CİNNETTEN DEĞİL CİDDİYETTEN

Yazmayalı hayli zaman oldu. Klavye tuşlarına dokunmak yerine, sadece izlemeyi tercih ediyorum. Aslında tercih de değil teslim olmak denilebilir buna. Müslüm Gürses'in "tutamıyorum zamanı" dediği gibi, zamanın nasıl geçtiğini bilmeden, elindeki ekrandan içine doğan umutsuzluk, tartışma, farklı düşünceler, kısırlık, sürekli felaket haberleri ya da tellallığına dair yorumlar, twitler vd. sosyal medyada, özellikle facebookta baktığımda "ölümler ölümlere ulanmakta ustadır" dizesi misali, her gün yeni bir ölüm haberi alıyoruz. Bu kadar hastalığa yakalanan, yeni atlatan, şükreden ya da kaybedenler, yenik düşenler. Herhangi bir olumlu bir şey paylaşmak başkalarının acılarına saygısızlıkmış gibi geliyor. İnsan öyle hissediyor galiba. Cenazelere katılmak, riskli bir mayın tarlasında yürümek gibi. Yine de yaşıyoruz, Corona olma sıramızı bekliyoruz galiba.

Bunca sıkıntılı süreçte, dinlediğim bir kitapta, şöyle diyordu: “gazeteler, haberler, medyada yazılanlara göre yarın kıyamet kopacakmış gibi hissedersiniz. Öylesine felaket hissettirirler sizi. Yarın kıyamet kopmaz ama artık siz mutlu da olamazsınız." evet, doğru galiba dedim. Komedi filmleri güldürmüyor, en ciddi sayılır şeyler, ironik geliyor. Hayatın sarkastik bir yanı var. Ne gülüyorsun, bu anlattığım senin hikayen diyor. Ne kendi ne de başkasının hikayesine dahi gülemiyoruz sanki. En azından ben. Bizimkisi inadına yaşamak gibi. Gülüyoruz ağlanacak halimize denirdi eskiden. Ağlanacak halimiz gülünç değil galiba. Londra’daki İngilizce öğretmenim Jack geliyor aklıma. Dersi o kadar ciddi dinliyormuşum ki, dinlerken yüzümün aldığı ifade onu korkutmuş. Biz ciddi adamlarız Jack demiştim, hele de derste. O yüzden bana takılma, sen anlatmaya devam et. Derste çatılmış kaşlarımız cinnetten değil ciddiyettendir.

İlk maske taktığımda nefes alamadığımı hissediyordum. Toplasan on dakikaydı galiba. Daralmıştım. Temmuz gibi bundan kurtuluruz sanıyordum. Maske takmamak için dışarı çıkmamaya çalışıyordum. Şimdi kulağımın arkasında, burnumun üzerinde maske izleri. Sürekli çalışırken yüzünden çıkaramıyorsun, insansız, mesafeli bir yer bulup, kendini bir tenhaya, arabanın içine atıp maskeden kurtulmak istiyorsun. Rahat bir nefes almak. Maskesiz. Çok uzak bir tarih mi? Kimbilir? Aşılarla beraber maskeleri de artık takmayacağımız zamanın gelmesini bekliyoruz. Evdeki maske stoğumuza bakarsak birkaç yıl daha bu virüsle yaşayacak gibi tedbirliyiz ama olsun. Virüs bitti deseler dahi maskeyle gezmeye devam edecek kadar tedbirliyiz.

Seyahat etmeyi özlemişiz. Sanki artık bırakın yurt içi yurt dışını, çay kahve içmeye dahi çıkamayacak gibi hissediyoruz. Dışarıda kahve içemeyecek duruma gelecek kadar içe kapandık. Patlamadan açılabilseydik. (dumbidum, dubidum, dubida. Bırakıyorum iliklerine kadar emsin beni, atlantik ve pasifik ve beş kıta…" size izlenebilir, dinlenebilir bir şeyler yazacaktım. Aslında sizin için değil kendim için yazacaktım, sıra henüz gelmedi onlara.

uzak iklimlerin şarkısı kulaklarımda.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.