Yeşilgölden Yirce Yaylasına

Yeşilgölden Yirce Yaylasına

Beykonak’ı değişik yörelerden gelen değişik boylar oluşturuyor. Geç yapılanan bir belde olduğu için sürekli arazi sorunu yaşamış, şuan sahip oldukları arazilerin büyük bölümü çevre belde ve köylerinden satın almışlar.

Zeki OĞUZ


Ilgın Beykonaklılar her yıl haziran ayı sonlarına doğru Yirce Yaylası’nda şenlik düzenlerler. Bu yıl haziranın 24 ünde 11. si yapıldı. Yirce şiir yarışmasının da 6. sı gerçekleştirildi. 2005 de yapılan şenliğe katılmak için bir gün öncesi yollara düşmüş, gece Gökçeyurt köyünün meşelikleri arasında kamp yaparak ertesi gün şenlik yerine ulaştık. Çalı olarak son üç yıldır Yirce şiir yarışmasına destek verdiğimiz için bu şenliğe katılmak boynumuzun borcu gibiydi. Bu yarışma ülkemizde bir yayla şenliğinde düzenlenen tek yarışma ve gerçekten çok güzel şiirler geliyor yarışmaya.


Bu kere aylar öncesinden kararlaştırmıştık Mahmuthisar köyünün 2km güneyindeki doğal göletin başında kamp yapacaktık. Köylülerin Yeşilgöl adını verdikleri göletin çevresi gerçek bir doğa cenneti. Her taraftan adam beli gibi su fışkırıyor. Gölün kuzeyini köyün bahçeleri çeviriyor. Güney tarafı ise çam ormanları ile kaplı. Gölde balık avlanıyor ama torunum Umutcan bütün uğraşmalarına rağmen balık yerine küçük bir su kaplumbağası tutabildi. Onu da gerisin geri attık suya.


Mahmuthisar 13.yy.da yöreye Turgutoğulları’nın gelmesiyle kurulmuş. Kuruluş tarihi kesin olarak belli değil. Ilgın ilçesine 15km uzaklıkta. Belde tarihi kaynaklarda Mahmuthisar Teknesi olarak geçiyor. Bunun nedeni Beykonak beldesinin güneydoğusunda bulunan Dediği (Didiği) Sultan Teknesinin olmasıdır. Dediği Sultan’da Turgutoğullarından hemen sonra Yatağan Köyü yakınlarındaki Elenkirt Dağına gelmiş. Burada Yatağan Mürsel Dede ve Seyyid Harun Veli ile bulunmuş daha sonra Mahmuthisar’a gelerek zaviyesini kurmuş.


Mahmuthisar’da ilk durağımız Yeşilgöl’e dönen yolun başındaki kır kahvesi. Yeşilgöl’den akan suyun kenarına oturup tavşankanı çayları yudumlamanın tadına doyum olmuyor. Bunu gelenek haline getirdim. Yöreye ne zaman gitsem bu kahveye uğrayıp çayımı içer sonra düşerim yola. Biz çayları içerken beldede iki dönemdir muhtarlık yapan emekli hemşire Zeynep Şimşek geldi masamıza. Çalışan, üreten, beldesi için yeni bir şeyler yapma gayretinde olan bir muhtar. Muhtarlık dışında işlerde yapıyormuş. Bize katılmadan önce ineklerini sağmış öyle geliş yanımıza.


Koca ceviz ağaçlarının altında temiz bir yer bulup çadırımızı kurduk. Gölün güneyindeki küçük bir tarlada kadın işçiler çapa yapıyorlardı. Biraz sohbet ettik. Ne kadar yevmiye aldıklarını sorduk. 16 lira alıyorlarmış. İlkin biraz nazlandılar ama fotoğraf çekmemize izin verdiler. Digital ekranda suretlerini görünce sevinçlerine diyecek yoktu.


Gece, kuru dallar çıtır çıtır yanarken yıldızları seyretmenin keyfine doyum olmaz. Şehirlerdeki ışık kirliliği bu güzelliği yaşamamıza bile izin vermiyor. Ancak dağların eteğinde ya da zirvelerde kurduğumuz kamplarda bu keyfi doya doya yaşıyoruz.


Sabah kır kahvesinde güzel bir kahvaltıdan sonra Yirce’ye doğru yola düşüyoruz.


Bey konak, kesin olarak bilinmemekle birlikte 300 yıllık bir tarihe sahip olduğu söyleniyor. Toroslarda belde ve köylerin büyük çoğunluğu tek bir boydan gelmelerine karşılık Beykonak’ı değişik yörelerden gelen değişik boylar oluşturuyor. Geç yapılanan bir belde olduğu için çevresindeki köy ve beldelerle sürekli arazi sorunu yaşamış, şuan sahip oldukları arazilerin büyük bölümü çevre belde ve köylerinden satın almışlar.


Yirce meşe ve çam ormanlarıyla kaplı güzel bir yayla. Daha sabahın erken saatlerinde meşe ve çamların altı dolmuş, mangallar yanmaya başlamış. Her taraftan duman tütüyordu.


Vakıf başkanı ve Yerce şiir yarışması seçici kurul üyesi Mevlüt Demir ile Beykonak sevdalısı Ayşe Karadağ şenliğin düzenli giçmesi için uğraşıyorlardı. Eğitimci-hukukçu, Çalı’nın yazarlarından Dündar Aydoğdu şenlik için İzmir’den gelmiş. Dündar bey ilk eğitimden sonra köyden çıkmış, eğitimci olarak değişik yerlerde görev yapmış, hukuk okumuş, şimdi İzmir’de avukatlık yapıyor ama işin büyük kısmını oğluna devretmiş, artık kültür-sanat konularına ağırlık vermek istiyormuş. Köyden çıkmış ama ata yurdunu hiç unutmamış. Düzenli gelmiş Beykonak’a. 1994 yılında yayınladığı “Beykonaklom” adına bir kitabı var.


Yerel sanatçılardan sonra yarışmaya ödül alan şairleri okundu. Bu yıl “Siyah Zamanlar” adlı şiiri ile Behçet Yani 1, “Masmavinin Son Yolculuğu” şiiri ile Ayten Özmeral 2. “avcı” şiiri ile Eşref Karadağ 3. olmuş. Yarışmaya Ilgın’dan katılan Feray Elma ise özendirme ödülü aldı.


Yemekten sonra Dediği Sultan türbesine çıktık. Buradan Mahmuthisar köyünün 4km kadar kuzeyinde bulunan Sungurbey türbesine geçtik. Çıplak bir tepenin üzerinde, çevresi mezarlarla çevrili bu türbe garip bir hüzün veriyor insana. Değişik kaynakları taramama rağmen Sungurbey hakkında bir bilgiye rastlayamadım. Bazı yazarlar türbenin Karamanoğulları döneminde yapıldığını kaydediyorlar.


Mahmuthisar, Beykonak, Bulçuk, Çiğil bölgesi gerçekten görmeye doyamayacağınız yerler. Siz bu yazıyı okurken biz birkaç doğa aşığı Bulçuk göletinin çevresinde olacak ertesi günde Sultan Dağlarına çıkacağız.