Mehmet Tozoğlu
TÜRKİYE VE NATO ZİRVESİ
7-8 Temmuz’da Ankara, dünyanın en kritik güvenlik zirvelerinden birine ev sahipliği yapacak. Dünyanın gözü bir kez daha Türkiye’de olacak. Televizyonlarda liderlerin tokalaşmalarını, aile fotoğraflarını ve yapılan açıklamaları izleyeceğiz. Peki hiç düşündük mü: O masada konuşulanlar bizi neden bu kadar yakından ilgilendiriyor?
Çünkü Türkiye, o masada sadece bulunan bir ülke değil. Sözü dinlenen, ağırlığı olan ve gerektiğinde millî çıkarlarını taviz vermeden savunan güçlü bir devlettir.
NATO deyince çoğumuzun aklına önce tanklar, uçaklar ve füzeler gelir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. NATO, ortak güvenlik anlayışı üzerine kurulmuş bir ittifaktır. Bir üyeye yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Böylesine güçlü bir yapının içinde Türkiye ise sıradan bir üye değildir; konumu, ordusu ve tecrübesiyle ittifakın bel kemiğini oluşturan ülkelerden biridir.
Türkiye’nin değeri ve kıymeti tam da buradadır.
Türkiye, üç kıtanın kavşak noktasında durur. Avrupa ile Asya’yı, Karadeniz ile Akdeniz’i, Kafkasya ile Orta Doğu’yu birbirine bağlayan jeopolitik bir kilittir. Dünyanın en önemli enerji ve ticaret koridorları bu coğrafyadan geçer. Göç dalgaları, güvenlik riskleri ve bölgesel krizlerin düğümü de burada çözülür. Bu nedenle Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği eksik, NATO’nun stratejisi yarım kalır. İşte bu yüzden Türkiye’nin sözü, her uluslararası platformda ağırlık taşır ve dikkatle dinlenir.
Bir diğer önemli gerçek şudur: Böylesine kritik uluslararası zirvelerin Türkiye’de düzenlenmesi tesadüf değildir. Büyük devletler, liderlerini ve en üst düzey heyetlerini; güvenliği sağlam, organizasyonu güçlü ve diplomasi tecrübesi olan ülkelere gönderir. Türkiye’nin üst üste bu tür toplantılara ev sahipliği yapması, uluslararası sistemdeki değerinin, güvenilirliğinin ve artık “merkez ülke” konumunda olduğunun açık bir ilanıdır.
Elbette NATO’nun her kararını sorgusuz kabul etmek zorunda değiliz. Farklı düşündüğümüz, millî çıkarlarımız gereği eleştirdiğimiz başlıklar olabilir. Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekir: Masada olan söz söyler; masada olmayan ise çoğu zaman başkalarının aldığı kararların bedelini öder.
Bugün Türkiye, gerektiğinde “hayır” diyebilen, kendi göbeğini kendisi kesebilen ve dünyanın güçlü ülkeleriyle aynı masada eşitler arasında konuşabilen bir devlettir. Asıl güç de budur.
Güç; yalnızca silah sahibi olmak değildir. Güç; vazgeçilmez olmak, güven vermek, sözü dinlenen ve karar süreçlerinde belirleyici olabilmektir. Türkiye bugün işte bu güce sahiptir.
Temennimiz, 7-8 Temmuz’daki zirvenin ülkemiz, bölgemiz ve dünya için barışa, istikrara ve adalete katkı sağlayacak sonuçlar doğurmasıdır. Güçlü Türkiye; yalnızca sınırlarını koruyan değil, küresel masada olmadan olmaz denilen, sözü dinlenen ve güven veren Türkiye’dir.