Emetullah Akkaya

Emetullah Akkaya

Abdurrahman bin Avf

“ Adalet olmadıkça yönetimin, cömertlik olmadıkça zenginliğin, alçak gönüllülük olmadıkça yükselmenin faydası olmaz.” (Hz. Ömer)

“Bir hurmanın yarısı da olsa ( sadaka vererek) kendinizi ateşten koruyun.” ( Hadis-i Şerif)

“Cömertlik ve yardım etmek de akarsu gibi ol.” ( Hz. Mevlana)

Bir müşteri aldığı ürünleri titizlikle paketleyen ve son derece mütebessüm bir çehre ile kendisine uzatan görevliye bahşiş verir. Görevli aldığı bahşişten dolayı mutludur ve her gün bindiği servise binmeyip evine taksi ile gitmeye karar verir. İnerken taksiciye bir miktar bahşiş bırakır. Taksici o gün elde ettiği kazançtan memnundur. Yolda, kaldırımda oturan ihtiyar bir amcaya para verir. Amca sabahtan beri yanından ayrılmayan, aç olduğu her halinden belli olan küçük bir köpeğe süt alır. Köpek amcanın peşini bırakmayıp amcayla birlikte apartmana girer. O gece apartmanda bir yangın çıkar. Köpek öylesine havlar ki; sesiyle bütün apartmanı ayağa kaldırır. Apartman sakinleri o küçücük köpek sayesinde yangından kurtulurlar. Aslında her şey mağazadaki görevlinin güler yüzlü oluşuyla başlamıştır ve buna domino etkisi denir.

Bu durum olumsuz konularda da aynıdır. Eğer siz birinin canını sıkacak onu üzecek bir tavır sergilerseniz farkında olmadan o kişinin anne babasını veya çocuklarını; yahut kardeşlerini veya eşini üzmüş olursunuz. Asırlar önce fahri kainat efendimiz “ Güleryüz sadakadır.” buyurarak aslında ne kadar da kapsamlı ve ehemmiyetli bir hususa dikkat çekmiştir. Eğer sadaka olarak verecek hiçbir şeyimiz yoksa birinin elindeki ağırlığı yüklenebilir, yoldaki zararlı bir şeyi yoldan kaldırabilir, komşumuzu güler yüzle karşılayabiliriz.

Fakat bunlar uygulanabilirliği daha kolay olan tercihlerdir. Biz bunları yaparken aynı zamanda elimizi cebimize götürebiliyor muyuz asıl önemli nokta bu. Çünkü sevilmek istiyoruz alemlerin rabbi tarafından… Cenneti arzuluyoruz… Sevilenler vererek sevildi biliyoruz…

Severek verdiler, verdikçe sevildiler… Hz. Osman gibi… Hz.Ebubekir gibi… Sad bin Ebi vakkas gibi... Abdurrahman bin Avf da onlardan biriydi.

28 yaşında gencecik bir delikanlı olan bu değerli sahabi Yemen’de Varaka bin Nevfel misali haniflerden olan Askalan bin Avakin ile tanıştı. Ve onun sohbetinde bulundu. Bu zat gelecek olan son nebiden ve onun özelliklerinden bahsediyordu. İslamiyetten önceki adı Abdülamr olan Abdurrahman (r.anh) Mekke’ye döner dönmez yakın dostu Ebebekir ile bu konuyu konuştu. Bu söylenilenleri Ebubekir (r.anh) de duymuştu.

Nihayet kainat güneşi doğmuş insanlara islamiyeti tebliğ ediyordu. Ebubekir yetişkin erkekler içerisinde islama ilk giren kişi oldu. Kendisi islamla müşerref olduktan iki gün sonra Abdurrahman’ı islama davet etti. Abdurrahman bin avf 8. Müslüman olma şerefine nail oldu. Onun adını Rasul-ü Ekrem Abdurrahman olarak değiştirdi. Rahman’ın kulu-kölesi… Allah’ın (c.c) en sevdiği iki isim Abdurrahman ve Abdullah idi. Artık o Allah’ın en sevdiği isim ile çağrılacaktı.

Medine’ye hicret ettiğinde Sad bin er-rabi ile kardeş ilan edildi. Sad , Abdurrahman’a ; iki tane bahçesinin ve iki tane hanımının olduğunu ve dilerse kendisine her ikisinin de yarısını verebileceğini söyledi. Abdurrahman tebessüm ederek “Allah iyiliğini versin, sen bana pazarın yolunu göster.” dedi. Ve orada ticarete ilk adımını atmış oldu. Atıldığı her işte öylesine karlı çıkıyordu ki kendisi için : “Dünya yüzüme güldü. Hangi taşı kaldırsam altından mutlaka altın veya gümüş bulacağıma inanıyorum.” demiştir.

Bedir savaşına da katılan bu değerli sahabi uhud savaşında yirmi yerinden yaralanmıştı. Bazı yaraları bir erkek elinin sığacağı kadar derindi.

Allah rasulü bir gün bir seriyye hazrlığındaydı. Ashabından orduyu kuşatmak için yardım istedi. Abdurrahman (r.anh) neyi var neyi yoksa tam yarısını getirdi. Allah rasulü onun için “Allah senin verdiklerini de vermediklerini de bereketlendirsin.” diye dua etti. Bu dua onun hayatı için adeta bir dönüm noktasıydı. Artık hayatı boyunca malının bereketi hiç eksik olmayacaktı. Efendimizin vefatından sonra bir gün bir sefer dönüşünde 700 deve, develerin üzerinde buğday, un ,yağ, elbise ve nice eşyalarla Mekke’ye girildiği görüldüğünde Hz. Aişe annemiz ona bir haber salar. Bu haber efendimizden bir hadisi nakletmektedir: “ Abdurrahman emekleyerek cennete girecektir.” Annemiz şerhinde emeklemekten kastın çok sevinmek olduğunu belirtmiştir. Abdurrahman bin Avf bu müjdeyi duyunca derhal Aişe annemizin yanına gelir ve : Şahit ol anne! Bu develer üzerlerindeki yüklerle beraber Allah yoluna fedadır, buyurur. Efendimizin vefatından sonra ezvac-ı tahiratı tertemiz mübarek annelerimizi gözetip, kollamış maddi anlamda onları kimseye muhtaç etmemiştir.

Cennetle müjdelenen on sahabeden biridir.

Efendimizin (s.a.v) naaşını toprağa indiren dört kişiden biridir.

Onun cenazesini de Sad bin Ebi Vakkas taşımış, namazını Hz. Osman kıldırmıştır.

Abdurrahman bin Avf misali madden ve manen Allah yolunda verebildiğimiz her infak bizi hüsn-ü hatimle taçlandıracaktır. Ve yine malımızı Allah yolunda harcamak gibi, hissettiğimiz her güzellik, vazgeçtiğimiz her kötülük, sabrettiğimiz her imtihan ve şükrettiğimiz her nimet hanemize infak olarak yazılacaktır bi iznillah. Rabbimiz bizleri aldığımız nefesler de dahil bize verilen her nimetin infakını yapabilenlerden eylesin.

Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.