş gibi araştırma yapıldığına dikkat çekerek, "Sanıkların çevresinin yapılanması ile ilgili, perde arkası ile ilgili ciddiye alınır araştırma yapılmamıştır." diyor.

 

KİMLERLE GÖRÜŞMEMİŞLER Kİ?

 

18 Nisan'daki baskından önceki 6 aylık döneme ait telefon dökümleri incelenirken; katliam sanıklarının 106 farklı cep telefonu kullandığı belirlendi. Görüşülenler arasında ise İstanbul'dan bir savcı ile adres bilgileri Özel Harekât Daire Başkanlığı ve 2. Ordu Komutanlığı olan kişiler bulunuyor. Taraf ve Milliyet gazetelerinde dün yer alan habere göre; Malatya Başsavcılığı olayın ardından yaptığı soruşturmada suçüstü yapılan sanıkların üzerlerinden çıkan cep telefonlarının dökümlerini araştırdı. Savcılık, araştırmayı diğer sanıklar Cuma Özdemir, Salih Demir ve Kürşat Kocadağ'ın üzerlerinden çıkan telefon numaralarıyla sınırlı tuttu. Olaydan önceki son 6 aylık süreç incelenince sanıklardan Emre Günaydın'ın 35, Salih Gürler'in 38, Hamit Çeker'in 17, Abuzer Yıldırım'ın 16 ayrı telefon ve çok sayıda telefon numarası kullandıkları tespit edildi. Şema haline getirilen telefon görüşmelerinden ilginç bağlantılar ortaya çıktı. Dosyadaki telefon dökümleri üzerinde yapılan incelemede, sanıklardan Abuzer Yıldırım'ın babası adına kayıtlı telefondan, Aralık 2006'da İstanbul'da görevli bir savcıya ait telefona iki kez mesaj gönderildiği, her iki mesaja da cevap alındığı anlaşıldı.

 

Abuzer Yıldırım'ın babasına ait numaranın, 3 Mart 2007'de, adresi Ankara Özel Harekât Daire Başkanlığı olarak görülen C.B.'ye ait telefondan arandığı ortaya çıktı. Hakkında inceleme başlatılan Özel Harekâtçı C.B.'nin adına kayıtlı telefonu Malatya'da astsubaylık yapan kardeşine verdiği belirlendi. Yıldırım'la görüştüğü belirlenen Kartal Cumhuriyet Savcısı Refik Hakan Başverdi ise dava dosyasındaki telefonun adına kayıtlı olduğunu kabul ediyor; ancak kendisini, "Sizin annenizde babanızda size kayıtlı telefonlar yok mu? Bunun gibi. O telefon kendi akrabamda kullanılan bir telefon. Benim kullandığım bir telefon değil." sözleriyle savunuyor. Sanıklardan Hamit Çeker'in babasına ait numaradan da adresi Malatya 2. Ordu Lojmanları olarak geçen K.D. ile çok sayıda görüşme yapıldığı belirlendi. Davanın bir numaralı sanığı Emre Günaydın'ın, hakkında takipsizlik kararı verilen Malatya İl Genel Meclisi üyesi R.P. ile 15 Mart-12 Nisan 2007 arasında 18 kez mesajlaştığı ve görüştüğü anlaşıldı. Sanıkların, Yüksekova'da öğretmenlik yapan F.B., Malatya İnönü Üniversitesi'nde görev yapan F.U., 22 Temmuz'da milletvekili adayı olan Ö.P. ile de çok sayıda görüşme yaptıkları tespit edildi. Sanıkların Adana'da yaşayan yazar A.A. ile yaptıkları görüşmeler de dikkat çekti. Zirve Yayınevi'ne yapılan baskına ilişkin soruşturmalar da devam ediyor.