Paradigma değişmeli!

‘Adanmış Öğretmen  Hakeden Topluma RABB’ın Bir İhsanıdır.’

22 Aralık tarihli yazımızda Şuurlu Öğretmenler Derneği Konya Şubesi’nin düzenlemiş olduğu Eğitim Şurası ile ilgili değerlendirmelerimizi paylaşmıştık. https://www.memleket.com.tr/modernizm-ve-post-modernizmin-sarkacinda-egitim-1-23548yy.htm

Yazımızda Eğitim Sistemimizin Amerikalı Eğitim Bilimci John Dewey tarafından tasarlandığını. 2005 Programına kadar Eğitim Programlarımızın Davranışçı bir anlayışa sahip olduğunu, Davranışçı yaklaşımın insan tasavvurunun bizim değerlerimizde bağdaşmadığını ifade etmiştik. 2005’de yeni bir Eğitim Programının hazırlandığını, Davranışçı yaklaşıma göre ileri, demokratik bir program olmasına rağmen, doğru-yanlış, iyi-kötü kavramlarının fluğluğu nedeni ile bizim değerlerimizle bağdaşmadığı söylemiştik. Her iki kuramda batının insan tasavvuru ile temellendirilmiştir. Batıcı, batılı, batıl bir tezdir. Bu tezlerin insanlığı getirdiği nokta ise bellidir. 

Bununla birlikte 2005 Programı geçiş dönemi için iyi bir programdır ama sadece geçiş dönemi için… Türkiye’nin Stratejik Derinliği ve 2023 Vizyonu için ihtiyacı olan insan kaynağını 2005 Programının yetiştiremeyeceği açıktır.

Eğitim Programlarına dair bu analizden sonra Eğitim Sistemine dair birkaç tesbit yapmak istiyorum;

*Eğitim Sistemimiz, tümüyle laik, pozitivist model üzerinde temellenmiş durumda.

*Günümüzde, öğrencilere iki türlü bilgi veriliyor, ilki tamamen modern hayatın etkilediği bilgi, diğeri ise dini bilgi. Bilgi arayan insanlar bu ikisi arasında sıkışıp kalabiliyor ve bu iki bilgi birbirini tutmuyor, desteklemiyor.

*Vahiy bir bilgi türü olarak destek görmüyor, aksine masal veya bilim dışı olarak gösteriliyor. İnternette sahibi dahi belli olmayan bir bilgi herhangi bir bilimsel yayına kaynak olabilirken, Kurandan bir ayete bu değeri atfedemiyoruz.

*Çağdaş bilgi teorisi sadece kainatı bilgi kaynağı olarak alırken, İslam, vahiy ve kainatı birlikte kaynak olarak ele alıyor. Bu çelişki itikadımızı tehdit ediyor.  Bu çelişkiyi muşahhaslaştırmak için bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Faiz, Faizsiz Ekonomi üzerine yapılan bir çalışmada çok çarpıcı bir tesbit vardı; ‘Faizsiz bir İktisat Bilimi düşünülemez.’ Bu zamanda ameli boyutta müslüman olarak yaşamak zor ancak itikadi boyutta mü’min kalabilmek daha zor.

 * Vahyi, ahireti, peygamberleri reddeden bu eğitim sistemi İnsana vicdanını kaybettirdi. Halebi, Gazzeyi, Doğu Türkistan’ı,  Myanmar’ı yaşattı...

Bizim bir tezimiz var. Tarihin testinden geçmiş, vahye dayalı bir tez. Kuran bu tezin parametrelerini şöyle kurguluyor;

Alak Suresinde ‘O Rab ki, kalemle yazmayı öğretti.  İnsana bilmediği şeyleri öğretti.’ ,

Bakara Suresinde  ‘Melekler dediler ki: …Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen âlim ve hakîmsin’,  

‘Bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi de öğretir.’

İlk öğretmenin Cenab-ı Allah olduğuna dair bir tez…

Bilginin Rabbin bir ihsanı olduğuna dair bir tez…

Bizim vahiy medeniyetimiz bilgiyi emanet olarak görür, yitiğidir. Nerde bulursa alır. Samimi ise ve tatbik ederse, Rabbinin bilmediğini de öğreteceğini bilir.    

Cenâb-ı Hakk’ın ahsen-i takvîm üzere yaratmış olduğu İnsan, yücelerin yücesine yükselten sıfatlarla olduğu kadar aşağıların aşağısına düşüren menfî özelliklere de  sahiptir. Hayat, bu iki kutup arasında FITRAT’ı kaim, daim kılmayı hedefleyen ebedî bir mücâdele sürecidir. Eğitim sistemi, İnsana bu mücadele sürecinde ihtiyacı olacak donanımı kazandırmak üzerine tasarlanır. Bezm-i Elest’te, Rabbimizle Yaptığımız Sözleşme’yi kavi kılma üzerine inşa edilir.

Bizim Eğitim Programlarımız-Sistemimiz ilim, amel ve ahlak üzerine inşa edilir. İlimsiz ameli değersiz bulurken, amelsiz ilimi de ‘yük taşıyan merkeb’ metoforu ile tanımlar. Nihayetinde de ‘Din samimiyettir.’ diyerek terkibi tamamlar.

Yükseköğretim sistemimizi ve çalışanlarını, eğitim sistemimizin ayrılmaz parçası olarak gördüğümüzü hususen ifade ettikten sonra;

Eğitim sisteminde Muallim’in konumu stratejiktir. Onun nitelikleri sistemin başarısı için hayatidir. Muallimin bu niteliğini ‘Karakter İnşacısı’ göremeyip, O’nu bir memura indirgeyen toplum bunun bedelini öder. Alimin mürekkebini şehidinin kanından değerli tutan bir medeniyetin evlatlarının öğretmenine verdiği değerin geldiği noktayı düşündüğümüzde, bugün toplumumuzun böyle bir sonuçla karşılaşılması mukadderdir.

Eğer Melikşah’ımız, Nizam-ül Mülk’ümüz olsun diyorsanız, Gazali’ye sahip çıkacaksınız.

Eğer Osman Gazi’miz olsun diyorsanız, Edebali’ye sahip çıkacaksınız.

Eğer Fatih’i yetiştirmek istiyorsanız, Akşemseddin’iniz olacak…

Adanmış öğretmeni yetiştirebildiniz mi medeniyet inşa edebiliyorsunuz…

Adanmış öğretmen ise hak eden topluma Cenab-ı Allah’ın bir ihsanıdır.

NE YAPMALI!

Paradigma değişmeli…

Mevzii düzeltmeler çözüm değil…

Bilginin islamileştirilmesinden başlayarak, öğretmen, öğrenci, okul, sistem, program gibi tüm alt başlıklar ‘FITRAT’ a uygun dizayn edilmelidir.

Elimizde hazır paket reçete program var mı?

Maalesef yok…

Bildiğimiz bir şey var;

Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için, gökyüzünün öğrencisi olmak lazım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.