Yörükler yurdunda SONBAHAR

Yörükler yurdunda SONBAHAR

Güz gelmiş, geceler serinlemeye, dahası soğumaya başlamış, onlar da dönüş yoluna düşmüşlerdi sahile doğru. Hangi mevsim daha güzeldir?

Zeki OĞUZ

 

Şehir yaşamının dağdağası içinde mevsimlerin nasıl değiştiğinin pek farkına varamıyor insan. Ancak semt pazarlarında değişen, farklılaşan ürünlerden bir şeylerin değiştiğini hissedersiniz. Ama hissetmekle gelen yeni mevsimi yaşamak çok farklı şeyler. Doğanın rengi değişir, kokusu değişir, rüzgar bile farklı eser.

 

Geçen gün bir Yörük dostumu aradım, hatırını sormak için. Sevindi aradığıma, söyleştik biraz, yollardayım, dedi konuşmanın sonunda. O an kafama dank etti güz geldiği. Güz gelmiş, geceler serinlemeye, dahası soğumaya başlamış, onlar da dönüş yoluna düşmüşlerdi sahile doğru.

Hangi mevsim benim için daha güzeldir? diye sorarım bazen kendime.

 

Önce ilkyaz öne çıkar, her şeyin başlangıcıdır, nevruzların, sümbüllerin mevsimidir ama yüreğim sonbahar der. İlkyazın yeşiline inat renkler alabildiğine çılgındır artık. Yeşilden kırmızıya onlarca renge bürünen gazeller, güz yellerinin önünde savrulur durur. Biraz hüzün vardır bu mevsimde biraz burukluk ve yalnızlık.

Ölüm temasını da çok sık akla getirir sonbahar. Aşık Veysel’de olduğu gibi.

 

“Eşim dostum yavrularım

İşte benim sonbaharım

Veysel karanlık yollarım

Gelmez yola gidiyorum.”

 

En çok güz günleri anarım çocukluk yıllarımı. Ne güzeldi o tatlı telaşlar. Güz yağmurları bastırmadan harmanı kaldırmak için çırpınışlarımız. Bulgur ocaklarının yanmaya başlaması. İhtiyar heyetinden karar çıkmadan kimse bağ bozmaya gidemezdi. Ancak küçük bir sepet yani doyumluk üzüm yolmaya izin vardı. Sonra bağbozumu günü ilan edilir, o gün şenlik şamata bağlara koşardık. Köfünler dolusu üzüm çiğnenir, şıra olur, şıralar kazanlara doldurulur, kazanların altı yakılırdı.

 

Biz çocuklar, geçmiş güz günleri en sevdiğimiz şey bahçelerde, bağlarda avar toplayıp yemekti. O dalında kurumuş kara erikler, küçücük üzüm cingilleri nasılda tatlı olurdu. Dere kenarlarındaki cevizlerin altında ceviz arardık sararmış yaprakları altüst ederek. Yaprakları her avuçladığımızda yeniden duyumsardık o mis gibi güz kokusunu.

Şehrin benzin kokusundan gına getirmiştir şair Ahmet Uysal’da. Kuruyan otların kokusunu duyumsar gömleğinin cebinde.

 

“Her şey hazır belki

Yarın giderim.

Yağmurun sesini de

Alırım yanıma.

Gömleğimin cebindedir

Kuruyan otlar.

Eski yerinde kalır gene

Bozkır kokusu.”

 

Kimi zaman, zamanın ne tez geçiverdiğini anlayamayız bile.”Baharı görmeden yaz geldi geçti” dedikleri gibi. Daha ilkyaz çiçeklerine doymadan bir bakmışsın güz çiğdemleri kaplayıvermiş doğayı. Şair Ahmet Telli’de bundan yakınır bir şiirinde.

“Eylül, gülleri soldurarak

Duyurdu bu yıl kendini.

Böyle olacağını bile bile

Şaşırttı bizi yine de.

 

Daha bir demet kır çiçeği

Alıp koyamadık vazoya.

Güller mi unutturdu bize sevinci

Yoksa aşındırdık mı kimi duyguları ?”

Ziya Osman Saba bir başka yakınır geçip giden günlerden.

“Allahım! Kararmasa şu göğün…

Dal senin, ağaç senin, döktüğün

Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün.

Geçip gidişi ömrün…”

 

Geçmiş günlerden söz etmiştim yukarda, evet gerçekten geçip gitmiş o güzel günler. Eskiler, ağustosun yarısı yaz yarısı kış, derlerdi. Ağustosun ortasından itibaren bir evecenlik alırdı insanları. Dağların tepesinde kara bulutlar ağmaya başlayınca biran önce harmanları kaldırmak isterlerdi. Çünkü zirvelerdeki bulutlar güz yağmurlarının habercisiydi. Yağmurlar sapı samanı ıslatmadan harmanı kaldırmak gerekirdi. Güz yağmurlarından sonra iyice tavlanan toprağa ekilen buğday daha iyi olurdu ki gönen denirdi buna.

 

Güz aylarında, semt pazarlarında en sevdiğim yerler kenar kısımlardır. Buralara genellikle çevre köylerden üreticiler, kadınlar ürünlerini getirip satarlar. En taze ve organik ürünleri buralarda bulmak mümkün olur. Ballı üzümler, tazecik sivri biberler, gerçek tadında domatesler vb. Bir de kadınlar pazarının çevresinde bulurum bu üreticileri. Eğer işgüzar zabıtalar kovalamadılarsa ya da mallarını ellerinden almadılarsa en taze ürünleri alma imkanı olur. Buraya genellikle çevre köylerdeki kadın üreticiler mallarını satmaya geldikleri için pazarın adı da kadınlar pazarı.

Güz ya da sonbaharla ilgili en güzel şiirleri yazan şairlerimizden biride Cahit Külebi. Onun “Sonbahar Geliyor”adlı şiiri ile noktalayalım sözü.

 

“Sonbahar geliyor serçe

Yuvanı ne yapacaksın?

Ayva çiçek açmadan önce.

Meyvelerin içi geçecek

Rüzgar başka çeşit esecek

Yağmurlarla ıslanacaksın.

Halbuki ne kadar sıcaksın!