• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Konya 17 °C
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'

Dursunbey'de Kur'ân'ı anlama sempozyumu

Ali Akpınar

Dursunbey’de Kur’ân’ı anlama sempozyumu


Balıkesir’in tabiî güzellikleriyle dolu şirin bir ilçesi Dursunbey. Bu ilçede İzmir İlahiyat Fakültesi, Dursunbey Belediyesi ve Dursunbey Müftülüğü işbirliği ile 14-16 Mayıs 2010 tarihlerinde bir sempozyum gerçekleştirildi. Otuza yakın Kur’ân okuyucusu ve ilim adamının katıldığı sempozyumda güzel Kur’ân’ın en güzel okumaları icra edildi. Katılımcılara ilahî sofradan mükellef ziyafetler sunuldu. Birbirinden güzel ve çok özel ses üstadları tarafından icra edilen bu okumalarla Kur’ân Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı  sözüne Mekke’de inen Kur’ân en güzel şekilde İstanbul’da yazıldı ve Mısır’da okunduğu gibi Anadolu’da da okunmaya devam etmektedir şeklinde şerh düşüldü. Nitekim Prof. Dr. Nihat Temel Hoca, bugün sistemli ve düzenli bir şekilde hafız yetiştirme ve Kur’ân okuma konusunda Türkiye’mizin dünya birincisi olduğunu söyleyerek bu gerçeği tespit eti.

Dört oturumdan ilkinde bölgenin manevî mimarlarından Sarı Hoca namıyla meşhur olan Boşnak asıllı Mehmet Ruhî Turan’dan bahsedildi, onun seksen yıllık bereketli ömründen kesitler sunuldu. Ondan ders ve icazet alan talebelerinden Prof. Dr. Remzi Kaya, Prof. Dr. Hüseyin Yaşar, İlyas Çakır, Abdullah Şenyiğit, Şerafeddin Turan hocalar, bir din gönüllüsü olan Sarı Hoca’yı (1899-1981) anlattılar. Sarı Hoca’nın, kaht-ı rical döneminin hüküm sürdüğü ve din eğitiminin yasaklandığı dönemlerde büyük fedakarlıklarla gerçekleştirdiği hizmetleri anlattılar. Dursunbey’in şirin ve bakımlı mezarlığındaki mütevazı kabrinde yatan Sarı Hoca’nın Kur’ân eğitimi başta olmak üzere İslâmî ilimlerdeki çalışmaları yanında, halka yönelik olarak kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü irşad faaliyetlerine vurgu yapıldı.

İkinci oturumda Kur’ân’ı Anlama konusuna değişik açılardan bakıldı ve birbirini tamamlayan tebliğler sunuldu. Kur’ân’ı Okumanın Anlamı, Kur’ân’ı Anlamanın Anlamı, Anlamadan Kur’ân Okumak, Kur’ân’ı Hayatın İçinde Anlamak bu oturumda sunulan tebliğlerdi.

Kur’ân ve Hayat başlıklı üçüncü oturumda Varoluşun Anlamı ve Kur’ân, Dindarlığımızın Gelişmesinde Kur’ân Meâllerinin Rolü, Kur’ân’ı Hayatın Merkezine Yerleştirmek adlı tebliğler sunuldu.

Son oturumda ise genel değerlendirme yapıldı. Sempozyumun ruhuna uygun olarak bütün oturumların başında ve sonunda Kur’ân tilaveti vardı.

İki gün boyunca kesintisiz devam eden ve Dursunbeylilerin yoğun ilgisine mazhar olan sempozyumdan kulaklarımızda küpe olarak kalması gereken cümlelerden birkaç tanesi ile yazımıza son verelim:

Kur’ân Allah’ın en büyük nimeti ve Son Peygamberin bize bıraktığı en büyük emanetidir. Müslümanlar olarak bu nimetin farkında olmalı, onu en güzel şekilde okuyup anlayarak ve gereklerini yerine getirerek bu emanete sahip çıkmalıyız.

Kur’ân, insanın yaşadığı ve ürettiği sorun ve sorulara ilahî cevaptır. Kur’ân, anlamı ve davranışı bulduran, insanı dolduran ve olduran kitaptır. İnsanı kendine getiren ve kendi yapan kitaptır. Kur’ân, kaynak ve muhteva açısından Allah merkezli ve insan hedeflidir. İnsanın gönül, beyin, söylem ve eylem dünyasını inşa ve ihya eden kitaptır. Kur’ân, Elhamdülillah cümlesi ile başlar ve vennâs/insanlar ifadesi ile sona erer.

Mekke döneminde inen ayetlerdeki temel hedef Allah-insan ilişkisini sağlıklı zemine oturtmaktır. Medine döneminde inen ayetlerde ise insan-insan ilişkisinin sağlıklı zemine oturtulması hedeflenmiştir. Ancak bu ilişkiler de asla Allah’tan kopmadan yapılmalıdır. Bu yüzden Medine’de inen ayetlerde de Allah teması sürekli işlenmiştir.

Kur’ân’ı okuma, anlama ve yaşama konusunda her Müslüman, yaşı-işi-seviyesi-konumu ne olursa olsun, gücü nispetinde gayret ve çaba göstermek mecburiyetindedir. Bu Kur’ân’a inanmanın ve ona muhatap olmanın gereğidir.

Kur’ân’ın dili Arapça, din dilidir. Din dili, Müslümanlar arasında kolay anlaşmayı sağlayacak, ortak bir dil birliğine götürür. Bu yüzden her Müslüman bu dili önemsemeli ve bu dille tanışma gayret ve çabası içerisinde olmalıdır.

Kur’ân’ın lafzının ve kapsamlı manasının muhafazası için onu Arapça okumak gereklidir.

Her Müslüman Kur’ân’ın muhatabıdır. Kapasite ve gücü nispetinde onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu yüzden her şeyden önce Kur’ân’a iman ettiğini söyleyen kimse, Kur’ân’ı yahut Kur’ân’dan bir şeyler anlamayı önemsemelidir. Onun anlamak için çaba gayret göstermelidir. Onu anlamayı zor ve anlaşılmaz görmemelidir. Kur’ân’ı anlamaktan korkmamalı/kaçmamalıdır. Yıllardır okuduğu Kur’ân’ı anlayabilmek için bir plan yapmalı; sözgelimi çokça okuduğu kısa surelerden başlayarak Kur’ân’ı anlama çabası içerisinde olmalıdır.

Her Kur’ân meâl ve tefsiri, bir Kur’ân’ı anlama çabasının ürünüdür. Hepsinin hitap ettiği bir kesim ve doldurduğu bir boşluk vardır. Beş yüz kadar tefsir ve dilimizde hazırlanmış yüz elli kadar Kur’ân meâli bulunmaktadır. Ülkemizde yılda yediyüz bin meâl satılmaktadır. Meâl okuma ayrı, sünneti dışlayarak meâlcilik yapma ayrıdır.

Anlamadan Kur’ân okuyacaksan onu okuma daha iyi mantığı yanlıştır. Zira tamamı elde edilemeyen bir şey, bütünüyle terk edilemez. Anlamadan Kur’ân okuma, sahibini anlayarak okumaya hazırlayacaktır. Böyle bir kişi Allah Kelamını okuduğunu düşünüp etkilenecek, Kur’ân okuma ile meşgul olması onu, boş iş ve konuşmalardan alıkoyacaktır. Burada yapılması gereken böyle kişileri, anlamadan okumayı alışkanlık haline getirmekten kurtarıp onları anlayarak ve gereklerini yerine getirerek okumaya yönlendirmektir.

Kur’ân kültürü ile yoğrulmuş bir milletin ferdi olarak her Müslüman Türk, Kur’ân’a dair bildiği pek çok bilgi/kelimenin farkında olmalı ve her geçen gün bu bilgilerini artırmaya çalışmalıdır. Kur’ân’ı anlamak, Kur’ân’dan bir şeyler anlamak ve Kur’ân’ı tefsîr etmenin ayrı şeyler olduğu da göz ardı edilmemelidir. Unutulmasın ki Müslümanların dünya ve ahirette yükselmeleri okuyup, anladıkları ve gereklerini yerine getirdikleri Kur’ân ayetleriyle olacaktır. Tıpkı bir hadiste bildirildiği gibi: "Kur'ân'ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: 'Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır."

Sempozyum boyunda ev sahibi Dursunbeylilerin sempozyuma ve katılan misafirlerine gösterdikleri yakın ve içten alaka, izzet ve ikramlar elbette şükranla anılmaya değer insanımız klasiklerindendir. Onlar bu organizeleriyle, mütevazı bir ilçede de böyle kapsamlı ilmî toplantıların yapılabileceğini göstermiş ve bu şekilde de tarihe not düşmüş oldular. İlçe Kaymakamı, Belediye Başkanı ve İlçe Müftüsü başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Bilge Barbar
25 Mayıs 2010 Salı 14:38
Anlamak mı tabi olmak mı?
'An' daki ne aslında nazal ne denilen ne dir. Tarlaların etrafındaki sınıra verilen ad andır. Buradaki ne alfabemizden uçurulmuş olan bir harfimizdir. Şimdi...Anlamak demek sınırlamak, çerçevelemek demektir. Kuranı anlamaya cüret et diyorlar. Edebi terket. Cüretkar ol diyorlar. Kuran anlamamız için değil tabi olalım diye nazil oldu. Maeliyle buluşanlarda huşudan, haşyetten eser kalmaması nedendir dersiniz?
85.105.205.138
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim