"Türküm, doğruyum ve 'ski'ciyim"
Akşam'ın genel yayın yönetmeni Serdar Turgut'un tatil yazısı birilerini kızdıracak.
Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Kartalkaya'da yaptığı tatil ile ilgili 'sosyolojik gözlemlerini' köşesinde yazdı. Turgut'un okullarda her sabah okutulan 'Andımız'a eklediği bir bölüm bazı kesimleri oldukça kızdıracak. Turgut, "Türküm, doğruyum, çalışkanım ve 'ski'ciyim" diyerek bir kelime oyunu yaptı ama, bu kelime oyunu yıllardır ABD'de yaşayan Serdar Turgut için normal karşılansa da, 'laikçi' çevrelerin aynı tepkiyi vereceğini düşünmek bir hayli güç.
işte o yazı...
Türküm, doğruyum çalışkanım ve ‘ski’ciyim
Ben hayatımda bir kez kayağa oturdum ve ağır yaralandım. Peki ne işin vardı Kartalkaya’da
derseniz; Rana oğlumuzu büyük ihtimalle ileride pentatloncu olmaya hazırladığından oradaydık diyebilirim size
Bu memlekette kayak sporuna (Ski, bilmem anlatabiliyor muyum?) meraklı bu kadar fazla insan olabilmesi beni hayli şaşırttı.
Kısa süreliğine Kartalkaya'ya gittik. Orada bunu fark etmiş durumdayım.
Ben hayatımda bir kez kayağa oturdum ve ağır yaralandım. Bu sporla ilgim o kadarla kaldı.
Peki ne işin vardı orada derseniz; Rana oğlumuzu büyük ihtimalle ileride pentatloncu olmaya hazırladığından oradaydık diyebilirim size.
Ata biniyor, yüzüyor, kayak çalışıyor, falan filan... Okula filan hiç gitmese, direkt futbolcu olsa bari de hayatı kurtulsa diyorum ama annesi okumasında ısrarlı nedense.
Orada etrafa bakarken, kayak yapmak için belirli bir kiloya gerek olmadığını anladım.
Yaşamda karşınıza çıktığında 'lapacı' olarak tanımlayabileceğiniz türde insanlar da kayıyor. Çok fazla zekâ gerektiren bir spor da değil bu. Çünkü kayanların bir bölümüyle akşam karşılaştım, silme aptaldılar.
Her sınıftan insan vardı orada. Ben kaymayı reddetmemle yine sınıflar üstü kalmayı başardım.
(Çocuklu ailelerdeki davranış bozukluklarıyla ilgili gözlemlerimi yarın yazacağım. Sadece çocukları kaydırma modası ne zaman ortaya çıktı onu anlamaya çalışıyorum).
Bir baktım ki; kar pistinin üstü binlerce çocukla dolu. Orada dursalar bana bir zararı yok da, yemek saati geldiğinde istisnasız hepsi yemek salonuna doluşuyordu.
Kendi çocuğum dışında bütün çocuklar bana sevimsiz gelir zaten. Bir de kayak yapan çocuklar büyük bir iş başardıkları edasıyla salına salına dolaşınca durum tamamen kontrolden çıkabiliyor. (Bir süre önce 'ben çocuklardan hoşlanmam' diye yazdığımda, bir aptal bana telefon açarak, 'Ne yani benim çocuğumu da sevmiyor musun?' diye sormuştu. Ona cevabım şöyle oldu: 'Senin çocuğundan özellikle hoşlanmıyorum çünkü babasına çekmiş olması yani aptal olma ihtimali büyük'. Tamam mı; siz de benim çocuğumdan hoşlanmayın isterseniz. Ne benim ne de çocuğumun böyle bir talebi var).
Normalite dışına iyice çıkılmış durumda. Eskiden çocuklar mahallede maç yapmakla yetinirlerdi. Dört adet taş yeterdi bunun için. Şimdi artık mahalle yok, taşı bile bulabileceğimiz şüpheli.
Eee; ne yapsın insanlar, tabii ki dağa çıkmak zorunda kaldılar.
Çocukların 'Ski'ye bu kadar merak salmasının temelinde de şu olmalı: Kaymaya başlamadıkları takdirde zamanlarının tümünü anne-babalarıyla geçirecekler. Bu riski göze alabilmeleri imkansız olan anne-babalar çocuklarını kayağa zorluyor olmalı.
En makbul çocuk, tüm dağları dolaşıp saatlerce kayan çocuk olmalı. Kar olmasa etrafta, bunlar çocuklarını yamaç paraşütüne filan sardırırlardı mutlaka. Kuvveti rüzgarda salınan çocukların uzun süre geri gelmemesi ihtimali de var. Bu da bu sporun ilave bir avantajı olarak kabul edilebilir.
(Yarın çocuklu ailelerin davranış bozuklukları üzerine gözlemler).