Yörük Pazarında bir gün

Yörük Pazarında bir gün

Spiker l3 ölü 26 yaralı olduğunu söylüyordu. O güzel beldemiz geldi aklıma. Çarşamba günü Yörük pazarı taraflarındaydık.

Zeki Oğuz

Cuma sabahı torunum Umutcan’ın telefonuyla uyandım. Haberleri dinliyormuş, Balcılar’daki acı olayı ilk o haber verdi. Onun da üzüntüsü sesinden belliydi. Hemen televizyonu açtım, spiker l3 ölü 26 yaralı olduğunu söylüyordu. O güzel beldemiz geldi aklıma. Çarşamba günü Yörük pazarı taraflarındaydık. Dönüşte Sultan Suyunun başında Taşkent Belediye Başkanı Abdülbaki Acet, Ilıcapınar Belediye Başkanı Mehmet Akay ve Balcılar Belediye Başkanı Mehmet Demirgül’ü haşlanmış mısır yerlerken yakalamıştık. Bize de mısır ve şeftali ikram etmişlerdi. Anayasa Mahkemesi’nin kararından dolayı hayli neşelilerdi. Mehmet beyle sözleşmiştik bir ay sonra Balcılar’da buluşmak üzere. Başta Mehmet Bey olmak üzere bütün acılı ailelere başsağlığı ve sabır dilerim.

 

Eğitimci ve fotoğraf sanatçısı arkadaşlarım Mustafa Karaçelebi, Muammer Ulutürk ve Ali Işık ile bir hafta önce anlaşmıştık, Çarşamba günü erkenden yola çıkıp Toros yaylalarını dolaşmak için. Yolboyu kısa molalardan sonra ilk durağımız Bolay yaylasında, benim günümüzün Karacaoğlanı diye nitelendirdiğimiz Hacıahmet Kıraslan’ın eviydi. Ahmet abi kışları İzmir’de eğleşiyor, yaz gelince yayladaki evine göçüyor. Hadim’e gitmiş görüşemedik.

Yörük Pazarı Sarıveliler yolu üzerinde, Sarıveliler Başyayla yol ayrımında. Perşembe günleri burada Pazar kuruluyor. Çevredeki yaylacılar ürettikleri şeyleri burada satıyor, ihtiyaçlarını da buradan karşılıyorlar. Organik ürün meraklıları için eşsiz bir yer Yörük Pazarı.

 

Bu pazarın biraz ilerisinde batıya doğru uzanan vadide ise Yörükler yayla alıyorlar. Çoğunun pek az koyunu kuzusu var ama yıllardır süregelen yayla alışkanlığını bırakamıyorlar. Yayla sakinleri ise genellikle genç kızlar, kadınlar ve çocuklar. Çocuklar yaylaya gelen konuklara karşı çok ilgililer. İki genç kızla tanıştık, ikisi de üniversiteyi kazanmışlar. Bunun sevincini yaşıyorlardı. Genç kızlar kışın dokudukları halı ve kilimleri yaylada gelen konuklara satmaya çalışıyorlardı. Uğradığımız her yayla evinde ayran ikram ettiler.

Fotoğraf için çıktığımız günübirlik gezilerde zamanı iyi değerlendirmeye çalışırız. Ne kadar fazla yere ulaşabilirsek o kadar iyidir hem çok hem iyi fotoğraflarla dönmek böyle mümkün oluyor.

 

İkinci durağımız Gevne tepeleriydi. Taşkent’i geçtikten sonra sağa dönen ilk anayol Alanya yoludur. Gevne vadisi ülkemizin en zengin floraya sahip bölgelerinden biri aynı zamanda. Gerçi bu gidişimizde uğrayamadık ama o bölgeye ne zaman gitsem Şeker’in yerinde tavşankanı bir çay içmeden dönmem.

 

Ünlü Yörük beyi Kuş Ali’nin obası da bu yol üzerinde. Kendisi ve eşi Kecimen’e gitmişler, o yüzden görüşemedik. Oğlu Bayram ve kızları sevinçle karşıladılar bizi. Kızların en büyüğü Emine’ye bulgur pilavı yemeye geldik, dedim. İkiletmedi, hemen kara tavayı sürdü ocağın üzerine. Pilav ve ayran gerçekten harikaydı. Küçük Fatoş benim makineyı kaptı fotoğraf çekmeye başladı. İyi fotoğraf bulma konusunda hayli karamsar olan Ali Işık sanırım iyi fotoğraflarla dönmüştür Kuş Ali’nin obasından.

 

Obadan ayrılırken küçük cadım Fatoş gitme Zeki emmi diye yalvarıyordu, ben yanından uzaklaşırken nerdeyse ağlayacaktı. 

Gevne vadisine bakan yamaçlarda onlarca yayla var. Yolun sol tarafına Küçüklü Yörükleri, sağ tarafına ise Bahşışlar yaylaya çıkıyorlar. Bahşışlı yaylasında kalan Mehmet ve Şükrü adlı arkadaşlar önümüze düşerek bize yaylada bulunan tarihi eserleri gösterdiler. Çıktığımız bir kayalıktan vadinin muhteşem manzarasını seyrettik.

Gezinin son durağı her zaman olduğu gibi Sarıoğlan’dı. Birer çay içip yorgunluk attıktan sonra dönüş yoluna düştük.