AKP’nin Son Kullanma Tarihi...

Son günlerdeki siyasi ve ekonomik tablodaki gelişmelere ve başbakanın açıklamalarına bakılacak olursa AKP nin bu yükü kaldıramadığı, henüz siyasette yemesi gereken çok ekmek olduğunu anlıyoruz. Üstelik kendi ifadelerine dayanarak yapılan inceleme de, son kullanma tarihinin geçmek üzere olduğunu görüyoruz.

Milliyet Gazetesi yazarlarından Osman Ulagay Ocak ayında bir yazısında “ Yaşam tarzı farklılıklarını istismar ederek siyaset yapma eğilimi baş gösterince, karşılıklı hassasiyetler bileniyor ve ucu açık bir toplumsal kavganın tohumları atılmış oluyor. Siyasetin canlanmasının beklendiği 2006 yılında bu yolu denenmeye kalkışılması sonunda ekonomiye de darbe vuracak bir süreci başlatabilir. Umarız tüm siyasetçiler bunun farkındadır.” diyor. Gerçektende AKP kendisine verilen destekten kaynaklanan hava ile toplumsal mutabakat olmasa da benim meclis desteğim yeter tarzında bir ruh haline kapıldı. Siyasetlerinde ve tavırlarında nezaket hiçbir zaman olmamıştı. Hatta zaman zaman nezaketi de zorladıkları söylenebilir. Ama siyaset bu tarz hareketleri kaldırmıyor. Başarılı olduğunuza en fazla inandığınız an bakıyorsunuz ki çözülme başlamış.

Osman Ulagay Mayıs ayındaki yazısında benzer tabloyu kaydettikten sonra AKP için vizyonu olmayan bir parti diye tanımlıyor. Vizyonu olmayan partinin ne olduğunu anlamak için yapılması gereken AKP nin neler yaptığına bakmaktır.

Devletin icra organı olması gereken hükümet adeta her kesim ile kavga etmeyi başarılı bir icraat sayıyor. Toplantılarda konuşmaların bitimini takiben terk etmeler, söylenen her cümlenin vereceği zararlardan bahseden ama kendilerinin seçilmiş olmaktan kaynaklanan hak ile her şeyi söyleyebileceklerini zannetmeler hep bu yanlışın birer parçaları.

Toplum kesimleriyle sürekli olarak kavga etmeyi kendileri için ideolojik haklılık gerekçesi olarak sayıyorlar. Yargı kararlarına uymamayı, alternatif politikalar üretmeye tercih ediyorlar. Mesela yargı kararı yerine “ülemaya danışmak” gibi ciddi tepki alacak bir açıklamaya tercih etmeleri en bariz gösterge.

Saldırıdan önceki hafta, 9 Mayıs'ta Meclis'te yaptığı konuşmada muhalefeti eleştirirken "Siz ne derseniz deyin bu kervan yürüyor" dedi. Bu, "İt ürür, kervan yürür"e atıftı. Kervan yürüdü, ama gerçekten "it" de ürüdü. Bu konuşmadan 2 gün sonra Danıştay'a gitti Başbakan. Başkan Sumru Çörtoğlu'nun konuşmasını dinledi."Danıştay'ın kimi kararlarına karşı duyulan memnuniyetsizlik eleştiri sınırlarını aşmış, karara katılan üyelerin bilgi ve fotoğraflarına yer verilerek hedef göstermeye dönüşmüştür" cümlesini işitti. Çıkışta şu açıklamayı yaptı: "Bu açıklamaları hep dinliyoruz. Bugün bir yenisini yine dinledik. Birbirinden farklı şeyler değil. Ülkenin yarınlarını bu açıklamalarla değerlendirecek değiliz." Oysa değerlendirse, ülkenin yarınlarını değiştirebilirdi.

İşin kötüsü, saldırıdan sonra da krizi çok kötü yönetti Başbakan..."Üzüntü duydum, olay kısa zamanda çözülecek" gibi birkaç beylik cümleyle tepki verdi. Başbakan konumu itibarı ile baş bakan olmamalıydı. Aktif ve krizi yöneten, önünde giden kişi olmalıydı. Yapmadı. Sonra da Ankara'yı bu halde bırakıp Antalya'ya partisinin kavşak açılış şölenine gitti. Kaynayan kazanda "Katil Hükümet" sloganlarını göğüslemeyi, bakanlarına bıraktı.

Tüm siyasi gelecekleri dürüstlük esasına bağlı olmasına rağmen parti içinden kaynaklanan yolsuzluk iddialarının üzerine gitmek yerine, örtme çabaları veya görmemezlikten gelme çabaları tam bir hayal kırıklığı yarattı. Birçok ilde inanılmaz boyutlarda yolsuzluklar göz ardı edildi. Üstelik bunları gündeme getirenler ya dışlandı yada ihraç istekleriyle partinin disiplin mekanizmaları çalıştırılmaya başlandı. Hatay ilindeki yolsuzluk iddiaları, bunun en belirgin özelliklerini taşıyor.

Özellikle Van ve doğuda olan olaylar ve hükümet olarak bakışları bir çok kesim tarafından şüphe ile karşılandı. Kimlik tartışmaları ve bu konuda gösterdikleri kararlılık hem şaşkınlık hem de hayret uyandırdı. Adını devlete veren Türk kelimesinden adeta rahatsızlık duyulması anlaşılır gibi değildi. Türk demekten ısrarla kaçınmak, kimlik tartışmalarına yol açacak açıklamalarda bulunmak kamuoyunda pek puan kazandırmadı.

Ordu ile olan sürtüşme anlaşılır gibi değildi. Avrupa Birliğine girmek çabalarının altında üstü kapalı olarak askere gem vurma izahını da kabul edilemez olarak buluyorum. Ordu bizim ordumuz, her şeyimiz. Eğer evlerimizde rahat uyuyor ve huzur duyuyorsak bu onların uyumadığını bildiğimizden. Böyle olmasına rağmen orduyu rencide edecek çabalar izah edilemez davranışlardır. Van da yayınlanan iddianame ve gelişen olaylar her halde terör örgütü tarafından gerçekleşse ancak bu kadar başarılı olabilirdi.

Yurtdışı ilişkiler denince AB ve ABD gelen hükümetin bu konudaki sıkıntıları da ayrı bir konu. Başbakan Bush’tan randevu almak için kıvranıyor, olmuyor. Geçen yıl onca uğraşmalara rağmen yedi dakikalık konuşmanın ayıbı halen silinmemişken.

Dışarıda kendini AB politikalarına endeksleyen Ankara için dün Olli Rehn’in açıklamaları bu çabalarda da sona yaklaşıldığının göstergesiydi. “ Avrupa birliğine ancak bu kültürü kabul eden ülkeler alınacaktır ”. Kusura bakmasınlar biz AB ye girmek için Hıristiyan olmak niyetinde değiliz.

Ali Bulaç bu manzarayı değerlendirirken söyle diyor.

1. Yapması gerekenleri bilmiyor: Bu büyük bir kusurdur.

2. Biliyor, yapmak istemiyor: Bu seçmeni aldatmaktır.

3. Biliyor ve yapmak istiyor, ama gücü yetmiyor: Bu durumdaki bir iktidarın bunu açık seçik bir dille çıkıp seçmene anlatması, kimlere güç yetiremediğini anlatması gerekir.

4. Yapması gerekenleri biliyor, ama yapmaya korkuyor. Bu durumdaki bir iktidar meşruiyetini kaybetmiştir. Korkanların siyasette ve iktidar oyununda yeri yoktur. Korkak bir iktidar, bütün olup bitenler karşısında suskun durduğundan, bunun karşılığında kendisine ve yakın çevresine takdim edilen sus payı ile yetinir. Belli bir çerçevede yolsuzluklara bulaşır.

Yukarıda ki manzaraya bakılırsa paketin üzerinde son kullanma tarihi olarak sürenin dolduğunu anlıyorsunuz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.