Viyana’dan Memleket’e selamlar

Viyana’dan Memleket’e selamlar

Viyana’dan Memleket’e selamlar

Bir haftadır memleketten ayrıyız. Avrupa’da; birkaç ziyaret için dolaşıyoruz. Şaşalı sokaklar, ilk günkü gibi duran yapılar, her sokakta her köşe başında tarihi evler, saygılı insanlar-şoförler, muhatabının sadece sana konsantre olup sorununu çözmek için ve o an sanki dünyanın en önemli görevini yapıyormuşçasına gösterdiği gayret, durmadan yağan yağmur, yemyeşil doğa, kapalı hava…

Ama soğuk insanlar.

Bize hitap etmeyen yemekler, önce yöresel yemekleri arayıp sonra Türk lokantalarına yönelmemiz, su dahi içerken bunda domuz ürünü bir şey var mıdır diye geçirdiğimiz komik şüphe seyahatimizi biraz zorlaştırıyor. Hele kahvaltıda; nerede olursak olalım yanımızda götürdüğümüz peynirleri sofraya sererken aslında halimizi de ortaya koyuyoruz.

Alışkanlıklar zor. Bu gezimiz sırasında çok enteresan olaylarla da karşılaştık. Mesela nereye gidersek gidelim adres sorduğumuz kişilerin önemli bir kısmı Türk idi ve bozuk İngilizcemizi hemen anlayıp Türkçe cevap vermesi isabetli tercihimize sevindiriyordu.

Ardından başlıyorduk memleket havalarına.

İnsan eli değmemiş tüm sokakların adeta savaş kazanmış komutan edası ile zamana hava atmaları, müthiş bir endam idi. Nereye giderseniz gidin mimari bir harika vardı. En görkemsizinde dahi muhteşem motifler olan bu yapılara baka baka, hele saat kulesine hayran olarak Prag’dan ayrıldık. Gar binaları aynen Konya’daki gibi (!) ilk günkü hali ile tarihten bir not gibi duruyordu.

Viyana’da kaldığımız otelin bulunduğu muhit ise tamamen Yozgatlı. 250.000 Yozgatlı varmış. Rehber bulduk. Yozgat Akdağmadeni’nden Hasan Caner. Neredeyse onunla gezdiğimiz için üste bize para verecek.

Burada vatandaşlarımız çok mutlu, Avusturya, göçmenlerin gönlünü almayı başarmış. Atalarımızın geldiği yerlere gittik, duygulandık, Osmanlı’nın da durdurulabileceğini anlayan Avrupa’nın dönüm noktasından Viyana’yı seyre daldık. Tuna nehri bizi görmüş de hava atarcasına ağır, edalı, salına salına akıyor, şehrin ışıkları sanki Tuna’ya eşlik ediyordu.

Geziyoruz, görüyoruz ama en önemlisi ilk günden itibaren özlüyoruz. Kültürel yapıları bizi bir an önce memlekete dönmeye itiyor. Çocuklar “ne zaman Konya’ya döneceğiz” demeye başladı bile.

Neticede insan özlüyor memleketi. Memleket, kolay değil… Ait olabilmek, gözünü, gönlünü açtığında görebilmek, ismi geçince sevinmek, uzaklaşınca özlemek… Memleketli olabilmek…

Gazetemiz de işte böyle. Okuyunca kendimizi bulduğumuz, memleketi gördüğümüz, yazınca, bir şeyler paylaşınca mutlu olduğumuz, ilkeli, sansürsüz, ismi ile müsemma Memleket Gazetemiz’in 10. yılına birlikte girdik. Dile kolay. Yayımında, okuyucuya ulaşımında emeği geçen herkese, Konya’mıza, Memleket’imize hayırlı mübarek olsun.

Nice 10 yıllara… Viyana’dan Memleket’e selamlar.