Aşık Şemi konuşuyor -28

                                                                                                                                                     

       İlim irfan dünyasının ana vatanı Konya’nın yetiştirdiği tasavvufi değerlerden Aşık Şemi’nin  bin sekizyüzlü yıllara ait hatıratının yeni nesillere aktarımına devam ediyoruz. Osmanlı saltanatının renkli Padişahlarından Sultan ikinci Mahmud Han’a ait yaşanmış ve tevatür olmuş Kitaplara geçmiş, anonim eserlerinden Konya Mahfillerine Aşık Şemi tarafından taşınan “Karıştırınca Soğuyan Hoşaf” hikayesinin orijinalini sunuyoruz.

***

Sultan Mahmut Han Devlet adamlığı yanında çok zeki ve nüktedan mizaçlı bir adam. Gülmeyi güldürmeyi,  yaşamayı, halk arasında dolaşmayı,  sofralarına oturup  hoş sohbetlerine katılmayı seven  bir mizaç. Birgün bir Ramazan akşamı iki defa Şeyh-ül İslam makamına getirdiği Dürrizade Seyyit Abdullah efendinin Üsküdar Doğancılar semtinde  yeni yaptırdığı  konağa aniden baskın  düzenler. Yanında önde gelen devlet adamlarından ve  hatırı sayılır kimselerde var. Şaka şamatayı sever ya bu ziyareti haber vermeden gerçekleştirir.  Konağa aniden yapılan bu baskından telaşelenen efendi hazretlerinin yanına gelen Kedhüda  ellerini ovuşturarak  bir panik havası içinde  “Şimdi ne yapacağız?” diye  sorar. Dürüzade efendi hazretleri hiç telaşelenmez. Hareme verilecek tabakların misafirlere verilmesini kendi yemek tabaklarının da Padişaha takdim edilmesini emreder.  Yapılacak iş belli olmuştur, mükemmel bir sofra kurulur. Durumu çok beğenmiş olan Mahmud Han da Kedhüda’yı  başarısından dolayı takdir eder. Yemeklerin ve tertibin mükemmel oluşunu söyler. Yalnız bir kusuru açıklamadan da edemez. O kusur da şu. Sofradaki billur kasedeki hoşafın çok ılık olması Kedhüda bu şikayet üzerine elleri göbeğinde bağlı başı hafifçe öne eğilmiş olarak  cevap verir.

***

“Padişahım hoşaf biraz karıştırılınca özelliği gereğince soğuyacaktır” diyebilmiştir. Bunun üzerine işin püf noktasını kavramış olan Hünkar bulabildiği tek kusurun da kusur olmadığını

anlamıştır. Çünkü Cam kase zannettiği “Hoşaf Kabı” içi oyularak kase süsü verilmiş bir buz kütlesi dir.

***

İkinci Mahmud Han’nın 1820  yılında Hücre-i Saadete hediye ettiği şamdan ile birlikte gönderdiği Şiir Osmanlı sultanlarının Rasulallah’a olan  hürmet ve muhabbetinin  nişanesidir. Bu şiirin orijinal metni ve yazılarımız devam edecektir.

                                     

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.