Mehmet Tozoğlu

Mehmet Tozoğlu

EDEP, HAYÂ VE AHLAKIN OLMADIĞI YERDE ÇIPLAKLIK ÖZGÜRLÜKSE, REZİLLİĞİN TANIMI NE?

Gönülden Gönüle Cuma Sohbeti

Ruh Kökümüzü Hedef Alan Büyük Bozulma Projesi ve Çatlayan Ar Damarı

Cuma’yı Şerifiniz mübarek olsun…

Yüce Rabbimiz! Cuma gününün nuru ve bereketi hürmetine kalplerimizi hidayet üzere sabit kıl, idrakimize basiret, gönüllerimize hakikat sevgisi ihsan eyle. Bizleri edep, hayâ ve güzel ahlak ziynetinden ayırma; hanelerimize huzur, mukaddesatımıza sebat, ümmet-i Muhammed’e dirlik ve vahdet lütfeyle. Âmin.

Bu kelam; kelime-i tevhidi kalbine nakşetmiş, İslam’ın izzetini ve edep ölçülerini hayatının merkezine koymuş Müslüman kardeşlerimize bir vicdan muhasebesidir. Amacımız kimseyi tahkir etmek değil; unutturulmak istenen ulvi değerlerimizi ve insanlık onurumuzu yeniden hatırlatmaktır. İslam inancına mensup olmayan vatandaşlarımızın bu hitabı üzerlerine almalarına gerek yoktur; onlara karşı vazifemiz hakikati nezaket ve hikmetli öğüt çerçevesinde beyan etmektir.

Bugün süslü lafların arkasına saklanmadan, doğrudan gerçeği konuşmak zorundayız. Çünkü hedef alınan şey; geçici bir moda tartışması ya da sıradan bir giyim tercihi değildir.

Mesele; bir toplumun edebini, hayâsını ve kimliğini yok etmeyi amaçlayan açık bir çıplaklık ve teşhircilik kuşatmasıdır.

Milletler bir günde yıkılmaz. Çöküş önce kalplerdeki utanma duygusunun zayıflamasıyla başlar. Ar damarı çatlayan bir toplumda önce edep kaybolur, ardından ahlak yara alır. Ahlakı bozulan bir toplumda aileler birer birer dağılır; aile dağılınca da o milletin geleceği kararır. İşte bu yüzden gerçeği süslü laflarla gizlemek kime ne kazandırır?

Sokaklarımız, hayasızlığın ve çıplaklığın sıradanlaştırıldığı bir sahneye dönüştürülmüştür. Bugün şehirlerin caddelerinde sergilenen bu tehlikeli manzara; ne masum bir "gelişme" ne de basit bir "yaşam tarzıdır.

Asıl felaket; bu açık çıplaklığın "çağdaşlık", "özgürlük" ve "modernlik" adı altında hafife alınması, toplumun zihnine "zararsız bir durum" gibi kazınmaya çalışılmasıdır. Bedenini sergilemek ilericilik sayılırken; örtünmek, iffeti ve gizliliği korumak adeta bir gericilikmiş gibi sinsi bir algı yürütülmektedir.

Şunu açık yüreklilikle sormak gerekmez mi?

İnsan bedenini örtmek yerine, neredeyse çıplak denecek giysilerle sokakları birer sergi alanına çevirmenin; nefse uyup dikkat çekmeyi "özgürlük" diye sunmanın hangi dinî ölçüde, hangi gelenekte, hangi insanî edep anlayışında yeri vardır?

Aklını ve vicdanını kullanan herkes bilir ki; bu dünyada değerli olan hiçbir şey ulu orta açıkta bırakılmaz, ulu orta sergilenmez. Altın kasalarda saklanır, mücevher özenle korunur; değerli ne varsa sakınırız. İnsanın bedeni, namusu ve kişiliği de bu dünyadaki en değerli varlığıdır. O değeri soyunarak sokağa saçmayı "çağdaşlık" sanmak, insan onurunu ucuzlatmaktan başka bir şey değildir.

Bizim kültürümüz; soyunmayı değil giyinmeyi, sergilenmeyi değil örtünmeyi, nefsin isteklerini öne çıkarmayı değil edep ve utanma duygusunu esas almıştır.

Bir milleti sadece topla, tüfekle yıkamazsınız. Asıl yıkım; değerleri içeriden çürütmek, haram ile helal arasındaki sınırları belirsizleştirmek ve hayâsızlığı sıradan hale getirmektir. Bu bozgunculuğun en sinsi yönü işte budur.

Bu aziz vatan, asırlardır İslam’ın değerleriyle yoğrulmuş, şehitlerin kanıyla sulanmış bir gül bahçesidir. Büyüklerimiz bu bahçeyi edep ile büyüttü, imanla korudu. Fakat gül bahçesindeki yabani otlar zamanında sökülüp atılmazsa; önce güllerin suyunu kurutur, sonra toprağı zehirler, en sonunda da bütün bahçeyi sarar.

Toplumların manevi çöküşü de tıpkı böyledir:

* Çıplaklık ve kötülük önce alışılmadık bir durum sayılır,

* Sonra alışkanlığa dönüşür,

* Ardından sıradanlaşır,

* En sonunda ise alkışlanan bir şey haline gelir...

Çıplaklık özgürlük değildir; insanın kendi nefsinin ve popüler kültürün kölesi olmasıdır. Gerçek özgürlük; nefsin arzularına değil, iradene ve ahlakına sahip çıkabilmektir. Gerçek medeniyet; bedeni sergilemek değil, iffeti ve insan onurunu koruyabilmektir.

Unutmayalım ki bir toplumun yıkılışı binaların çökmesiyle başlamaz. Önce utanma duygusu kaybolur, sonra edep zayıflar, ardından ahlak bozulur, aile sarsılır ve en sonunda millet dağılıp yok olur.

Bugün her birimize düşen asıl görev; önce kendi nefsimizi hesaba çekmek, ardından ailemize, evlatlarımıza ve kutsal değerlerimize sahip çıkmaktır.

Rabbim bizleri edebi süs, hayâyı zırh edinen kullarından eylesin. Nesillerimizi dürüstlük, temizlik ve doğru yol üzere sabit kılsın. Şehrimizi, memleketimizi ve bütün İslam beldelerini her türlü ahlaki çöküntüden, hayasızlıktan ve sinsi bozgunculuk projelerinden korusun.

Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.