İYİLİĞİN MASKESİ OLUR MU?

İnsanın en çok zoruna giden, kötülüğün iyilik kılığına girmesidir…

Yahu, bu nasıl bir iştir? Vallahi bazen aklım fikrim ermiyor, insanın aklı almıyor, yüreği kaldırmıyor!

Bizim bir derdimiz var bu hayatta: İyilik yapmak, bir garibanın duasını almak, bir yetimin başını okşamak, aç bir insanın karnını doyurmak, çaresiz kalmış bir insanın elinden tutmak…

Bir yoksul gördüğümüzde yüreğimiz sızlıyor. Bir çocuğun aç olduğunu duyduğumuzda boğazımız düğümleniyor. Bir annenin çaresizliğini gördüğümüzde kendi soframızdaki lokma boğazımızdan geçmiyor.

Çünkü biz böyle öğrendik.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) merhametini, paylaşmayı, infak etmeyi öğütleyen hadislerini düşünüyoruz. Ahiretimizi düşünüyoruz. Bu dünyadan göçüp giderken arkamızda bir hayır, bir dua, bir güzel iz bırakabilmenin derdine düşüyoruz.

Bu niyetlerle dernekler kuruyoruz. Gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Afrika'ya gidiyoruz, Suriye'ye gidiyoruz, Afganistan'a gidiyoruz, Mısır'a gidiyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışıyoruz.

Bazen kendi ailemizden, zamanımızdan, rahatımızdan fedakârlık ediyoruz. Ama bir çocuğun yüzündeki tebessümü görünce bütün yorgunluğumuzu unutuyoruz.

Çünkü biz bu işi para için, makam için, şöhret için değil; Allah rızası için yapmaya çalışıyoruz.

Sonra başka insanların da iyilik yaptığını görüyoruz. Başka derneklerin, başka gönüllülerin, başka hayırseverlerin mazlumlara koştuğunu duyuyoruz.

İnanın, kendi yaptığımız iyilik kadar seviniyoruz!

Helal olsun diyoruz. Allah razı olsun diyoruz. İşte insanlık ölmemiş, işte dünya hâlâ böyle güzel insanların hatırına ayakta duruyor diyoruz.

Ülkemizin insanlarıyla gurur duyuyoruz.

Ama sonra…

Bir haber çıkıyor karşımıza.

Bir yardım kuruluşuyla ilgili bağışların amacı dışında kullanıldığı iddiaları…

Bir başka dernek yöneticisi hakkında kara para aklama suçlamaları…

Bir başkası hakkında kumar, usulsüzlük, yolsuzluk haberleri…

Haluk Levent gibi toplumun yardım faaliyetleriyle tanıdığı isimler hakkında ortaya atılan iddialar…

Elbette iddia başka, ispat başka. Kimseyi hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmadan suçlu ilan etmek doğru değil. Ama bu tür haberlerin ve iddiaların ortaya çıkması bile insanın içini acıtıyor.

Ve kendi kendime soruyorum:

Yahu, siz ne yapıyorsunuz?

İnsanların merhametini, yetimin hakkını, garibanın umudunu nasıl böyle tartışmaların içine düşürüyorsunuz?

Bir insanın cebinden çıkardığı son yüz lirayı düşünün.

Belki kendi çocuğuna bir şey alamamış ama Afrika'daki bir çocuğun su içebilmesi için bağışlamış.

Belki emekli maaşından artırmış, belki mutfak masrafından kısmış, belki kendi ihtiyacını ertelemiş.

Ve o parayı verirken tek bir şey düşünmüş:

"Allah'ım, kabul eyle."

İşte beni asıl kahreden budur!

Çünkü yardım parası sıradan bir para değildir. O paranın içinde bir annenin duası, bir babanın alın teri, bir çocuğun umudu, bir mazlumun gözyaşı vardır.

O para emanettir!

Ve emanete ihanet, sadece bir insanın hakkını yemek değildir; insanların iyiliğe olan güvenini de yaralamaktır.

Düşünebiliyor musunuz?

Bir kişinin yaptığı yanlış yüzünden binlerce samimi gönüllünün emeği sorgulanıyor.

Bir dernek hakkındaki şaibe yüzünden gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşan yüzlerce kuruluş zan altında kalıyor.

Bir insanın hatası yüzünden bağış yapmak isteyen başka bir insanın içine şüphe düşüyor.

Ve belki de en acısı, o şüphe yüzünden bir yetime ulaşacak yardım gecikiyor, bir açın sofrasına gidecek ekmek eksiliyor.

İşte bu yüzden böyle meseleler beni herkesten çok yaralıyor.

Çünkü biz iyiliğin ne kadar zor şartlarda yapıldığını biliyoruz. Bir bağışın nasıl toplandığını, bir yardım kolisinin nasıl hazırlandığını, kilometrelerce yolun nasıl aşıldığını, bazen bir tek ihtiyaç sahibine ulaşmak için ne kadar mücadele edildiğini biliyoruz.

Bir de şunu çok iyi biliyorum:

İyilik yapmak başka, iyiliği kendine makam, menfaat ve şöhret kapısı yapmak bambaşka bir şeydir.

İyilik insanı büyütmelidir ama kibirlendirmemelidir.

İyilik insanı tanıtabilir ama insan iyiliği tanınmak için yapmamalıdır.

Bir derneğin başında olmak kimseye dokunulmazlık vermez. Bir insanın binlerce kişiye yardım etmiş olması da kendisine teslim edilen emanetin hesabını vermeyeceği anlamına gelmez.

Hatta tam tersine!

İyilik adına ortaya çıkan insanın sorumluluğu daha büyüktür. Çünkü onun omuzlarında yalnızca para değil, insanların güveni vardır.

Bu yüzden yardım kuruluşlarında şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik bir tercih değil, vicdani bir zorunluluktur.

Ben kimsenin kötülüğüne sevinmem. Kimsenin suçlu çıkmasını istemem. Hakkında iddia bulunan herkesin adil biçimde araştırılmasını, masum olanın aklanmasını, yanlış yapanın ise kim olursa olsun hesap vermesini isterim.

Ama bir şeyi de bütün kalbimle söylemek istiyorum:

Ne olur, insanların iyilik yapma duygularını öldürmeyin!

Ne olur, yetimin hakkına gölge düşürmeyin!

Ne olur, garibanın duasını kişisel hesaplarınıza karıştırmayın!

Ne olur, Allah rızası için verilen emanetleri dünyevi menfaatlere alet etmeyin!

Çünkü bu milletin merhameti çok kıymetlidir. Bu millet, dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığı bir çocuk ağladığında gözyaşı dökebilen bir millettir.

Bu güzelliği kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.

Bütün bunlara rağmen biz iyilikten vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü birkaç kişinin yanlışı yüzünden bütün iyilik sahiplerini suçlamak da başka bir haksızlıktır.

Çünkü hâlâ gecesini gündüzüne katan, cebindeki son kuruşu paylaşan, adını bile duyurmadan binlerce insana yardım eden tertemiz gönüller var.

Ve ben inanıyorum ki bu dünya hâlâ onların yüzü suyu hürmetine güzelleşiyor.

Biz yine mazlumun yanında olacağız. Yine yetimin başını okşayacağız. Yine açın sofrasına ekmek götüreceğiz. Yine Afrika'da bir su kuyusunun başında sevinecek, Suriye'de bir çocuğun tebessümünde huzur bulacağız.

Ama iyiliğin adını kullanarak yanlış yapanlara karşı da susmayacağız.

Çünkü iyiliği korumak da iyilik yapmanın bir parçasıdır.

Son sözüm şudur:

İyilik, insanlara gösterilecek bir maske değil; Allah'a karşı taşınacak bir emanettir.

İnsanları bir süre kandırabilirsiniz. Kalabalıkları etkileyebilirsiniz. Alkışlar alabilirsiniz. Ama vicdanınızdan ve Allah'ın huzurunda vereceğiniz hesaptan kaçamazsınız.

Rabbim bizi iyiliği gösteriş için yapanlardan değil, samimiyetle yapanlardan eylesin.

Rabbim bizi yetimin hakkına el uzatanlardan değil, yetimin hakkını koruyanlardan eylesin.

Ve Rabbim, insanların merhametini kendi menfaatine kullananlara fırsat vermesin.

Unutmayalım: İyiliğin en büyük düşmanı yalnızca kötülük değildir. Bazen iyilik kisvesine bürünmüş menfaattir.

İşte benim aklımın almadığı, yüreğimin kabullenemediği ve en çok da zoruma giden budur…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.