Türkiye'nin "asıl iktidar"ının analizi

Türkiye'nin "asıl iktidar"ının analizi

Onlar için yargı, yapılanı kitabına uydurmak içindir... Başkaya'dan enfes bir analiz...

Erol Metin'in Dr. Fikret Başkaya'yla Yaptığı röportajın ilgili bölümü:

 

 

Rejimin iç düşmanları?

 

* İç düşman derken hangi kesimleri kastediyorsunuz?

 

İç düşman derken Komünistleri, Kürtleri ve Müslümanları tabi Müslümanların politik faaliyet yapanlarını... Netice itibariyle rejimin üç iç düşmanı vardır ve bu 80 senedir böyledir. “İrticanın keşfi daha da gerilere gidiyor.” 'Yediyüz atlı´ adlı kitabımda da bu sorun üzerinde durmuştum. Biliyorsunuz işte insanlar sokaklara döküldü militarist, ırkçı, faşist, şovenist sokak gösterileri oldu. Kürtlere saldırıldı, dükkanları yağmalandı, vb. Bütün bunların gerisinde ne var veya bu tür aşırılıklarla kim neyi amaçlıyor? Benim bu konudaki genel düşüncem özetle şöyle:

 

Türkiyeyi benim asıl devlet partisi dediğim iktidar odağı ülkeyi 1908den beri yönetiyor ya da genel doğrultuyu belirliyor. Bu odak kendini memleketin sahibi olarak görüyor ve kimseye hesap vermek zorunda da değil. Onlar için yargı, yapılanı kitabına uydurmak içindir. "Gerekirse" kendi adamlarını öldürürler sonra da müthiş bir cenaze töreni yaparlar... Bu tür eylemlerle iktidarlarını, dokunulmazlıklarını ve ayrıcalıklarını sürdürmeyi amaçlarlar bir yandan da hukuk devletinden vb. söz ederler. Amaç ayrıcalıklı konumlarını, statülerini, iktidarlarını sürdürmektir.

 

Şimdi bu ekip 1908den 1950ye kadar ki dönemde sadece 1918-22 arasında bir bocalamadan sonra duruma hakim oldular. Bu durum 1946-50ye kadar devam etti o dönemdeki rejim tipik bir otokrasiydi... Fakat 1946-50 den sonra otokratik yapıda bir rötuş gerekti, birden fazla devlet partisine izin verdiler. Ben bunlara taşeron devlet partileri diyorum. Uzaktan kumandayla yönetim biçimi gerekiyordu. Bir tarafta kurulmasına izin verdikleri siyasi partiler, diğer tarafta asıl rotayı belirleyen asıl devlet partisi...

 

Siyasi parti ne kadar güdümlü ne kadar mavazaa partisi de olsalar halktan oy almak zorunda oldukları için bazı tavizler de vermek zorundadırlar. İşte bu durum asıl devlet partisiyle taşeron devlet partileri arasında sürtüşmeye neden oluyordu ki bu durum darbelerin nedenini açıklar... Aslında 1950- 1960 Demokrat Parti dönemi uzaktan kumandayla yönetim tarzı için bir deneme dönemi oldu ve 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997 darbeleriyle süreç devam edip gitti.

 

Her darbe birbirine benzemiyor. Fakat bütün bunlara rağmen asıl iktidar odağı ayrıcalıklı konumunun ve statüsünün aşındığı korkusuna kapıldılar ki bu yerinde bir korkuydu. Kürt hareketi, neoliberal saldırı ve Müslüman kesimin aşındırması söz konusuydu. Ayaklarının altındaki zeminin kaymakta olduğu korkusu, söz konusu odağı ve çevresini bu süreci durdurmak üzere bir şeyler yapmak zorunda bıraktı ki Cumhuriyet mitingleri bunun ilk halkasıydı. Sonra Cumhurbaşkanlığı krizini çıkardılar.

 

*Belli bir partinin tabanını oluşturan kesimi kastediyorsunuz?

 

Belli bir partinin, genel olarak da kendilerine Atatürkçü diyen çevreler... Bir kitleyi toplamayı başardılar ama bu görece büyük sayılmazdı. Toplanan kitle Türkiyenin her yanından gelenlerden oluşuyordu. Söylediğim gibi ikinci hamleyi de Cumhurbaşkanlığı kriziyle yaptılar. Fakat ikinci hamle, biraz dimyata pirince gitmek gibiydi. Zira kapsanan kitleyi büyütmek şöyle dursun karşı tarafı kemikleştirdiler. Üçüncü hamle, PKK eylemlerinin artmasını bahane ederek kitleyi sokağa dökmek oldu. İşte milli hassasiyet safsatası... Eğer halk kendiliğinden sokağa dökülseydi belki o zaman hassasiyetlerden söz edilebilirdi ama durum hiç de öyle değildi. Halkı söz konusu odak sokağa döktü. Bu ülkenin tarihinde halkın kendiliğinden sokağa döküldüğü pek görülmüş birşey değildir. Sokağa çıkaran da sokaktan geri çeken de aynı odaklardır. 6-7 Eylül olaylarına bak anlarsın... Fakat bu sefer daha geniş bir kitleyi kapsadıklarını söylemek mümkün ama kalıcı bir başarı kazanmaları asla mümkün değil...

 

*En ufak bir hatada hemen siyasetçileri suçluyoruz ya askeri hatalar?

 

Tabii şimdi onların dokunulmazlığı var, ayrıcalıkları var, onların kendilerine ait mahkemeleri var. Dolayısıyla onların devlet içinde devlet gibi bir statüleri var. Dikkat ederseniz onlara yönelik hafif bir eleştiri geldiğinde hemen yayın yasağı koyuyorlar. Dokunulmazlıkları var ve dokunulamıyor... Fakat siyasetçiye dokunmak çok daha kolay. Zaten bu bir gelenek son zamanlara mahsus bir şey değil. Benim bu asıl devlet partisi dediğim odak, diğer partilerin konumunu ve işlevini de belirliyor. Yani asıl yönetenler siyasi partiler değildir. Asıl yöneten benim asıl devlet partisi dediğim odaktır. Söz konusu odak bu ülkeyi 1908den beri yönetmektedir. Ve dokunulmazlıkları, ayrıcalıkları, özel statüleri var.

 

Anadolu Gençlik dergisi