Bahar bereketi

20 Mayıs Cuma akşamı Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde Mustafa Necati İlköğretim Okulu’nun düzenlediği bir programa katıldık. Davetiyenin üzerinde “Nisan Yağmurları 2 / öykü akşamı” yazdığına göre, bunun bir de 1’incisi olmuştu. O akşam, öğrenciler, kendi yazdıkları öykülerden örnekler sundular. Beyaz tişörtleri üzerinde kırmızı harflerle “Türkçe okuyorum / Türkçe yazıyorum” ve “Türkçe düşünüyorum / Türkçe yazıyorum” cümleleri yazılı çocuklar, büyüklerinin kendilerine ezberlettiği sözleri değil, kendi sözlerini dile getirdiler. Zaten program da o sözlerden oluşan bir kitabın, “Karların İlk aşkı” adlı kitabın tanıtılması için düzenlenmişti. Programda, hele kitapta bildiğimiz, alıştığımız, neredeyse ezberlediğimiz ve bıktığımız “resmî okul söylemi”nden bütünüyle uzak, daha özgür ve rahat bir dille karşılaşmış olmak, şaşırtıcı ve güzel bir durumdu. Bu şaşırtıcı güzelliğin önünü açan okul müdürü Mustafa Arıcı’yı, ona destek oldukları anlaşılan öğretmenler Ahmet Çapar ile Serdar Akdeniz’i ne kadar kutlasak azdır. * 21 Mayıs Cumartesi günü bir yolcu otobüsü gördüm. Önünde şöyle bir yazı asılmıştı: “Zümrüt Mahallesi, Şeyh Şamil Camii Cemaati, Yıldırım – Bursa”. Otobüs, Şems Camii ve Türbesine yakın bir yerde park etmeye çalışıyordu. Belli ki, Bursa’daki o caminin cemaati, Konya’yı gezmek, şehrimizde önemli buldukları mekânları ve makamları ziyaret etmek üzere gelmişlerdi. Çeşitli okulların, derneklerin, parti örgütlerinin düzenledikleri gezilere alışığız. Nitekim, geçen hafta TYB Konya Şubesi olarak Ereğli’ye gitmiştik. Ama herhangi bir resmî ve kurumsal kimliği olmayan bir topluluğun, kendilerini bütün sadeliği ve olağanlığı içinde yansıtan “cami cemaati” adını takınarak ve bunu yazarak yola düşmeleri bana çok anlamlı, çok sevindirici, neredeyse coşturucu bir iş gibi göründü. Vaktim olsaydı, o cemaate “hoş geldiniz” diyecek ve kimlerden oluştuğuna bakacaktım. Sadece erkekler miydi o otobüsün yolcuları? Eşleri ve çocukları da var mıydı? Bu geziyi örgütlemede imamın rolü olmuş muydu? Konya’dan başka nerelere uğramışlardı? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama böyle bir örgütlenme ve eylemin ne kadar güzel olduğunu biliyorum. * 21 Mayıs Cumartesi günü o otobüs yolcularıyla görüşmeme engel olan vakit darlığının sebebi, Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin düzenlediği programa geç kalmama kaygısı idi. Eğitimci, sendikacı, yazar, şair, Erzurumlu Şaban Abak, türkülerimizi, türkülerimiz çevresinde görülen bazı inanç, duyuş, düşünüş, hayat ve medeniyet gerçeklerini anlatacaktı. Yazarlar Birliği bahçesinde bir şenlik, bir şölen yaşandı yine. Mustafa Karaçelebi, büyük bir incelik göstererek “Karpuz kestim yiyen yok” türküsüyle başladı konserine. Bu, Şaban Abak’ın Kaknüs Yayınları’ndan çıkan kitabının da adıydı. Şaban Abak, konuşmasında kimi türkülerin sözleri değiştirilerek nasıl özlerinden uzaklaştırıldığını da anlattı. Verdiği örneklerden biri, seferberlik yıllarında Erzurum’da oluşan bir türküye ilişkindi. “Mızıka çalındı, düğün mü sandın? / Al yeşil sancağı gelin mi sandın? / Yemen’e gideni gelir mi sandın?” diye başlayan bu türküyü, bazıları “Al beyaz bayrağı gelin mi sandın?” şeklinde değiştirmekle, geleneğimize ait pek çok gerçeği, bilgiyi, çağrışım alanını daraltan bir yanlışlık yapıyorlardı. Çünkü “al yeşil sancak” ile “gelin” arasında geleneklerimize sinmiş olan dine ve düğüne dair birçok benzerlik, alışveriş, bağ vardır. Şaban Abak’ın açıklamalarını dinlerken, 24 Mayıs akşamı Diltaş Lisesi’nde Millî Eğitim Müdürlüğü’nün gerçekleştireceği “Bir bahar akşamı” adlı şiir şöleninde bu türkünün, bozulmuş şekliyle söyleneceğini hatırlayıp bunun önüne geçmek, özgün ve doğru biçimiyle söylenmesini sağlamak gerektiğini düşündüm.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.