Dedemin Gözleri Maviydi…

Eylül ayının birinci haftasında Hollanda’nın Soesterberg kentinde “Din, Kalkınma ve Avrupa Birliği” konulu bir sempozyum yapılacak. Sempozyumun ön hazırlıkları çerçevesinde sempozyum tertip komitesinden iki göbek Hollandalı, Endonezya asıllı bir bayanla sempozyuma davet edilecekler üzerinde konuşmaktayız. Önümüzdeki listede, sempozyuma davet edilenlerin çoğunluğunun Hıristiyanlardan oluştuğundan hareketle, Hollanda’da sempozyumu takip edebilecek Müslüman entellektüellerin de davet edilmesi için bir liste oluşturmaya gayret ettik. Derken iş geldi çattı son gelişmelere. Londra’daki bombalama, Türkiye’deki münibus olayı… Konuşma insanların, yani bu tür olayları işleyen genclerin nasıl bir dünyaya inandıklarında düğümlendi. Sadece Müslüman gençler değildi bu tür olayları yapanlar elbette. Diğer dinlere, inançlara mensup gençlerde aynı intihar olaylarını hiç gözlerini kırpmadan yapabiliryorlardı. Bu konuda, yani insanların kendilerini adama konusunda Japonlar üzerinde bir araştırma yapıldığını ve sonucunda insanların aile şerefleri ya da vaad edilen öbür dünya için bu tür olayları yapabilmeleriydi. Hakikaten, eğer Londra’daki ve diğer intihar olaylarındaki gençler bir inanç uğruna bu işleri yaptılarsa, sosyal psiokologların bu iş için mutlaka araştırmalar yapmaları gerekiyordu. Sıradan beyin yıkama olarak geçiştirilemez bu olaylar. Ancak araştırmacıların işi oldukça zor. Zira bu işleri yapanlarla derinlemesine mülakat yapma imkânı yok. Çünkü olay esnasında ya da sonrasında zaten olayı yapanlar büyük ihtimalle kül oluyorlar.Sohbetimiz ilerledikçe, acaba modern toplumun bu olaylarda hiç mi sorumluluğu yok gibi bir soru çıkıverdi ortaya. Yani bizimde içinde yaşadığımız bu toplum ve toplumu idare eden, yönlendiren insanların, gençlerin böyle düşünmelerine bilerek veya bilmiyerek katkıları yok muydu?Yıllardır, özellikle Doğu blokunun dağılmasından sonra dozunu giderek artıran bir İslâm karşıtlığı ve Müslüman düşmanlağı başta Birleşik Devletler olmak üzere Batı’da yaygınlaştı. Adetâ bir İslâm karşıtlığı oluşturulmaya çalışıldı. Bırakın Orta Doğu’daki Müslümanları, Batı Avrupa ülkelerinde yaşamakta olan ve sayıları bugün onbeş milyonu bulan Müslümanlar genel anlamda dışlandılar. İnançlarına, kültürlerine, âdet ve geleneklerine saldırıldı. Biz ve Siz olarak ayırt edilip farklılıkların hep altı çizildi. Müslüman kadınların ezildiği bahanesiyle, müslümanların inançlarını hatta çok değerli varlıklarına hakaret edildi. Gruplarararası uyum sağlanacağı yerde, ayırım ve uçurum sanki teşvik edildi. Bu sürecin ilerlemesine elbette bazı müslümanlarda yapmış oldukları hareketlerle yardımcı oldular. Sürecin hızlanmasına katkıda bulundular. İki göbek öncesi, yani dedesi Hollandalı olan Endonezya asıllı bayanın ifadesiyle Hollandalılar bizi hiç kabul etmediler. Ben Endonezya’da doğdum, Hollanda’da büyüdüm, Hollandaca konuşuyorum. Ancak bizi kendilerinden hep ayrı gördüler ve görmeye devam ediyorlar. Benim dedem Hollandalı’ydı. Gözleri de maviydi. Eşim Hollandalı, ancak çocuklarımın gözleri çekik, Endonezya izi var. Çocuklarım bile yabancı kabul ediliyor. Peki diyorum hâlâ, Hollanda’da veya diğer bir modern toplumda toplu katliam, soykırım olabilir mi? Hayır diyemem diyor bayan. İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden ne kadar geçtiki. Daha dün Srebinica’daki olaylara seyirci kalan bu modern toplumda tarih bilinci yok. Özellikle gençler daha dün yaşanan toplu katliamları bilmiyorlar. Hatırlamıyorlar. Bihaberler. Fransa’da ve Hollanda’da yapılan Avrupa Anayasası oylamasında “Hayır” diyenlerin ezici çoğunluğu gençlerden oluşuyor. “Evet” diyenler, yaşlılar; zulmü, adaletsizliği, katliamları görenler, hatırlayanlardır. Ünlü bilim adamı Prof. Türkkaya Ataöv geçtiğimiz aylarda Amsterdam’da sözde Ermeni soykırımı üzerine bir seminer vermişti. Yaptığı açıklamalar insanın dudaklarını uçuklatmaya yeter ve artardı. Seminer sonrası kendisine “Bu saatten sonra Avrupa’da bir etnik soykırım olabilir mi”diye bir soru yöneltilmişti. Ataöv’ün cevabı, insanın ürpermesine vesile olacak şekilde aynen şöyleydi: “Olamaz, diyemem” olmuştu. Hollanda’nın Hıristiyan Demokrat Başbakanı Balkenende aylardır, kaybolan, bozulan norm ve değerlerden yakınıyor. Gençlerin büyüklere saygısının kalmadığını, sosyal sorumluluk duygusunun zayıfladığını vurguluyor bir çok konuşmasında. Hatta bir Türk bakanının Hollanda ziyaretinde, çocuklarının kendisine sen mi siz mi dedıklerini sormuş ve bu konuda Hollanda’daki kaybolan saygının nasıl olurda tekrar geri getirileceğinin mütalasını yapmıştı. Evet, modern toplum ve özellikle gençler paylaşmayı istemiyorlar. Refah’ın, bolluğun sadece kendi ülkelerinde kalmasını arzu ediyorlar. Bu kafayla Avrupa yarınlarda Çin’in ve Birleşik Devletlerin karşısında nasıl denge unsuru olacak, doğrusu merak konusu.Sempozyuma katılabilecek müslüman entellektüellerin olası bir listesini hazırlamakla başlayan sohbetimiz farkına varıldığı üzere çeşitli alanlara yayıldı. Ancak şunu ifade etmeden geçemiyeceğim. Dışlamak, sosyal dışlamak, farklı yerlere koymak içinde yaşadığımız toplumun açık ve seçik bir tutumudur. Dedesinin gözleri mavi de olsa toplum seni kabul etmiyor. Hâlâ Hollandalı değilsin diyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.