"Yahya Kemal 57 yıldır güncel"

"Yahya Kemal 57 yıldır güncel"

Yazar Ayvazoğlu:- "Vefatının üzerinden elli yedi yıl geçmiş olmasına rağmen Yahya Kemal isminin hala çeşitli vesilelerle sık sık zikredilmesi, gazete ve dergilerde onunla ilgili değerlendirmelere, atıflara, hatıra notlarına, dedikodulara rastlanması, kita

İSTANBUL (AA) - EKREM KAFTAN - Büyük şair ve mütefekkir Yahya Kemal Beyatlı'nın vefatının üzerinden 57 yıl geçti.

Türkiye'de Yahya Kemal üzerine en kapsamlı araştırmaları yapan ve müstakil bir "Yahya Kemal Ansiklopedisi" hazırlayan, araştırmacı-yazar Beşir Ayvazoğlu, 1 Kasım 1958'de hayatını kaybeden ünlü şair hakkında, "Vefatının üzerinden 57 yıl geçmiş olmasına rağmen Yahya Kemal isminin hala çeşitli vesilelerle sık sık zikredilmesi, gazete ve dergilerde onunla ilgili değerlendirmelere, atıflara, hatıra notlarına, dedikodulara rastlanması, kitap çapında çalışmaların çoğalması, gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir hadisedir" dedi.

Ayvazoğlu, ünlü şairin vefatının 57'nci yılı dolayısıyla AA muhabirinin sorularını cevapladı.

-Yahya Kemal'in vefatının üzerinden tam elli yedi yıl geçti fakat hala güncel. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Vefatının üzerinden elli yedi yıl geçmiş olmasına rağmen Yahya Kemal isminin hala çeşitli vesilelerle sık sık zikredilmesi, gazete ve dergilerde onunla ilgili değerlendirmelere, atıflara, hatıra notlarına, dedikodulara rastlanması, kitap çapında çalışmaların çoğalması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir hadisedir. Bugün mesela Tevfik Fikret’i, Cenab Şahabeddin’i, Ahmet Haşim’i vb. değil de Yahya Kemal’i tartışıyorsak, onun yaklaşık iki yüz yıldır yaşadığımız kimlik krizi hakkında doğru sorular sormuş, daha da önemlisi, bu sorulara doğru cevaplar vererek son derece kritik bir dönemde önemli bir misyonu üstlenmiş olmasındandır.

-Kritik bir dönemde üstlendiğini söylediğiniz bu misyon nedir?

Yahya Kemal’in belki de şartların zorlamasıyla üstlendiği bu misyonu, “Osmanlı tarihi ve kültürüyle Cumhuriyet arasında köprüler kurmak” diye kısaca özetleyebilirim. Yahya Kemal ve onun düşüncesini zenginleştirip çeşitlendirerek devam ettiren Ahmet Hamdi Tanpınar hayati bir ilkenin altını çizdiler: Kültürün varlık şartı sürekliliktir. Biri bunu “imtidad”, diğeri “devamlılık” kavramı ve “devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” ilkesiyle ifade etmeye çalıştı. Bu sürekliliği herhangi bir şekilde önlediğiniz, kesintiye uğrattığınız takdirde kültürü beslendiği asıl kaynaklardan koparmış, kendini yenileme, yeniden üretme reflekslerini de yok etmiş olursunuz. Tabii istikametinde gelişmesini sağlayamadığı için kendi içine kapanan ve bazı direniş noktaları arayan kültür, dramatik bir yeraltı macerası yaşamaya başlar ve ilk fırsatta gün ışığına çıkmak üzere varlığını sürdürür. Esasen asırlar içinde oluşmuş bir kültürü ve geleneği hiçbir güç bütünüyle yok edemez. Biraz eşelediğiniz zaman derinlerde çalışmaya devam ettiğini fark edersiniz. Ancak geleneğin devamını ve kendini yeniden üretmesini sağlayan kurumlar yok edilip aydın desteğinden mahrum bırakılınca, kültürün yaratıcılığını yitirmesi hatta tehlikeli bir ayak bağı haline gelmesi mümkündür. O zaman geçmişimizi sırtımızda ağır bir yük olarak geleceğe taşımak zorunda kalırız, bu da adımlarımızı yavaşlatır. Halbuki yapılması gereken, onu bir itici güç haline getirmektir. Yahya Kemal hala bunun için çok önemli.

-Peki, Yahya Kemal’in bu duruşunu bir çeşit muhalefet olarak mı görmeliyiz?

Şöyle denebilir: Yahya Kemal, 1923 öncesinin yok sayıldığı bir devirde etkili fakat kavgacı olmayan bir muhalefetle kültürde sürekliliğin önemini vurgulamıştı. Türk tarihinin ve kültürünün bir özeti olarak gördüğü İstanbul’da odaklanan şiiri ve düşüncesi, Osmanlı kültürüyle Cumhuriyet devrinde inşa edilmek istenen kültür arasında köprüler kurarak kimlik krizini aşmaya çalışanlar için sağlam bir tutamak oldu.

-Ama kendi yaşama tarzıyla sevdiği halkın yaşama tarzı arasında büyük bir fark var. “Türk İstanbul”a ya Cihangir’den yahut Park Otel’in pencerelerinden baktı diye tenkit ediliyor.

Doğru. Yahya Kemal’in üstün taraflarından biri de bunu itiraf etmesi ve vicdan azabını şiirinde yansıtmasıdır. Okuyun “Atik Valde’den İnen Sokakta” şiirini, okuyun “Kocamustapaşa” şiirini, bu sancısını nasıl dile getirdiğini göreceksiniz. “Kocamustapaşa” şiirinde, yaşama tarzı itibarıyla içinden geldiği dünyadan uzaklaştığı için üzülür ve bunu “onulmaz yara” diye tarif eder.  ‘Onulmaz yara’ derken tam da Daryush Shayegan’ın “yaralı bilinç” dediği trajik durumdan söz etmektedir. Bilindiği gibi, İranlı düşünür, köklü bir medeniyete sahip olmakla beraber modernitenin ani atakları karşısında şaşkınlığa uğramış, gelişmelere ayak uydurabilmek için acele ederken üst üste yanlışlar yapan toplumlarda özellikle aydınların yaşadığı ‘kültürel şizofreni’yi tahlil etmektedir. Bu gibi toplumlarda, en moderninden en muhafazakarına kadar, bütün aydınların ayırıcı vasfı, duygu ve düşünce dünyalarında iki farklı kültürün sürekli itişip kakışmasından doğan zihin çarpıklıklarıdır. Bir yanda tarihin dışına düşme, yani anakronizm kaygısı, diğer yanda köksüzleşme, yabancılaşma korkusu... Park Otel’in pencerelerinden ‘fakir Üsküdar’a bakarak hayıflanması tam da bu trajik durumun bir ifadesidir.

-Yahya Kemal’in şiiri ve düşüncesiyle bizde muhafazakarlığın yapıcılarından biri olduğunu söyleyebilir miyiz?

Buna isterseniz kültürel muhafazakarlık diyelim. Bana sorarsanız, kısaca özetlemeye çalıştığım misyon, Yahya Kemal’i kültürel muhafazakarların bir çeşit idolü haline getirmiştir Yakın dostlarından Nihad Sami Banarlı’nın gayretiyle bütün şiirleri ve nesirleri kitaplaştırıldıktan sonra, Yahya Kemal’in muhafazakar kültür üzerindeki etkisi daha da artacak, Türk tarihi, kültürü ve edebiyatı hatta son yıllarda Türk Müslümanlığı hakkında yapılan tartışmalarda hep o referans gösterilecektir. Şunu unutmamak lazımdır: Yahya Kemal, geleneği kendi içinde yenileyen, yani ‘yaratıcı’ bir muhafazakardı. Çocuk yaşta bir Jön Türk olarak kaçtığı ve dokuz yıl yaşadığı Paris’te siyaset bilimi okumuş, modern Fransız şiiriyle tanışmıştı. ‘Ev’e Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken yeni bir şiir, tarih, vatan ve millet anlayışıyla döndü ve modern Türk şiirinin doğuşunda etkin bir rol oynadı.

-Yahya Kemal’i niçin bir “muhafazakar” olarak tanımlıyorsunuz?

Tarihte ve kültürde devamlılığı ve tekamülü savunduğu için... Yahya Kemal ve onun düşüncesini zenginleştirip çeşitlendirerek devam ettiren Ahmet Hamdi Tanpınar hayati bir ilkenin altını çizdiler: Kültürün varlık şartı sürekliliktir. Biri bunu “imtidad”, diğeri “devamlılık” kavramı ve “devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” ilkesiyle ifade etmeye çalıştı. Bu sürekliliği herhangi bir şekilde önlediğiniz, kesintiye uğrattığınız takdirde kültürü beslendiği asıl kaynaklardan koparmış, kendini yenileme, yeniden üretme reflekslerini de yok etmiş olursunuz. Tabii istikametinde gelişmesini sağlayamadığı için kendi içine kapanan ve bazı direniş noktaları arayan kültür, dramatik bir yeraltı macerası yaşamaya başlar ve ilk fırsatta gün ışığına çıkmak üzere varlığını sürdürür. Esasen asırlar içinde oluşmuş bir kültürü ve geleneği hiçbir güç bütünüyle yok edemez. Biraz eşelediğiniz zaman derinlerde çalışmaya devam ettiğini fark edersiniz. Ancak geleneğin devamını ve kendini yeniden üretmesini sağlayan kurumlar yok edilip aydın desteğinden mahrum bırakılınca, kültürün yaratıcılığını yitirmesi, hatta tehlikeli bir ayak bağı haline gelmesi mümkündür. Bugün böyle bir süreç yaşanıyor. Geçmişimizi sırtımızda ağır bir yük olarak geleceğe taşımak için çabalayıp duruyoruz. Halbuki yapılması gereken, onu bir itici güç haline getirmektir. Kısacası, Yahya Kemal, şiiri ve düşüncesiyle, içinden geldiğimiz, derinlerde çalışarak yüz çizgilerimizi belirlemeye devam eden, zorla koparıldığımız -ki bu yüzden gözümüz arkada kalmıştır- kültüre yeniden ulaşabileceğimiz kanallar açtığı için hala “güncel”dir ve hala konuşulmakta, tartışılmaktadır.

-Az önce “Yahya Kemal’in İstanbul’da odaklanan şiiri ve düşüncesi” ifadesini kullandınız. Bunu biraz açar mısınız?

Yahya Kemal, İstanbul’la bütünleşmiş bir şairdir. Behçet Kemal Çağlar onun için “İstanbul’un sekizinci tepesi” derken hiç de mübalağa etmiyordu. Bugüne kadar hiçbir şair, İstanbul’u onun kadar hissetmiş ve sevmiş değildir. Birçoklarının zihninde siyasi bir fikir olmaktan öteye geçemeyen “vatan” kavramının İstanbul toprağında tabiatla bütünleşerek tecessüm ettiğini fark etmişti; milliyetimiz bu toprağa öylesine sinmişti ki, nereye baksa “biz”i görüyordu. İstanbul onun nazarında bir mucize, bu mucizeyi yaratan fetih daha da büyük bir mucizeydi. Bu mucizeyi derinliğine hissedip kavramak için, ayakta durabildiği sürece, başta surlar olmak üzere bütün İstanbul’u yürüyerek gezmiş, her gezintiden yeni bir keşifle dönmüştü. Her yeni keşifle İstanbul’a biraz daha bağlanıyordu; öyle ki, bir noktadan sonra, ömrünün bu şehirdeki bütün güzellikleri ve değerleri keşfetmeye yetmeyeceğinden korkmaya başlamıştı. Bu şehrin “sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer”di. Bazı şiirlerinde İstanbul dışına çıktığı zamanlarda nasıl derin bir hasret duygusuyla kıvrandığını anlatmıştır. Gözlerini kapar kapamaz hülya ve rüyalarında İstanbul’u yaşamaya başlayan, mesela Varşova’da karlı bir kış gecesi kapıldığı derin Slav hüznünden hayalen Emirgan'a kaçarak kurtulan büyük şair, bütün Türk kültürünün, zevkinin, estetiğinin İstanbul’da özetlendiğini, İstanbul’un bir “vatan” hülasası olduğunu düşünüyordu.

-Yahya Kemal’in bestelenen şiirleri dışında bugünün gençlerinin şiirlerini fazla okumadığını ve bilmediğini düşünüyoruz. Yahya Kemal, bugünün ve geleceğin nesillerine ne söyler?

Yahya Kemal, dünün gençliğine de bugünün gençliğine de şunu söylüyor: “İnsanda derin bir yaradır köksüzlük!”

 

AA

Kaynak:Haber Kaynağı