Aklı Karışık Çağın İnsanları

Günümüz insanı bir özgürlüktür tutturmuş gidiyor. Kuralları tanımamayı, örfü adeti küçümsemeyi ve tabuları yıkmayı hüner sayıyor. Bu tutumu ise ona, özgürlük yerine yeni kurallar, yeni adetler ve yeni tabular getiriyor, ancak örfü kaybettiriyor. Çünkü örf hayattan değil dinden beslenen bir şey olduğu için onu başka hiçbir şey üretemiyor. Böyle olunca da insanlığın genel aklı karışıyor, hakikati göremez olan bir akıl ise artık başka türlü çalışmaya başlıyor. Değerlerini kalpten bağımsız beyin belirlemeye başlıyor ve görünürde büyük şehirler, modern alanlar inşa eden insan, konforlu bir bunalımın içinde buluyor kendini. Geniş caddelerde, aydınlık sokaklarda yalnızlığıyla baş başa kalıyor. Çünkü kalp, insan mutluluğunun zuhur edeceği mekandır. Kalp insan sevgisini üreten mekanizmadır. Kalp susturulursa, beyin saçmalamaya başlar.  

Beyin, repertuvarındaki bilgiyi çıkarmak için sürekli konuşmak ister, kalp ise ihtiyacı olan sükuneti sağlamak için sadece halini koruyacak kadar küçük seslerle yetinir. Sadi: “İki şey aklın eksikliğini gösterir; konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.” diyor, bu yerleri belirleyen şeyse toplumun değer ölçüleridir. Alimlerin, büyüklerin, tecrübe sahibi insanların önünde pervasızca konuşmak, ne kadar yersiz ve gülünçse, bir bilgi sahibinin o bilgiyi zamanında bildirmemesi, bir elçinin getirdiği mesajı iletmemesi, bir ustanın çırağına sanatını göstermemesi de o kadar hazindir. İşte günümüz insanı yukarıda saydığımız değerleri dejenere ettiği için aklın işleyişini bozdu ve başka bir akıl üreterek mutsuzluğa düştü. Yukarıda saydığımız değerlerden, özgürleşme adına kurtulmak isterken bu sefer başka kuralların, adetlerin ve tabuların esiri oluverdi. 

Örften beslenen adetler öngörülebilen bir şeyken yeni edinilen adetler insan için belirgin olmayan bir düzen getirdi, bu da tedirgin hatta panikatak bir insan ortaya çıkardı. Kalp, kendini görmezden gelen çağdan, kendini karartarak intikamını alıyor. Sevgiyi kalbinden değil de aklından çıkarıp piyasaya sürenler, piyasanın ürettiği meta ile yetinmek zorunda kalıyor. İnsan türleri olan kadın ve erkek fıtratlarının aksi bir davranış içerisinde eriyip gidiyor maalesef. Kaburga kemiği, sadece kendine ait bölgede yararlı olabilir, alır da onu vücudun başka bir bölgesinde kullanırsanız belki bir sonuca varırsınız ama hem ona hem de kendinize zulüm etmiş olursunuz. İşte bugünkü akıl, böyle çıkarımlarda bulunmaya tevessül ediyor. 

Mevlâna : “Daha diyeceklerim var ama aklın sürçeceğinden korkarım.” diyor. İşte günümüz insanı Mevlâna’nın bu eşiğini aşmış ve kabından taşmıştır. Akıl sürçmekte, beyin zonklamakta ve kalp kararmaktadır. Ve modern akıl matematiği çoğaltmak için çarparak kullanıyor, bölerek paylaşmayı reddediyor. İnsanların hayatlarını yarıştırarak, onların zaaflarından, israflarından nemalanıyor. Her şeyi paraya endeksliyor, adamlığa, kadınlığa, insanlığa  “kaç paralık”  yaftası vurarak değersizleştiriyor.  Evlilik müessesesiniz horluyor, insanlığın geleceği olan çocuk yetiştirmeye büyük zorluklar çıkarıyor, çare üretemiyor. Mevlâna gibi bir alim aklın sürçeceğinden korkarken çağdaş cahiller durmadan konuşuyor ve aklı bozuyor, tuzu kokutuyorlar. 

Yahya Kemal Beyatlı, Üsküp’ten İstanbul’a geldiğinde, Bakıyor ki aklı eren adamlar büyük yazarlar batıyı methediyor, doğunun cahil kaldığından söz ediyorlar. Hatta içlerinden biri “ İstanbul’a okuyup adam olmaktansa gidin Paris’te ayakkabı boyacısı olun” diye gençlere telkinde bile bulunuyor. Yahya Kemal de atlıyor Menfis gemisine ve Paris’e gitmek için yola çıkıyor. Gemiye çıkınca ilk iş fesini atarak oradaki bir tayfanın şapkasını alıp başına takıyor. Görenler hayret ediyor, bir Osmanlı gencinin şapka takması,  zünnar  (papaz kuşağı) takması gibi bir şey o zamanlar. 9 yıl Paris’te kalıyor ve İstanbul’a dönüşünde ilk iş kendine bir fes almak oluyor. Ve o muhteşem tarihimizin en güzel anlatılarından olan, muhteşem şiirlerini yazıyor. Beşir Ayvazoğlu’nun tabiriyle Eve Dönen Adam oluyor. 

Artık bizlerin de ev dönüp, batı şapkasını çıkarma zamanımız geldi de geçiyor bile, ama zararın neresinden dönersen kardır diyen atalarımızın sözüne kulak vererek kendi beynimizle, kendi kalbimizle yeni bir akıl geliştirmeli, geleceğimizi kurmalı, sadece kendimizi değil dünyadaki bütün mazlumları, mağdurları abat etmeliyiz. Bu bizim tarihimize, bu bizim geleceğimize borcumuzdur. 

Sevgiyle kalın. 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.