'Dev'ler medyasında neler oluyor

'Dev'ler medyasında neler oluyor

E. Çölaşan, A. Doğan, F. Altaylı ve T. Özkan tartışması enterasandı...

Kanaltürk'teki Emin Çölaşan, Aydın Doğan, Fatih Altaylı ve Tuncay Özkan katılımlı medya tartışması çok enterasandı...

AYDIN DOĞAN: Medya sahibi olmayı sadece holding sahibi olmakla sınırlandırmamış. Gazete patronluğu denilen şey üzerine bir hayli ideolojik, felsefi, küresel bilgiye sahip olmuş. Ama sadece gazetenin değil aynı zamanda şirketler grubunun sahibi olarak ikisi arasındaki dengeyi tutturmak için de büyük bir çaba içinde. POAŞ elinden gitsin istemiyor ama Hürriyet'i de bırakmak hoşuna gitmiyor... Bu olay özelinde kimin yalan söylediği, kimin işine geldiği kısmını öne çıkardığı mühim değil. Ama Türkiye yakın tarihini iyi anlayacaksa, bir kitap yazması gereken isim kesin Aydın Doğan...

ERTUĞRUL ÖZKÖK: Emin Çölaşan'ın kitabında ısrarla söylediği, sonra da Kanaltürk'te müztehzi ifadelerle tekrar ettiği cambazlık özelliği kesin. Bütün konuşmalardan benim anladığım, Aydın Doğan'a rağmen bir süre Emin Çölaşan'ı kollamış. Bunun tek nedeni eski tanıdık olmaları değil belli ki. Hürriyet'in projeksiyonu açısından zamanlamanın da uymadığını düşünmüş. Zaman zaman ikna için Aydın Doğan'ın adını anması zaman zaman da kendi isteklerini dayatması bunun göstergesi. İstediği şey "çok zor bir şey" değil aslında: daha az başağrıtan bir Emin Çölaşan. Bu sürecin bundan sonra Özkök'ü de içine katarak yeni bir sürece gideceği hissi çok güçlendi bende. Ertuğrul Özkök, eğer gerçekten dediği gibi cambazsa işi iyice zor. Çünkü düşerse aşağıda bekleyeni çok... 

EMİN ÇÖLAŞAN: Onun Türkiye'de Uğur Mumcu'dan sonra boşalan bir alanı doldurduğu kesin. Merhum kadar başarılı olup olmaması değil. Temsil ettiği zihniyeti o doldurdu. Çünkü Cumhuriyet Gazetesi içinden yeni bir Uğur Mumcu çıkaramayınca, son dönemde minik kuşu unutulsa bile, Çölaşan gibi, istihbarat bilgisini laik ideolojiyle besleyen kaç kuvvetli kalem kaldı ki. Bu sözleri farklı bir dille olsa da Aydın Doğan bile telafuz etti. "Gazete içinde Tanrı gibiydi" diyerek. Böyle bir kitabı yazması iki şeyi gösterdi. Şimdilik bir maddesiyle yetineyim; Hürriyet'i tamamen unutmuş. Bugüne kadar farklı görüşlerden işten atılanlar için Emin Çölaşan'ın kalem oynattığına ben şahit olmadım. Hala Barlas gitsin Birand gitisin diyor. Demek ki bazı insanların atılması fikir özgürlüğü açısından değer taşımıyor onun gözünde.. Emin Çölaşan, patronunun iktidar ilişkisini kitaplaştırmak için işten atılmayı bekliyor. Hadi bu kaçınılmaz ama hala iktidarın kendisiyle değil hükümetlerle uğraşıyor. Yani istediği bir hükümet gelse, sesini pek de çıkarmayacak. Ayrıca iktidarla olan meselesi her ne kadar toplumsal gözükse de özünde kişisel. Koalisyon olsa bir kanadıyla işten sıyrılacak. Bunu bizzat kendi söyledi.

FATİH ALTAYLI: Artık açılmış bir pandora kutusu. Gazetenin içindeyken, bu söylediklerinin yüzde birini söylesiydi, inandırıcılığı yüzde yüz olurdu. Zor bir matematik gibi gelebilir bu ama doğru. Fatih Altaylı'yla ilgili bu konularda beni rahatsız eden söyledikleri değil. Söyleme şekli ve zamanlaması... Dün akşam bile tartışmayı Sabah-Doğan eksenine çekti. Emin Çölaşan'ın meselesi olmaktan çıkarıp olayı Doğan Grubu üzerinden medya meselesi haline getirdi. Bu, iyi gibi gözükmesi gereken yaklaşım, medya denilen iki büyük grubun oluşturduğu kütledeki Sabah'ı yine görmezden gelmesi yüzünden güme gitti. Gördüğünde de gereğinden fazla övdü. Fatih Altaylı'daki kronik durum bu gelişmelerde ortaya çıkıyor. Altaylı'nın gerçekten önemli, deneyimle örülmüş bilgilerin öğrenmemiz için Hürriyet Gazetesi'nden ayrılıp Sabah'a geçmesini beklemek zorunda kalmıştık. Sabah Gazetesi'ne hükümet baskılarını anlamak içinde zorunlu ayrılğını beklemiştik. Gol vuruşu için hep yanlış yerde sanki.

TUNCAY ÖZKAN: Ben Tuncay Özkan'ın gazetecilik perspektifinin çok zengin olduğuna inanmıyorum. Televizyon kanalı kurmuş olabilir, medya grup başkanlığı da yapmış olur ama kullandığı cümle sayısına bakınca, Ertuğrul Özkök için, "ona ben entelektüel demem" lafı komik kaçtı.Tuncay Özkan iktidar yüzünden ayrıldığını söylüyor ama bir başka iktidar yüzünden transfer edildiği iddialarına hiç değinmiyor. 

Neyse. Bütün bu tablodan benim gibi insanlar nasıl bir sonuç çıkarır acaba diye düşününce ilginç sonuçlar çıkıyor ortaya. Medyanın yakın tarihindeki bütün iktidar, para, sermaye, hırs, beceri, başarıya ilişkin misketler ortalığa saçıldı. İnsan ismi geçenlerden hiçbirini kendine yakın hissedemiyor. Yeni bir dönem ihtiyacı için bile bu his yeterli değil mi?

Ömer Özgüner-Medyatava