Suat Şahinoğlu

Suat Şahinoğlu

5. GÜN: KARADAĞ KOTOR'DAN TİRAN'A, ELBASAN'DAN OHRİD'E

Gece Arnavutluk'ta başkent Tiran’a geçtik, otelimize yerleştikten sonra akşam yemeği için bir restoranda bir Arnavut yemeği yedikten sonra otele dinlenmeye geçtik.

Tiran: Osmanlı'dan Komünizme

Arnavutluk'un başkenti Tiran'a geldiğimizde şehir dokusu yeniden değişti. 1614 yılında Süleyman paşa tarafından imar edilen ve 1920 yılından itibaren Arnavutluk’un başkenti olan Tiran’da sabah otobüsümüzle yaptığımız panoramik turumuzda gördüğümiz yerler; Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği, ABD büyükelçiliği, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından finanse edilen 4 şerefeli Namazgah Camii, Tiran’ın kurucusu Süleyman Paşa’nın heykeli, Tiran şehir meydanı, Ethem Bey camii, Saat Kulesi, Ulusal Müze, Üniversite Binası, Opera ve Bale Binası, Meydanda bulunan ve Arnavutların milli kahramanı Skender Beg heykeli, Parlemento ve Bakanlık binaları, Cumhurbaşkanlığı Köşkü…

Tiran'ın sokaklarında Osmanlı geçmişi, komünist dönem ve modern Arnavutluk'un izleri yan yana duruyordu. Bir şehrin tarihini anlamanın en iyi yollarından biri belki de onun binalarına bakmaktır.

Hangi bina ibadet için yapılmış? Hangisi devlet için? Hangisi propaganda için? Hangisi ticaret için? Şehirlerin mimarisi, siyasi tarihlerini sessizce anlatıyor.

Elbasan ve Komünizmin Bunkerleri

Tiran turumuzun ardından sıradaki durağımız Elbasan. (Tiran- Elbasan 42 km) Otobüsümüzle şehrin içinden geçerken Elbasan'da kale çevresinde mola verdik. Türk sokakları ve Hünkar Camii, Osmanlı döneminin şehir dokusunu hatırlatıyordu. 1945 – 1985 yılları arasında ülkeyi yönetmiş meşhur diktatör Enver Hoca tarafından yaptırılmış ve sayıları 300.000 civarında olduğu söylenen “Bunker” adı verilen mantar şeklinde beton sığınakları görüyoruz. Yol boyunca gördüğümüz komünist dönem bunkerleri bambaşka bir Arnavutluk'u gösteriyordu. Küçük beton yapılar, bir dönemin korkularını ve güvenlik anlayışını bugüne taşıyan sessiz tanıklardı. Daha sonra yolculuğumuz Kafasan sınır kapısına doğru devam ediyor.

Kafasan sınır kapısından Kuzey Makedonya'ya giriş yapıyoruz.

Rehberimiz “Topraklarıma, memleketime ve memleketinize hoş geldiniz” deyince o güzel duygular eşliğinde bir kez daha anlıyoruz ki bu topraklar bizim bu insanlar bizden aynı Ecdadın torunlarıyız.

Struga

Makedonya'daki ilk durağımız Struga oldu. Ohrid gölünün batı kıyısında bulunan ve nüfusunun çoğunu müslümanların oluşturduğu Struga kasabası. (Elbasan- Struga 78 km) Struga’da Ohrid gölünden doğan Kara Drim nehri ve kaynağını görüyor ve rehberimizden Struga hakkında genel bilgi alıyoruz. Ohrid Gölü'nden doğan Kara Drim Nehri burada şehrin içerisinden geçiyor. Göl, nehir ve şehir dokusunun birleşmesi Struga'ya kendine özgü bir karakter kazandırıyor. “Şairler Şehri” olarak anılması da bu kültürel kimliğin önemli bir parçası.

Ohrid'in bol yokuşlu taş sokaklarında buluyoruz kendimizi. Ohrid'de 11 asırlık çınar, Halveti Tekkesi, Ali Paşa Camii, Ohrid Çarşısı, inci dükkânları, pazar yeri, Ayasofya Kilisesi, Aziz Klement Heykeli ve Antik Tiyatro'yu gördük.

Ohrid’in dar ve tarihî sokaklarındaki tarihi evleri ki bu evler bizim Safranbolu ve Odunpazarı evleri ile birebir benzerlik gösteriyor. Evlerin küçük balkonları, balkondaki küçük saksılar da bulunan rengarenk çiçekler, şehrin tarihi sokaklarına ayrı bir renk katıyor.

Bir başka ilginç deneyim ise geleneksel kâğıt yapımını gösteren dükkânlardan birinde eski teknikleri görmek oldu. Balkanlar'da kültürel mirasın yalnızca büyük anıtlarda değil, küçük zanaatlarda da yaşadığını bir kez daha gördüm.

Bu efsunlu sokaklarda ilerlerken bir çoğumuzun hatırlayacağı üzere Elveda Rumeli Dizisinin bir çok bölümünün bu sokaklarda ve aynı sokak üzerinde bulunan bazı evlerde çekildiğini öğreniyoruz. Yolumuza devam ediyor ve Ohrid'in Ayasofya'sı olarak da bilinen tarihi kilisenin önüne ulaşıyoruz. Kilise hakkında bilgi alırken, burada yaşayan Hıristiyan nüfus ve tabii yansıması olan rehberlerin ve tarihçilerin gelen insanlara Müslümanların burada bulunan Kiliseleri yıktıklarını ve yerlerine camiiler yaptıklarını ve insanlarda bu şekilde bir algı oluşturduklarını öğreniyor o an içimden geçen duygular bambaşka tabii Dedemiz Cennet Mekan Sultan Fatih Hazretleri İstanbul fethederek şehre girildiğinde ilk önceliği Ayasofya oluyor ve tabii İhyası öyle ki bildiğiniz üzere Ayasofya'nin içinde bulunan mozaikler bile kireç marifeti ile kapatılmış ve zarar görmesi engellenmiştir evet çünkü Ceddimiz gittiği topraklara Ilayi Kelimetullah için gidiyor imha değil ihya ve imar ediyordu işte tüm bu gönlümüzden geçenler böyle iken bu anlatılan safsataların ne kadar amaçlı ve bilinçli yapıldığını da bir kez daha anlamış oluyoruz. Bu duygular ile beraber yolumuza kaldığımız yerden devam ediyor Ohrid'in bol yokuşlu taş sokaklarında yürüyüşümüze devam ediyor ve Ohrid kalesine ulaşıyoruz. Grubumuz Ohrid Kalesi ve serbest şehir turu için tekrar şehir meydanında buluşmak üzere ayrılıyor. Biz de bu fırsatı kaleye çıkmanın en iyi zamanı olarak değerlendiriyor ve kaleye doğru birazda hızlı adımlar ile ilerliyoruz Kaleye ulaştığımızda kalenin tüm şehre hakim tepede bulunduğunu görüyoruz ve tabi ki muhteşem bir manzarası olduğunu da, kalan zamanımız da kale surlarında fotoğraflar çektiriyor ve şehrin en güzel yerinden bu manzarayı temaşa etme fırsatı buluyoruz. Ali Paşa Camiinde öğle namazımızı kıldıktan sonra imam Ömer hocayla tanışıyoruz, kendisi Makedonyalı Türk olduğunu söylüyor, lise ve üniversiteyi Türkiye’de okumuş, Konya’dan evlendiğini söyleyince sen de bizim damat olmuşsun diyor ve muhabbet ediyoruz. Türk çayını içebileceğimiz bir çayocağı buluyor ve çayın keyfine varıyoruz, bu sırada hemen yan dükkanda bir perdecinin önünde oturan bir Anadolu kadını görüyor ve kendisiyle iletişim kurmaya çalıyoruz, damadı Saffet ile Türkçeyi çok güzel konuyoruz ve Arnavut müslümanları olduğunu öğreniyor ve ikram ettikleri kahve eşliğinde koyu bir muhabbet ediyoruz. Bize ayrılan serbest zamanın daralması nedeni ile tekrar geldiğimiz yokuşlu taş yollardan hızlı adımlar ile kararlaştırılan Ohrid şehir meydanında toplanıyor. Akşam konaklayacağımız otelin bulunduğu yere Ohrid'de yolumuza devam ediyoruz. Şairler şehri olarak da bilinen bu şehirde göl ve nehir kenarında fotoğraf için serbest zamanın ardından Ohrid’e doğru devam ediyoruz. (Struga- Ohrid 14 km) Ohrid’e şehirden uzakta Ohri gölüne nazır ormanlık alan içinde bulunan konaklayacağımız otele geçiyor ve akşam yemeğimizin ardından göl kenarında bir tur atıyoruz. Beşinci günümüzü de böylelikle tamamlamış oluyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.