Durali Göğüş
Durdurmazsak Durmayacaklar
Yüzyılımızın en melanet topluluğu haddini çoktan aştı ve aşmaya da aynı hızla devam etmekteler. Bu melun topluluk, sapkın inançları istikametinde insanlık kodlarını tahriple vahşi bir yaratığa dönüşmüş durumdalar. Kendilerinin haricindeki insanlığa ve inançlara karşı acımasızca soykırım ve vahşete son sürat devam ediyorlar. Durmuyorlar ve durmaya da niyetli gözükmüyorlar. Azgınlıkları sadece insanlığa değil, canlı ve cansız varlıklara. Neden durmuyorlar diye bir soru her akıl sahibince sorulmakta. Cevap tek: İnsanlık susuyor da ondan.
Bu aynı şuna benzemekte: Basit bulabileceğiniz lakin akıllarda kalması açısından önemli bir örnekle anlatmaya çalışayım. Şöyle ki, yaşanılan hayatı bir trafiğin aktığı bir yoğunluk olarak tahayyül edelim. Aldıkları ile kafaları zom olmuş üç beş serseri, biri direksiyonda, akıl yerinden ayrılmış, son sürat trafikte ilerliyorlar; hız sınırı yok, kurallara uyum sıfır. Etrafındakilerin canını hiçe sayarak trafikte canavarlaşan bir grup. Şimdi tam da burada insanlık da aynı akışın içerisinde. Diğerleri bu serserilerin sınırsızca, fütursuzca yaptıklarına şahitler.
Peki, bunların kendileri için ne kadar tehlike oluşturduklarını bildikleri hâlde devreye girerek sorumluluk yüklenmeleri gerekmiyor mu? Yoksa “Aman ben kurtardım, şimdi bunlar birilerinin başını yakacak.” düşüncesi basitliğinde mi? Akl-ı selim düşüncenin yapması gereken; derhal plaka, istikamet ve yeri güvenlik birimlerine iletmek, insanlık görevi olduğu bilincinde duruma el atması gerekmiyor mu? Görmezden gelip suskunluğu tercih edersek, trafikte kim varsa ayırt etmeden önüne geleni ezip geçmeyecek mi bu iradesi sıfır olan kafalar?
Şimdi örneğimizle dünyamıza bir bakalım. İnsanlığa musallat olmuş sapkın bir topluluk demiştik yazımızın başında. Peygamberler katili kavmin durumu da aynıdır. Küresel yaşam akışı içinde, aynı trafikteki sapkınlar gibidir bu lanetli topluluk. “Durdurmazsak durmayacaklar.” Hemen burada şu atasözümüzü hatırlayalım: “Yılanın başı küçükken ezilir.” Yoksa etrafına korku salarak, ne çıkarsa yok ederek beslenmeye, büyümeye ve ilerlemeye devam edecektir.
Bu yılanı kodlarsak: terör devleti itrail. Yüzyılımızın sadece seyredilerek izlendiği Siyonistler, insanlığı ve özellikle Filistin özelinde Gazze ve Ortadoğu Müslümanlarını tehdit etmeye devam etmekte. Gazze direnişi ile insanlığa bu lanetli sapkınları deşifre etmiş durumda. İnsanlık, özellikle İslâm toplulukları, bu insanlık sınavında kalmış durumda düşüncesindeyim.
Gazze’yi harabeye çevirdiler; çocukları, kadınları ve yaşlıları… Yetmiş beş bin şehit, yüz binlercesini yaraladılar; durdurmadık. Hamas’ın liderleri (Heniyye, Sinvar) ve daha nicelerini katlettiler; sustuk. Gerçek manada onlar kazandılar; zulmü göremeyen, sessiz kalan, konformizm yaşamında boğulan, dünyevileşen halklar kaybettiler.
“Elimiz durdu, dilimiz sustu, merhamet ve vicdan kaynağımız kalbimiz dondu.” Sonuç: itrail yılanı sınırları işgalde ilerlemeye devam ediyor, durmuyor. Makam, para ve şöhret dedik; günü kurtarmak adına medeniyeti kurma hedefimizi ufalttık, kısalttık.
Devam edelim, nerelerde durdurmadığımıza: Müslümanın ilk kıblesi Mescid-i Aksa ibadete kapatıldı; Filistinli gençler toplu olarak idama götürülme görüntülerine “yazık” dedik, geçtik. Onlar “Allahu ekber”lerle şehadete koşarak giderken, Müslümanların kayıtsızlığı bizler için bir utançtır nihayetinde. Durdurmak için yokuz; kısır kınamalar, BM ve emperyalist koruma kurumlarından medet umma gibi boş söylemler, hayaller peşinde avunuyoruz neticede.
Yıllardır yaptığımız sloganik protesto gösterileriyle durdurabileceğimizi zannettik hep. “Olmadı, olmaz da.” Bu eylem elbette yapılmalı; tek bu yolla olmaz. Neticede bunun yankısı ve etkisizliğine on yıllar şahit. Trafik ve yılan örneklerindeki eşdeğer. Evanjelist Siyonist lobi şeytanlarının figüranları durdurulmalıdır.
Rabbimizin bize şerle mücadele emri varken, biz tekrar kötülükle mücadeleyi Allah’a havale ediyoruz sanki. Yapılması gereken, Yaratan’ın emri doğrultusunda olmalı. Onlar hangi teknik ve inançla saldırıyorsa, karşılık onların anladığı dille karşılık bulmalı. Yol, anladıkları dil; ecdadın verdiği bir mücadele ruhu ile verilmelidir. Ancak “Osmanlı tokatı” durdurur bunları!..
Sizce…