Türkiye'yi bu kadar tanıyorlar!

Türkiye'yi bu kadar tanıyorlar!

İki ayı aşkın bir süredir tatsız gelişmeler yaşanan Türkiye, sandığa giderek derin bir nefes alıyor. Demokrasi oluşturulmak istenen istikrarsızlığa balans ayarı yapıyor. Öte yandan batı basını "iki Türkiye" ve krizde ısrarlı.

Atatürk'ü Mao ve Lenin'e benzetecek kadar Türkiye'yi tanıyan(!) gazetelerden seçimler ile ilgili üç yazının tam çevirisi...


 


New York Times'ın yazısı:


 


İttifaklar Türkiye’yi Yeni Bir Siyasi Dönemece Sokacak


84 yıldan beri Modern Türkiye birbirine ayrılmaz bir şekilde bağlı olan ordu, cumhuriyet ve devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten oluşan kutsal üçlü ile tanımlanıyor. Ama 73 milyonluk bu ülkede derin bir değişim kapıda. Pazar günü yapılacak seçimler de liberal Türkler laik yönetici elitlere ve laik elitlerin destekleyicisi orduya sırtını dönerek dindar siyasetçiler için oy isteyecekken, yeni bağımızlar da farklı bir düzen oluşturacak.


Liberal Türkler, kadınların kamu alanlarında başörtü takmasını engelleyen ve etnik azınlıkların kendi kimliklerini açığa çıkarmalarını yasaklayan geçen yüzyılın katı kurallarının geride kalmasının gerektiğini söylüyorlar. AK Parti’den milletvekili adayı olan, anayasa hukukçusu ve insan hakları savunucusu Zafer Üskül yaptığı açıklamada: “Bu seçimler, değişimi isteyenlerle değişimi istemeyenler arasında bir güç mücadelesi olacak” diyor.


Üskül ve diğerleri,  bu kuralların Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerinden Türkiye’nin ulusal bir kimlik oluşturmaya başladığı bir gayeye hizmet ettiğini belirtiyorlar. Şimdi ise Türkiye bunlardan zamanla sıyrılıyor.  AK Parti’ye yeni katılan 20 liberal Türkten biri olan, dış siyaset uzmanı Suat Kınıklıoğlu: “50 yıl içinde insanlar şimdiki zamanı


Türkiye’nin kendi insanları ile iyi geçinmeye başladığı zaman diye yazabilirler”  diyor. 


Kınıkoğlu ve diğerleri, Türk demokrasisine karşı olan en ciddi tehdidin askeriyenin ve laik kesimin iddia ettiği gibi irticanın değil, ordunun siyasete müdahalesi olduğunu ileri sürüyorlar. Komutanlar, Türkiye tarihinde seçilmiş hükümetleri dört kez görevden indirmiştir. Geçtiğimiz Nisan ayında da yayınlanan ordunun yazılı bildiride hükümeti uyararak erken seçime neden oldu.


Şimdi seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte alt ve orta sınıftan desteğini alan bir grup dindar politikacı ile ülkenin laik elit kesimi boy ölçüşüyorlar, eğitimli liberaller bu dengeyi etkileyebilir.


Şimdiki dönüşümde Türk demokrasisinin bu ikili doğal yapısı içinde kökleri var. 1940’larki başlangıcı ile birlikte bürokrat, hâkim ve askeri generallerin oluşturduğu laik üst tabaka Türkiye’deki işlerin birçoğunu kontrol ederken,  Erdoğan’ın AK Parti’si gibi seçilmiş hükümetler, yerel idareler gibi daha sıradan işleri kontrol ediyorlardı. Ancak, dindar Türklerin refah, statü ve halka katılmalarıyla birlikte son yıllarda Türk toplumunda önemli değişiklikler meydana geldi. Başörtülü kadınlar şimdilerde alışveriş merkezlerinde görünüyor, motosiklet sürüyor, şoför koltuğunda boy gösteriyorlar ve onlara karşı kurallar tamamıyla büyük ölçüde modası geçmiş duruyor.


Ordunun siyasetteki rolüne karşı olan geçlerin oluşturduğu Genç Siviller Derneği üyesi İlhan Doğuş, eğitimli başörtüsü kadınların, daha az dindar hemcinslerine göre Karl Marks’ı bir İngiliz alışveriş mağazası Marks&Spencer değil de bir Alman filozof olarak bilme olasılıklarının daha fazla olduğunu söylüyor.


Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı’ndan Volkan Aytar, “Bu giysi bize dar geldi ve Türk toplumunu boğuyor” diyor.


Ayar, dini bağlantıların tamamını toplumdan kaldırmaya çalışan ve sonunda dinin kendisini toplumdan kaldıran katı Kemalizm ideolojisine atıfta bulunuyor.


İstanbul’daki İslami Çalışmalar Merkezi’nde araştırmacı olan Recep Şentürk, “Devlet eliti, toplumu kendi teorilerine uydurmak istediler. Eğer din ortadan kaybolmazsa, onlar dini yok etmeye çalışırlar. Çünkü teorileri öyle söylüyor.” diyor.


Zafer Üskül gibi liberaller, laikler tarafından fazla İslami olarak görülen Erdoğan’ın AK Parti’sine katılan öncülerdir. 63 yaşındaki Üskül geçen hafta laik partileri destekleyen, üst orta gelirli Tarsus’ta avukatlarla konuşarak oylarını istedi. Üskül yaptığı konuşmada, “ Bazılarının kendi kendine ‘ Bu adam AK Parti’de ne yapıyor ?’ diye soruyor olabilir. Mecliste benim yapmak istediğimi yapan başka bir parti yok. Demokrasiyi savunan insanlar askeri darbelerden destek buluyorlar.” diyor.


Siyah tişört giyen bir kadın Üskül’ün arkasından koşarak, “AK Parti’nin laikliğe bir tehdit oluşturup oluşturmadığına dair endişelerinizin olup olmadığını merak ediyorum” diye bağırdı. Üskül şu yanıtı verdi, “ Eşimin ve kızımın hiçbir endişesi yok. Sizin de olmamalı”


Volkan Aytar, Türk toplumunda eski düzene bağlı kalanların sayısı gittikçe azaldığını ve bahar aylarında bir milyondan fazla insanın toplandığı protesto mitinglerinde insanlar şeriatın yavaş yavaş ilerlediğini söylerlerken, tuhaf görüntüler oluşturduğunu öne sürdü. İnsanlar, 68 yıl önce vefat eden Atatürk’ün maskelerini takıyorlardı. Mitinglerde çalan müzikler ise 1930’lardan kalmaydı.


İstanbul’dan bağımsız milletvekili adayı olan doğrularından taviz vermeyen Prof. Baskın Oran, “Bunlar kireçlenmişler” diyor. Oran, laiklik üzerine korku kampanyaları yüzünden düzeni temsil eden partiler oyların yaklaşık %25’ini alabileceğini tahmin ediyor. Cumhuriyet Gazetesi geçen hafta, çarşaf giyen bir kadını hatırlatan siyah bir seçim sandığı ve sandıktan kesilip çıkarılmış dikdörtgenden kadın gözlerini göstererek “Tehlikenin farkında mısın?” diye bir reklâm gösterdi. Bu baharda yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Atatürk’ün doğduğu 1881 yılını ve onun laik devriminin öldüğünü gösteren 2007 yılını siyah bir flash ile bir televizyon reklâmında göstermişti.


Yetersiz sosyal güvence, Kürtler ve Ermenilerle zayıf ilişkiler ve AB üyeliği için sarf edilen efor gibi Türkiye’nin problemlerini başka bir tarafa çektiğini düşünen Türk liberaller için bu kampanya son eleştiri malzemesi oldu.


Endişe yaratan diğer bir kanat ise, AB’nin Türkiye’yi bölmek istiyor uyarılarıyla korku üzerine oyun oynayan milliyetçilerden oluşuyor. Son 5 yıldır ülkede yaşanan seri değişiklerden bunalan Türklerin desteklediği ana milliyetçi parti Meclise girecek yeterli oyu toplamaya çalışıyor.


Liberal bir gazete, 32 yaşındaki reklâm tasarımcı Ferhat Tümer’e reklâm talebinde bulunduğunda ajans çalışanları yani Çocuklar beyin fırtınasına başladılar. Gece yarısı Amerikan televizyonlarında yayınlanan tarzda bir dakikalık çizgi film ortaya çıktı. Reklâmı sadece iki Türk televizyon kanalı reklâmı yayınlamayı kabul etti ama reklâm internette kült haline geldi. 


Reklâmda, satıcı ses tonuyla biri: “Düşünmek suç, konuşmak yasak, toplum sizi dışlıyor ya da taraf olmaya mı zorluyor? Çabuk bozulan darbelere dayanıksız sistemleri bırakın! Bütün dünyada milyonlarca insanın seçtiği orijinal demokrasi Türkiye'de!” diye bağırıyor.


Her ne kadar Çocuklar orduyu doğrudan iğneleyici bir reklâm filmi yapmayı tasarlamışlarsa da, yine de böyle bir reklam filminin 5 yıl önce olması pek mümkün değildi. Reklâmı talep eden gazete, Radikal, cesur olsa da, gözü pek değildi.


Tümer, “Türkiye’de bu konuşmalardan sıkılan gizli bir grubun olduğuna inandık. Biz sizlerin başörtüsünden korkmadığınızı biliyoruz. Kadınlar başörtüsünü çıkarsa da, halen aynı fikirlere sahip olurlar. Genç jenerasyon için bu paranoya sadece modası geçmiş birşey” diyor.


Türkiye’nin gelişmesindeki bu içsellik anlaşılması zor bir çelişki. Devlet, bu insanlar tam da kamusal yaşamın içine entegre olduklarında, dini kamusal yaşamdan ayırarak ve dini hor görerek onları devletin düşmanı olarak ayıplıyorlar.


Ankara Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Doğu Ergil, “Ordu tarafından yönlendirilen laik kentsel güç, bu insanları başka gezegenden gelmiş yaratıklar olarak görüyor. Ama bu insanlarda kendilerini dışlayan rejimin ürünüdür” diyor.


Türkiye ilerlemeye devam ettikçe, eşit bir toplumun inşasında İslam’ın nereye oturduğuyla yer ile boğuşmak zorunda kalacak. Türkiye’de liberaller, Türkiye’de İslam’ın hükümet içinde yer alıp almayacağını değil, bunun yerine hangi sekülerizm daha iyi olacağının tartışılacağını ileri sürüyorlar.


Üskül, Türkiye’nin AB’ye üye olma çabalarının laikliği garanti eden demokrasi istikameti üzerine kurulu olduğunu iddia ediyor. Üskül, “AK Parti, Türkiye’nin gerçeğidir. Türkler bunu kabul etmelidir. Parti, Türkiye için tehdit oluşturmadığını göstererek ilerlemelidir. Ben de partinin reform isteğinin bir örneğiyim” diyor. 


(The New York Times, 26 Haziran 2007, Sabrina Tavernise)