Namerttin köprüsünden geçmek

İyiliği bir çıkar karşılığı yapan sefil ruhlar, hiç olmadık za­manlarda ve mekânlarda, yaptıklarım başa kakmanın, sadistçe bir yolunu bulurlar.

Asil ruhlu bir düşünür: "Çıplak gördüğü bir fakiri giy­diren bir kişi; onu aşağılayarak ve horlayarak yapar­sa, soyunuştan beter etmiş olur" der.

İzzetinefis sahiplerine en ağı gelen yük, minnet altına gir­mektir. Bu minnet, normal derecede mert birine karşıyken böyledir. Hele birde; namerde karşı minnet altında kalmak, kesin olarak ölmekten çok beterdir.

Kendisinin minnet altında kalmasını istemeyenler, başka­larını da asla minnet altında bırakmazlar.

Şüphesiz, Diyojen: "Gölge etme başka ihsan iste­mem" derken, minnetsizlik denen asil duygunun, dayanılmaz hazzını yaşıyordu...

Aynı asil duyguyu, asaletine yaraşır biçimde, daha hama­si bir ifade ile, seslendiren, Yavuz "Geçme namert köprü­sünden, bırak alsın seller seni. Yatma tilki ininde koparsın aslan seni" diyerek, civanmertliğin nadir örnekle­rinden birini sergilemiştir.

Namertlerin küçük iyiliklerinin bile faturası çok kabarık olur. İşte, bu tip birine verile bilecek ilginç bir örnek:

Yağmurlu bir günde, itibar sahibi bir beyefendi, bir cimri­den şemsiye almak zorunda kalır. O pinti herif, o tarihten son­ra o beyefendiyi, her rastladığı yerde bu, şemsiye olayını ha­tırlatarak, mahcup etmeye başlamış.

Yine, günün birinde, beyefendi, seçkin insanların bulun­duğu bir grupla sahil gezintisine çıkarlar. Yürüyüş esnasında, malum şahıs karşıdan çıkmaz mı? Hemen doğrudan, bey efendinin yanına yaklaşarak:

“Hey gidi, iyilikler ne çabuk unutuluyor, sana ben, o gün, o şemsiyeyi vermesem, halin nice olurdu?” der. Beyefendi, asabı son derece bozulmuş olarak, doğru denize koşar, yepyeni takım elbisesiyle, kendini suya atar, Baştan so­na ıslanmış olarak, o adamın yanına gelir, şaşkın bakışlı ada­ma, şöyle söyler:

Senden o şemsiyeyi almasam aynen, böyle olur­dum. Bundan daha beter olamayacağıma göre, o gün olmadı isem, sayende bugün oldum. Bana bir daha o aşağılık sorularını sorma, deyip konuyu kökten halle­der.

Anne ve babasını minnet altında bırakmak isteyen evlat nankör; milletini minnet altında bırakmak isteyen yönetici, ha­indir.

Her kişi, karşısındakileri, ister istemez kendi ölçüleriyle değerlendirir. Kendinde var olan zaafların, insanlığın ortak problemi olduğu kanaatindedir.

Hırsız, bir şekilde herkesin hırsız olduğunu zanneder. Fa­hişe, herkes bu işi değişik biçimlerde icra ediyor zanneder.

Âmâya, beyazı anlatabilmek için; sütü örnek vermişler, anlayamamış. Kardan örnek vermişler, anlayamamış. Pamu­ğu örnek vermişler kavrayamamış. O mecburen bu örnekleri, dokunma duyusuna göre değerlendiriyormuş. Sonra biri, "be­yaz boyunlu kuğu kuşunun boyun rengi" deyivermiş. O da, "kuğu kuşunun boynu nasıl ki?" diye sormuş. Bir tanesi, onun kolunu dirseğinden bükerek, "Kuğu kuşunun boynu böyle kavislidir" demiş. Adamcağız, bir süre, kolunu ovaladıktan sonra, "ben, beyazı, anlamaya başladım" deyivermiş.

Yine benzer bir çelişkinin, ortaya koyduğu trajikomik bir örnek:

İki âmâ, aynı sofrada, dolma yemektedirler. Ağmanın bi­ri, diğerine:

Neden, çift çift yiyorsun? Diye çıkışır. Diğeri, bilgiç bir eda ile:

“Sen de âmâsın, ben de âmâyım, sen benim çift yediği­mi nerden biliyorsun?”, der. Öbür âmâ ısrarla: Ben öyle yapıyorum, mutlaka sen de öyle yapıyorsundur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.