ÇÖLÜN İÇİNDE bir AMERİKALI MÜSLÜMAN…

Aralık 1978.

Duvarlar altınla süslüydü; altın dediğiniz, burada yalnızca bir maden değil, bir dil gibiydi: “Ben yaparım” dilinin cümleleri. Kandiller değerli kristallerden yapılmıştı. Işık bile pahalıydı. Havada ise insanın genzine yerleşen o koku vardı: sınırsız gücün kokusu… Paranın, buyruğun, itaatin ve korkunun birbirine karıştığı o keskin, görünmez koku.

Riyad’ın merkezinde, “merkez” dediğiniz şeyin aslında bir coğrafya değil de bir irade olduğunu size hissettiren o ağır havanın içinde…
Muhammed Ali, Binbir Gece’den fırlamış gibi duran bir odada oturuyordu.

Karşısında Kral Khalid oturuyordu; dünyanın en zengin adamlarından biri. Sanki servet, onun üzerinde bir elbise değil de bir ten gibi duruyordu.

Muhammed Ali 36 yaşında. Vücudu yorgundu. Refleksleri zayıflamıştı. Yaşayan bir efsane olmasına rağmen mali durumu “yas” halindeydi; paranın yokluğu bile insana matem tutturur, özellikle de herkesin gözünde “en büyük”senken.

Kral Khalid bir işaret verdi. Danışman, zengin bir şekilde dekore edilmiş bir portfolyo getirdi. Kapak açılırken odadaki herkesin nefesi bir an durdu; çünkü bazı kapaklar açıldığında kâğıt değil, kader görünür.

“Ya Muhammed Ali ” dedi kral, “ailenizin geleceğini yüzyıllar boyu güvence altına alacak bir teklifim var.”

Teklif absürttü, çünkü insan aklı bazen büyüklüğü kavrayamaz, yalnızca irkilir:
100 milyon dolar (bugünün parasıyla 500 milyon dolardan fazla), Riyad’da özel bir saray, emrinde özel bir jet ve ömür boyu yıllık 10 milyon dolar maaş.

whatsapp-image-2026-01-25-at-21-43-28.jpeg

Bu para küçük ülkeleri satın almaya yetiyordu. Mali danışmanı neredeyse bayılacaktı. O gece Ali’yle baş başa kaldığında yalvardı:
“Muhammed… Bu, boksta harcanan yüz hayattan daha fazla para. Torunların asla çalışmak zorunda kalmayacak. Alçak gönüllü olmalısın!”

İnsanın kulağına “alçak gönüllü ol” diye fısıldanan şeyin aslında “boyun eğ” olabildiğini, bu dünyada çok kişi geç fark eder.

Ama bir sorun vardı. Kral, toplantının sonunda sanki önemsiz bir prosedürden bahsediyormuş gibi “tartışmaya açık” kısmı söyledi:

“Elbette,” dedi, “resmi İslam elçimiz olmak için ABD vatandaşlığından feragat etmeniz gerekecek. Pasaportunuzu teslim etmelisiniz, ailenizi kalıcı olarak buraya taşıyacaksınız ve bizim çalışanımız olacaksınız.”

İşte o an, odanın altınları birden farklı parladı. Çünkü altın, bazı cümleleri duyunca zincire benzer.

O gece Muhammed Ali camdan Suudi çölüne baktı. Çöl sessizdi; ama o sessizliğin içinde insanın hayatını ikiye bölen sorular konuşurdu.

Bir yanda muazzam bir servet ve sonsuz güvenlik… Öte yanda Amerikalı olmanın, yanlış bulduğunu yüksek sesle söyleme hakkı… Parayı kabul etseydi oyu kendisine ait olmayacaktı. Ücretli bir senaryo olurdu. Reddetse, ringde sağlığını bozan borçlara ve darbelere dönecekti.

Ertesi sabah taht odasına girdi. Sessizlik sağır ediciydi. Kral gülümsedi; basit bir “evet” bekliyordu. Aklı başında kim 100 milyonu reddederdi?

Sonra bir kez daha buluştular. Gün ışığında saray daha da muhteşemdi: vitray pencerelerden içeri giren güneş, yaldızlı detaylarda kırılıyor; her kırılma, muhtemelen çoğu insanın ömrü boyunca kazanacağından daha pahalı görünüyordu.

Kral Khalid, Ali’nin teklifi kabul edeceğine ikna olmuştu. Zaten ikna, paranın en sevdiği şeydir.

Bir saat içinde anlaşmayı daha da “cazip” hale getirdi: üzerine 20.000.000.000 ekledi; dünyanın herhangi bir yerinde istediği bir cami yapmasını teklif etti.

— Kararını verdin mi? diye sordu kral, sıcak bir gülümsemeyle.

Ali ayağa kalktı. O an odadaki herkes nefesini tuttu. Çünkü sahnede, dünyanın en ünlü sporcularından biri vardı; karşısında da neredeyse hayal edilemeyecek bir servet sunan, dünyanın en zengin adamlarından biri.

Muhammed Ali açık ve güçlü bir sesle başladı:

“Cömertliğiniz ve bana olan güveniniz beni onurlandırdı. Teklif ettiğiniz miktar hayal edebileceğim her şeyi aşıyor.”

Duraksadı. Kral beklentiyle eğildi.

“Ama tüm saygımla reddetmek zorundayım.”

Salondaki sessizlik yine sağır ediciydi. Danışmanların yüzündeki ifade “inanmıyorum”la “nasıl yani” arasında sallandı. Tercüman, Ali’ye söylediklerini tekrar etmesini istedi; tabii ki bir yanlış anlaşılma olmalıydı. Ama Ali yeni başlamıştı:

“Majesteleri… İslam’a geldim çünkü bunun benim için doğru manevi yol olduğuna inandım; maddi kazanç aradığım için değil. Paranı ve vatandaşlığını kabul etseydim, inancım samimi mi yoksa sadece bir iş kararı mı diye merak ederlerdi.”

Kralın gözünün içine baktı. Sesi her kelimede biraz daha yükseldi; ama bu yükseliş bağırmak değildi, insanın içini doğrultmasıydı:

“Dünyada İslam’ı temsil etmek istiyorum. Ama bunu Louisville, Kentucky’deki Muhammad Ali gibi yapmak istiyorum. İnsanlara aynı anda gururlu bir Amerikalı ve gerçek bir Müslüman olmanın mümkün olduğunu göstermek istiyorum. İslam’ın Amerika’ya yabancı olmadığını onlara göstermek istiyorum. Amerika’nın bir parçası.”

Kral şaşırdı. Çünkü onun dünyasında para neredeyse tüm sorunları çözerdi; neredeyse tüm dilekleri yerine getirirdi. Ama prensip uğruna “hayır” diyen bir adam vardı. Ali devam etti:

“Onların paralarını alırsam, onların çalışanı olurum. Ama İslam’ı içten ve kişisel tecrübelerimle konuştuğumda sözlerimin gücü gerçek olduğu için—bedelini ödediğim için—olur.”

Ve nihayet şu cümleyi söyledi; o cümle, aslında bütün odanın altınını bir anda “yetersiz” kılan cümleydi:

“Majesteleri, İslam’ı temsil etmem için bana para vermenize gerek yok. İslam bana zaten ihtiyacım olan her şeyi verdi: kalbimde huzur, karakterimde güç ve hayattaki amacım. 100.000.000$ ile Amerikalı bir Müslüman olarak özgürlüğüm arasında seçim yapmam gerektiğinde, her zaman özgürlüğümü seçerim.”

Muhammed Ali o gün Riyad’da Efsane ve “en büyük” olduğunu yalnız yumruğuyla değil, paranın satın alamadığı şeyleri göstererek kanıtladı.

Bazı zaferler ringde kazanılmaz. Bazı zaferler, tam da o ringin dışında, insanın kendine “ben kimim” diye sorduğu yerde kazanılır.

Kral’dan 100.000.000$’ı reddetmesi; Muhammed Ali’nin ilkelerinin karekterinin asla para karşılığında satılmadığının, bazen bir insanın verebileceği en büyük mesajın da kabul ettikleri değil, reddettikleri olduğunun bir kanıtıydı…..!

Ve efsane yumruk PARANIN SATIN ALAMADIĞI YUMRUK OLDU.
Allah rahmetiyle muamele etsin mekanın cennet olsun Muhammed Ali.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.