Bu da benim 'darbe' günlüklerim

Bu da benim 'darbe' günlüklerim

Can Ataklı, Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen 'darbe günlükleri'ne atıfta bulunarak paşalarla yaptığı gçrüşmeleri açıkladı...

Bu da benim ‘darbe!?..' günlüklerim
İkide bir sağda solda görüyorum, canım sıkılmıyor da değil. Konu şu: Özden Örnek'in günlükleri ortaya saçılmıştı ya, işte bu günlüklerde bir tarihte benim de kendisini ziyaret ettiğim yazılı.

Örnek, benimle ilgili yazdıklarına ilave olarak "Cem Uzan'ın askerlik konusunu anlattı" diyor. İşte ikide bir yazılan bu. Oysa pek çok şey konuşmuştuk, o sadece bir ayrıntıydı.

Konuya bugüne kadar pek girmedim, sadece görüştüğümü doğruladım. Ama Mustafa Balbay'a atfedilen günlüklerden sonra o kadar çok ve kimi de garip yorumlar yapıldı ki, sadece Özden Örnek'le değil, bir dönem konuştuğum tüm yüksek komutanlarla ilgili tuttuğum notları yazmak bana da farz oldu.

Özden Örnek'le görüşme

Madem konu Özden Örnek'in günlüğünden buraya geldi, o halde ilk onunla yaptığım görüşmeyi anlatayım.

Örnek'i ziyaret ettiğimde Deniz Kuvvetleri Komutanı'ydı. Beni çok nazik biçimde hemen asansörün kapısında karşıladı. O sırada fiilen gazetecilik yapamıyordum. Star Grubu'na TMSF el koymuştu ve hiçbir yerde iş bulma olanağım yoktu.

Örnek'in yanında bir saati aşkın kaldım. Genel olarak ülkenin içinde bulunduğu siyasi durumdan söz ettik. AKP iktidarından rahatsız olduğunu belli ediyordu. Laikliğin tehlikeye girdiğini, halkın bazı konuları derinlemesine bilmediği ve araştırmadığı için AKP politikalarına inandığını söylüyordu.

Ne yapılması gerektiğini anlatırken "Kimse Silahlı Kuvvetler'den bir şey beklememeli. Çağımızda ne darbe ne de hukuk dışı başka bir yöntem uygulanabilir. Burada görev siz gazetecilere, aydınlara, entelektüellere düşüyor, sivil toplum örgütlerinin daha sıkı çalışması gerek" dedi.

Tüm konuşmamız boyunca ne darbe, ne muhtıra ile ilgili tek kelime etti, hatta imada bile bulunmadı. Daha sonra aldığım notta şöyle demişim o tarihte: "Tam bir denizci. Son derece kibar, görgülü ve bilgili, neredeyse bizden bile daha fazla demokrat."

Cem Uzan konusuna gelince. Evet, bu konuyu konuştum. Kaç dakika sürdü bilmiyorum. Cem Uzan hakkında hileli bedelli askerlik yaptığı suçlaması vardı. İktidar baskısı altında olduğunu hissettiğim askeri mahkeme de çaresiz kalmıştı. Bunu söyledim. Özden doğal olarak yapabileceği hiçbir şey olmadığını söyledi.

Özden'le geçen yıl yaz ayında Borsa Lokantası'nda rastladım. Bir süre oturup sohbet ettik. Bir daha da görmedim.

Şener Eruygur'la görüşme

Eruygur, Jandarma Genel Komutanı'yken ben de Star Medya Grup Başkanı'ydım. Bir Ankara gezisinde kendisinden randevu talep ettim. Beni çok sıcak bir şekilde karşıladı. Bir buçuk saati aşkın konuştuk.

Eruygur, Atatürk ve ilkelerine oldukça bağlı bir karaktere sahip olarak AKP'nin iktidarda olmasından ve uygulamalarından son derece rahatsız olduğunu saklamıyordu.

Ancak konuşmamız boyunca muhalefet partilerinin özellikle CHP'nin halkı kucaklayacak politikalar uygulaması gerektiğini anlattı. Gazetelerin laikliğe vurgu yapması gerektiğini, milli değerlere daha fazla sahip çıkmalarını beklediğini söyledi.

Görüşmeden sonra aldığım notta şunu yazmışım: "Eğer kimileri askere güveniyorsa, hiç beklemesin, bir şey yapacakları yok."

Eruygur'u o günden sonra hiç görmedim ve konuşmadım.

Aytaç Yalman'la görüşme

Aytaç Yalman, Kara Kuvvetleri Komutanı'ydı. Ben işsizdim. Randevu istedim ve şaşırtıcı biçimde beni kabul etti. Çok sıcak biçimde karşıladı. Bir saati aşkın sohbet ettik.

Aytaç Paşa, AKP'nin iktidarda olmasından rahatsızlığını saklamıyordu. Buna karşın demokrasinin zaafa uğramaması için ellerinden geleni yaptıklarını belirtiyordu.

Sohbet sırasında Yalman "Siz dışarının havasını daha iyi alıyorsunuz, bizim için ne diyorlar?" diye sordu. Ben de "Paşam, söylemesi zor ama, bazı vatandaşlar askerin neden bu kadar sessiz olduğuna bir anlam veremiyor, ülke nereye gidiyor diye soruyor" dedim.

Aytaç Paşa iki elini yana açarak "Ne yapabiliriz ki Can Bey" dedi ve sürdürdü "Kimse bizden muhtıraydı, darbeydi gibi şeyler beklemesin. O günler geçti artık. Demokrasi ve hukuk dışı bir çözüm ülkeye de Silahlı Kuvvetler'e de ağır hasar verir, bunu herkes bilmeli."

Görüşmeden sonra aldığım nottan bir cümle: "Bu nasıl asker böyle. Bu ne kibarlık, bu ne nezaket. Aytaç Paşa sivillerden bile sivil."

Aytaç Yalman'la o günden sonra bir daha hiç görüşmedim, konuşmadım.

Yaşar Büyükanıt'la görüşme

Yaşar Büyükanıt'la Genelkurmay Başkanı olmadan, henüz kuvvet komutanıyken görüştüm. Ama bu görüşme baş başa değil Büyükanıt'ın seçtiği bir grupla birlikte oldu. Ayaküstü sohbetimizde Paşa üstü kapalı biçimde ve sanki siyaset konuşmuyormuş gibi AKP'den rahatsızlığını belirtti. Büyükanıt'ın yanında şu anda isimlerini hatırlayamadığım, tümgeneraller ve korgeneraller de vardı. Onlarla sohbet sırasında, açıkçası biraz da "tahrik etmek için" cumhuriyet ilkelerinin zedelendiği konusunda sözler söylemeye çalıştım, ama hepsi de put gibi durup tek kelime bile etmediler. Bu görüşmeyle ilgili aldığım notlarda şöyle yazmışım: "Büyükanıt'a bazıları çok güveniyor, ama yanılıyor olma ihtimalleri çok fazla."

O günden sonra Büyükanıt'la görüşmedim, konuşmadım.

Bu yazının sonucu

Yukarıda isimlerini andığım komutanlarla gazeteci sıfatıyla ve sadece birer kere görüştüm. Bu konuşmalarda da aldığım izlenim, yazıda da belirttiğim gibi bende darbe, muhtıra, müdahale gibi şeyleri çağrıştırmadı.

Generallerin bana söylediklerinin bir bölümünü Balbay'a atfedilen günlüklerde de gördüm. Generaller benim değerlendirmeme göre darbeden değil tam tersine sivil inisiyatiften söz ediyorlar. Medyanın öne çıkmasından, laikliği, cumhuriyet ilkelerini savunmasından yana olduklarını belirtiyorlar.

Belki gazetecilerin, biraz da tahrik kokan sözlerine karşılık bile, farklı değerlendirilebilecek birkaç cümle dışında söz söylememişler.

Kendi başımdan geçenlerle birlikte en azından kayda geçmesi için bunları yazdım.

Can Ataklı / Vatan