Prof. Dr. Ali Akpınar

Prof. Dr. Ali Akpınar

Ali Ulvi Kurucu – II

Münevver Medine’de Bir Konyalı Gönül Adamı – II

 

Rahmetli Ali Ulvi Hocamız ile beraberliğimizi bu yazımızda da sürdürüyoruz:

On üç yılda atılan muhkem temel: Peygamberimizin Medine dönemi on yıl, Mekke dönemi on üç yıldır. Mekke döneminin on üç yıl sürmesinin hikmeti şudur: Peygamberimiz Mekke’de iman binasının temelini atmıştır. Bir inşaatın temeli, onun üzerine yapılacak binanın büyüklüğü, azamet ve ihtişamı nisbetinde, derin ve sağlam olarak atılır. Ona göre geniş ve muhkem olmalıdır. İslam’ın binası, onlarca yüzlerce değil, milyarlarca katlık bina olacak ve kıyamete kadar yaşayacaktı. Bu binayı taşıyacak temelin yerine geçecek, onu kurup yükseltip  koruyacak olan fertlerin yetişmesi gerekiyordu… İşte Peygamberimiz on üç sene bu temeli attılar, çile ve fedakârlıklara katlanarak binanın temel taşları olan Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Bilalleri yetiştirdiler…(Ali Ulvi, III, 348)

 

İslam arındırır: Cenab-ı Hak, kirlenen bedenimiz, elbisemiz için bunları temizleyecek su halk etmiş, sabun halk etmiş, gününe göre keşif olunan temizlik maddeleri yaratmış. Bir de kirlenen ömrümüz var. Gençlikle, cehaletle, gafletle kirletmişiz. İşte kirlenen içimizi de İslamla, imanla, tevbeyle, dinî vecibelerle temizleyeceğiz. (Saatçi Osman Efendi, III, 113)

 

Cihad ruhu olmadan yaşanmaz: Bugün cihaddan bahsetmeyen bir kitabın eksik tarafı var demektir. Herhangi bir kitapta cihadın ruhu olmalı… Cihad ruhunu kaybeden kimseler esir olur. Cihad ruhu, insana evvela kendi nefsiyle, sonra cemiyetteki İslam dışı hallerle, hurafelerle, din dışı batıl gelenek, görenek ve vurdum uymazlıkla mücadele ruhu verir. Cihad ruhuna sahip olan insan, etrafını aydınlatır… (Saatçi Osman Efendi, III, 117)

 

Allah’ın nizamında kaza olmaz: Kâinat, milyarlarca yıldızla dolu, ama trafiği yolunda… Biz dünyada az bir vasıta, hem de içinde/direksiyonda insanlar varken, trafiğimiz karma karışık… Neden? Çünkü orada Allah’ın iradesi yürüyor. Beşeriyet de ne zaman Allah’ın iradesine, şeraitine, kanununa teslim olursa, onu tatbik ederse, semalar gibi intizama kavuşur. (Saatçi Osman Efendi, III, 99)

 

Haramlar kimseyi ondurmaz: İçki, kumar, faiz, zina gibi haramları işleyenler, hem de onlara mani olmayanlar, er ya da geç Allah’ın sillesini yiyeceklerdir… Dinin emirleri, yasakları, İlahî kanunlar yani şeriat, fizik kanunları gibidir. Nasıl ki fizik kanunlarına aykırı yapılan binalar çökerse, ilahî kanunlara uymayanlar da aynen öyle çarpılır ve perişan olurlar! (Hacıveyiszâde İbrahim Efendi, III, 400-401)

 

Kur’ân dili Arapça, İlahî Kelamı taşımaya en uygun dildir: Evet, Fransızca gönül lisanıdır, his lisanıdır. Fakat Arapça, hem his lisanıdır, hem kalp lisanıdır, hem akıl ve hem ruh lisanıdır. Lokman suresindeki belagat ve fesahata hayranım ben. O surede hem akıl, hem kalp, hem ruh var. Her şey var… Fransızca gönül lisanı olması bir tarihe kalmıştır. Fransızca bu vazifeyi görmüş görmesine, ama bugün bu gönül kirlenmiştir… Ben hikmet kelimesinin hayranıyım. Onun ruhumu doyuran, tatmin eden, meselelerimi halleden belagat ve fesahatını Fransızca’da, İngilizce’de bulamadım ben. (Şam’da Fransız Edebiyatı Hocalığı yapan bir Ermeni Kızı, III, 304-306)

 

Hadisi fıkıhla birlikte okumalı: Buhâr-i Şerîfi okuyun. Çok güzeldir. Yalnız yanında bir de fıkıh okuyun. Tek başına hadis ilmi bir denizdir. Bu denizde gemi lazımdır. Bu gemi fıkıh ilmidir. (Abdulgafûr Efendi, III, 42)

 

Gerçek âlim: Kitapların sarı sayfalarına gömülüp kalmayan, zenginlerin sofralarına dalmayan, dünü-bugünü-yarını bilen, gündemi takip eden, Müslümanların derdiyle dertlenen kimsedir. (Iraklı Büyük âlim Şeyh Zehavî, III, 366)

 

Sohbet için uygun zaman ve zemin kollamalı: Sakın olur olmaz yerde, vakitli vakitsiz sohbet yapma. Sohbetin de vakti var. Dini konuşmalar yapacağın zaman, insanların istekli anlarını, seni huzur ve iştiyakla dinleyecekleri zamanları seç. Dinî sohbet, her yer ve zamanda yapılmaz. Her şeyin zemin ve zamanı olduğu gibi sohbetin de zemini ve zamanı vardır. (İbn Abbas, III, 45)

 

Şeytan Peygamberin suretine giremez: Hz. Peygamberin şekline şeytan giremez. Peygamberimizi rüyasında gören, kendisinin ameli ve peygambere intisabı nisbetinde onu görür. (Abdulgafûr Efendi, III, 50)

Tarikat-Şeriat Ayrılmazlığı: Tarikat, şeriat hudutlarını korumak için konulan bir muhafızdır. Gayesi, onun ilâhî hükümlerine el sürdürmemektir. Buna göre tarikat, geniş şeriat dairesinin içinde bir dairedir. Binaenaleyh tarikat dairesinin dışında olan, yine şeriat dairesinin içindedir, imanını kaybetmez… Fakat Allah korusun, şeraitten ayrılan, yüzme bilmeyen birinin denize düştüğü gibi, ardı arkası kesilmeyen fikrî ve ruhî dalgaların amansız girdabı içerisinde paramparça olur. Tasavvuf tarihi bu kurbanlara ait sayısız misallerle doludur. (Seyyid Hasan Fehim Efendi, III, 79-80)

 

Evrad Şeyhi ile İrşad Şeyhi: Günümüzde şeyhlik iddiasında bulunan bazı kimseler vardır. Bunlar şeyhü’levraddır. Şeyhü’l-evrad ayrı, şeyhü’l-irşad ayrıdır. Bunlar evrad/zikir verirler, ama irşad edemezler. Hâlbuki gerçek şeyh, mürşidini irşad etmeli, onların en çetrefilli meselelerini çözebilmelidir. Şeyh müridin hem müftüsü, hem mürşidi, hem de ihtiyacı halinde sığınağı olmalıdır. Bunlar her namazda günde kırk defa okudukları Fatiha’yı tefsir edemezler… Milletimiz maalesef menakıb aşığı oldu. Ayet-hadis okusan uyurlar, fakat bir uçmuş kaçmış kimseden bahsetsen gözleri açılır…Müslümanlar için en tehlikeli şey, bir ferdin câhil, şeraitsiz bir kimseye teslim olmasıdır. (Erzurum Müftüsü Solakzâde Sadık Efendi, III, 162)

 

Yönetimi zor iki değer: İki değerli şey vardır ki onları muhafaza etmek, yerli yerince kullanmak pek güçtür: Birisi servet, diğeri heyecan. Her ikisini de yerli yerince kullanmak zordur. (Ali Kemal Belviranlı, III, 341)

 

Filistinli Türk’tür: Kahraman Filistin halkının aslı Türk’tür ama, Türkler Filistin ile alakadar olmuyorlar…Filistin halkının yüzde sekseni Anadolu ve Irak’a gelip yerleşen Selçuk Türkmenleridir. Yüzde yirmisi de Selahaddin Eyyubî’nin davetine icabet eden Kafkasyalılarla Kürtlerdir. (Şeyh Şamil’in Torunu Said Şamil Bey, III, 262-263)

 

İnsanlığın baş belası: Yahudi bir beladır… Amerika İsrail’in bir vilayetidir. Geçen asrın belası İngiltere Yahudi’nin emrinde idi, bu asrın belası Amerika da öyle… İlk hükümet kurulduğunda komünist Rusya’yı idare eden otuz kişiden yirmi dokuzu Yahudi idi… Masonluğun arkasında Yahudi gücü ve zekâsı vardır. Yahudi insanlıktan öç alıyor… (Şeyh Şamil’in Torunu Said Şamil Bey, III, 246)

 

İngilizler, manen öldürür: İngiltere, kansere cüzama benzer. İdam etmez, kurşuna dizmez, ateşte yakmaz… Fakat yavaş yavaş öldürür, kanını iliğini kurutur, ruhunuzu ifsat eder, ilminizi irfanınızı bozar dağıtır ve sizi manen öldürür. (Iraklı Büyük âlim Şeyh Zehavî, III, 364)

 

Eski ve yeni Masonlar: Eskiden masonluğun iç yüzü bugünkü kadar bilinmiyordu. Adı Müslüman olup da mason olanların eskileriyle yenileri arasında çok farklar var… Eskiden devlet ricalinden ve ulemadan masonluğa girenlerin çoğu, ya masonluğun iç yüzünü bilmiyor veya onlarla teşrik-i mesai ederse, memlekete bir fayda temin edilebilir zannediyordu. Belki devletin milletin o zor zamanlarında, kardeşlik filan gibi yaldızlı laflar eden masonlardan bir yardım geleceğini umuyorlardı. Ama bugün artık işin iç yüzü anlaşılmıştır. Masonluğu kimlerin kurduğu, ne türlü habasetler işlediği meydandadır. (Şeyh Şamil’in Torunu Said Şamil Bey, III, 248)

 

İnsanın Eyvahları: İnsanın hayatında üçü dünyevî, biri uhrevî dört eyvahı vardır. Günlük eyvah, hanım yemeği yakar, eyvah dersiniz. Senelik eyvah, elbise diktirir, dar gelir, bir sene giyer atarsınız. Ömürlük eyvah, ev yaptırırsınız, gönlünüze göre olmaz, her girip çıkışınızda eyvah dersiniz. Bir de ahirette cennetliklerin eyvahı vardır. Cennetlikler, Allahım derler, madem senin bu kadar nimetin varmış, biz neden sana layıkıyla ibadet edemedik, ah sensiz geçirdiğimiz ânlar, eyvahlar olsun bize! Asıl eyvah da budur, Dostlarım gelin, eyvah demeden Allah diyelim. (Konyalı Hasan Beşer Efendi, III,  375-376)

 

Şairin duası:

Sabrımı, derd ü gamın tîrine âmâc etme! (dert ve gam okuna hedef yapma)

Vaslını, âteş-i hicrânına sertâc etme!

Nâmımı, defter-i uşşâktan ihrâc etme!

Kendi muhtâcını, muhtâcına, muhtâc etme! (III, 76)

Üstad Ali Ulvi Kurucu’ya ve onun can dostlarına Yüce Rabbimizden rahmetler dileriz.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.