Tur Rehberi Nilay Parlayan İle Söyleşi…

Tur Rehberi Nilay Parlayan İle Söyleşi…

O işini severek yapanlardan. Çok uzun yıllardır turist rehberliği yapıyor. Emekli olmamış, olmaya da hiç niyeti yok. “Tarih her gün yeniden keşfedilip yeniden yazılıyor.” diyor.

O işini severek yapanlardan. Çok uzun yıllardır turist rehberliği yapıyor. Emekli olmamış, olmaya da hiç niyeti yok. “Tarih her gün yeniden keşfedilip yeniden yazılıyor.” diyor. Evi gezi ve tarih kitaplarıyla dolu. Sürekli okuyor, yeni gelişmeleri takip edip, misafirlerinin karşısına en yeni, en güncel bilgilerle çıkıyor.

image001-079.jpg

Turda, otobüsle yolculuk esnasında atasözleri ve deyimlerin hikâyeleri, menkıbe ve mitolojik öyküleri anlatarak yolcularını bilgilendirmekten büyük bir zevk alıyor; onların sıkılıp yorulmadan yolculuk geçirmelerini sağlıyor.

-Sizi biraz tanıyabilir miyiz Nilay Hanım?

7.11.1961 İzmir/ Karşıya doğumluyum. Baba tarafım Balkan Savaşında Bosna’dan gelmiş. Anne tarafım ise dedem Mısır, anneannem Yörük. Bende 3 kıtadan izler var diyebilirim. Avrupa, Asya ve Afrika… İlk, orta ve liseyi Karşıyaka’da okudum. Daha sonra muhasebeci olarak çalıştığım ama rehberliği çok arzu ve merak ettiğim bir dönemde Limne Projesi gerçekleştirildi ve 3 yıllık bir eğitim sonucunda kokart alıp rehber oldum. Bu Turizm ve Milli Eğitim Bakanlığı ortak projesi idi.

-Sonra hemen başladınız mı çalışmaya?

Evet, göreve ilk Kuşadası gemi turları ile başladım. İkiz kuleler(2001) yıkıldıktan sonra tamamen yerli gruplara çalışmaya döndüm. O yıllarda tüm yabancı gruplar turlarını iptal ediyorlardı. Bugüne kadar en çok Karadeniz ve Çanakkale’ye yolcu götürdüm. Tur işi suiistimale çok açık bir iş. Haram yemeden yapabilmek önemli.

-Bekâr mıydınız o dönemde?

Yok, ben evliyken okudum. Hep bu yönde bir isteğim, merakım vardı. Her şeyimi veririm, kitaplarımı vermem. Yatak odası başucumdadır kitaplığım. Devamlı kitap alırım, onlar benim için çok kıymetlidirler. Hâlâ da gideceğim bölge ve yerler hakkında hep okurum. Mesela son dönemde tarihle ilgili 2 ayrı değişiklik oldu… Mesela ben okula başladığımda ‘Büyük İskender sıtmadan öldü’ diye öğretilmişti ama sonraki araştırmalarda Akçöpleme otuyla zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıkartıldı.  Diğer bilgi ise Sultan Abdülhamit’in İsrail Devletine toprakların gitmesinde etkisiz kaldığı idi ama yıllar sonra Murat Bardakçı’nın tavsiye ettiği  ‘Pazarlık’ adlı kitapta aslında Abdülhamit Han’ın tam tersine nasıl mücadele ettiğini öğrenmiş olduk ve bu yanlıştan da dönüldü.

-Ailenizden bahsetmek ister misiniz?

Ben 1983’te evlendim. 1999’da ayrıldım. 2 kızım var. Ayrıldığımda büyük 16, küçük 5 yaşındaydı. Dilara şu anda tezhip sanatçısı, Mimar Sinan Üniversitesi’nde doktoraya devam aşamasında. Küçük olanı, Cemre Asya ise okul öncesi öğretmeni olarak Urfa- Siverek’ e atandı. Şu an halen İzmir Karşıyaka’ da oturuyorum.

image002-082-001.jpg

-Zor bir süreç geçirmişsiniz sanırım?

Tüm bu süreçlerde annem ve oğlan kardeşim yardımcı oldular hep bana .Bir kadın için tur rehberliği erkeğe göre çok daha zor. Küçük kızımın yıllar sonra bana anlattığı şey  “Sen tura giderken ben senin kirli kıyafetini kirli sepetinden alıp ona sarılarak uyurdum.” demesi. İyi ki yıllar sonra söylemiş yoksa devam edemezdim işime ve onun bu davranışını yıllar sonrasında duyduğum halde o gün çok ağladım.(Hüzünleniyor haklı olarak, nemleniyor gözleri.)Konuyu değiştiriyorum.

-Türk insanının faklı bölgelere göre farklı bir tatil anlayışı var sanırım.

Yöre değil, aynı şehirden insanların bile tatil anlayışları çok farklı olabiliyor. Araçta 40 kişi varsa 40 ayrı anlayışla karşılaşıyorsunuz. Ege’nin iç kesimindeki insanlarla kıyı kesimindeki insanların bile beklentileri o kadar farklı ki birbirinden. Şaşırıyorsunuz.

Örneğin müze gezilerinde grubun yarısı memnun kalırken diğer yarısı hoşnut olmuyor. Ben de diyorum ki “ biz bu toprakların şimdiki sahipleriyiz. Önceki sahiplerini tanımak adına girmeli gezmeliyiz.”

Ama şunu fark ettim ki Anadolu kültürüne bağlı yaşayan insanlar bilgiye daha çok önem veriyorlar ve dinlemesini biliyorlar… Konya çıkışlı turları çok seviyorum ben. Anlattıklarım boşa gitmiyor, insanlar bilgilendirilmeye açıklar.

image003-055.jpg

-Ülkemizde müze ziyaretleri için uygulanan belli başlı bir prosedür var mıdır?

Ben işe başladığımda Türkler sit alanlarına ücretsiz giriyorlardı. Sonra yerli turiste ayrı ücret, yabancıya ayrı ücret uygulamaya başladılar. Şimdiyse herkes eşit, yerli gruba ‘müze kart sistemi’ çıktı.  Aslında iyi oldu. Ücretsizken kimse müzelere girmek istemiyordu. Ücretli olunca zihniyet değişti. Tatil eşittir deniz anlayışı neredeyse bitti. Artık insanlar bu ikisine farklı gözle başladılar. Kültür gezisi ayrı, deniz tatili ayrı, deniliyor artık. İkisinin bir arada olamayacağı anlaşıldı. Tur firmaları ve yapılan tur çeşitliliği arttıkça bu kültür oturmaya başladı artık.

image004-062.jpg

Yurt dışı turlarına katılmayı çok sevmediğinizi ifade etmiştiniz, bunun özel bir nedeni var mı?

Yurt dışına gitmeme nedenim. (Gülüyor.)Tuvalete gidecek yanında istiyor ya da bir şey alacak kendi adına pazarlık etmek için çekiştiriliyorum. O yüzden istemiyorum. Yurt içinde de farklı problemler olabiliyor tabii ki. Mesela programda yok ama “şuraya da gidelim, buraya da uğrayalım.” İstekleri çok oluyor. Tur programında yok diyoruz, bozuluyorlar, “Gidiversek ne olur.” deyip sınırları zorlamaya çalışıyorlar.

-Sizi çok iyi anlıyorum. Sanırım biz millet olarak sınırları zorlamaktan hoşlanıyoruz.(Gülüşmeler.)

Çok zorlandığımız anlar epeyce var ne yazık ki. Size bir şey anlatayım. İnternette tanıştığı arkadaşlarıyla buluşmak için tura katılmış bir bayanla neler yaşadığımızı. Biz durumu başta anlamadık tabii. Bayan her uğranılan şehirde bizden ayrıldı. Şehrin birinde ortadan bir kayboldu ve tam 1 saat onu beklemek zorunda kalmıştık.  Program aksadı ve herkes şikâyet etmeye başladı bayanı bulmadan o noktadan da ayrılamıyorum, çok zor anlar yaşattı o gün bana ama daha da kötüsü sonrasında şirketi arayıp “rehber beni bırakıp gitti.” demişti.

 Bir diğer olay mesela. Tura katılan 2 bayan arkadaş gezinin ilk günü birbiriyle kavga ettiler. Ben ( şizofren olduğunu sonradan öğrendiğim) bir bayanı, diğer rehber yardımcısı arkadaş da diğer bayanı odasına aldı.  Odamı paylaştım ama bin pişman oldum. Bayan sabaha kadar tavana bakıp hiç uyumadı.  Gözlerini sabit bir noktaya dikti, öylece kıpırdamadan duruyor. Korktum tabi, ben de kıpırdayamıyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. Bıçaklar(Sürmene’ den aldıkları) yanında bayanın. Kalksa saldırsa ne yapabilirim düşünüyorum. Allah’tan ertesi gün barıştılar…

Diğer enteresan şeylerden biri mesela. Batum’ a ilk gittiğimiz yıllarda biz kumarhaneleri uzaktan gösterince özellikle orta yaş beyler kumarhanelerde bedava tost, meyve verildiğini duydukları için oralara girmek için çok ısrar ediyorlardı. Bir de buralarda evlenmek isteyen hanım yok mudur diye çok soruyorlardı.

 Yine Karadeniz turuna katılan ama normalde Almanya’da yaşayan orta yaşlı bir bayan” Karadeniz turunda tek gelen var mı?” demişti. “Tur ilerledikçe bana açılmış, evlilik istediğini, evlenmek isteyen olursa beni tavsiye edin lütfen.” demişti.  Ve telefonunu vermişti.

image005-032.jpg

-Tüm bu yaşanılanlar; sürekli yolculuk etmek yormuyor mu sizi. Bırakmayı hiç düşündünüz mü işinizi?

Farklı bir iş yapmayı hiç düşünmedim. Hiç yorulmadım. Mitoloji, menkıbe, Türk-Anadolu kültürü üzerine çok okuyor ve çok hikâye biriktiriyorum zihnimde.  Ve bunları turdaki yolcularımızla da paylaşmaktan mutlu oluyorum.

-Yukarıda anlattıklarınız dışında başınızdan geçen başka enteresan olaylar da vardır muhakkak değil mi?(Olduğunu bildiğim için soruyorum bu soruyu tabii ki.)

Olmaz mı? Kalp krizi geçirip öleni de, beyin kanaması geçirip hastaneye kaldırılanı da, tanışıp evlenenini de gördüm. Turlarda tanışıp turdan bir süre sonra düğün davetiyelerini gönderen müşterilerim epey olmuştur.

H.B. eski artist. Kötü rollerde çıkardı. Eşi Giritliydi. Gemi turuna katılmışlardı. Eşi “Son bir kez ata toprağımı görmeyi çok istedim.” diyordu. Girit’e geldik. O gece orada kalacaktık. Kaptanın tanışma partisi vardı.( Gemi turlarında bu tür partiler olur.) Oradan dönüp odaya geldiklerinde kalp krizi geçirip vefat etti hanımefendi. ‘Toprak çekiyor.’ derler ya bu olsa gerek. Gemide morg olmadığı için kalın plastik torbaya buz doldurularak mevta o gece odalarında muhafaza edildi. Gemide dua edecek tek bir kişi bile yok. H.B. durmadan ağlıyor. Yukarda da bir dans gösterisi var. O aynı hızda devam ediyor. Öyle garip bir durumun içinde kalmıştım ki. Orada 2-2,5 saat sürekli dua ettim. Cenazenin başında.  Sonra beni de şahit yazdılar. Gemicilik kurallarında mevtayı gören ilk 3 kişiyi şahit yazarlar. Biri kaptan diğeri eşi ve ben. Asıl olaylar şimdi başlıyor. Ertesi gün yardımcı rehber Girit’i gezdirmek üzere görevlendirildi. Ve biz Girit gümrüğüne şahit olarak gittik. Oradaki memur şahit olarak el basmak için İncil’i çıkarttı. Kaptan bu duruma sinirlendi ve memura “Bunlar Müslüman nasıl İncil koyarsınız önlerine.” dedi. ( Gemilerin ve kaptanlarının bizim bildiğimiz yasalar haricinde bir güç ve kudretleri vardır. Ve şimdiye kadar tanıdığım tüm kaptanlar çok adil, engin görüşlü, bilgili insanlardı. Din ve millet, ırk ayrımı yapmadan herkese olağan üstü hoşgörü ile yaklaşırlar. Sanırım bu tür konularda özel eğitim alıyorlar.) Memur çok inatla ısrar edince, zaten çok acılı olan H.B. “Önemli değil biz 3 semavi dine de inanıyoruz.” deyip elini İncil’e bastı.  O durum benim çok ağırıma gitti ve hıçkırarak ağlamaya başladım.  Gümrük memuru kaptana Yunanca, kaptan İngilizce bana ben de Türkçe’ ye çevirerek H.B’na dediklerini tekrar ettirerek Allah adına yemin etmiş olduk. Şahitlik yaptık. Ben İncil’e el basarken içimden “Allah’ ım hangi şartlarda ne yapmak zorunda kaldığımı sen biliyorsun.” dedim. Müslüman olarak çok onuruma dokunmuştu bu durum.

Diğer bir olay da; yine Yunan Adaları’na çok zengin Türk işadamları ve eşlerinin olduğu bir grupla gezi vardı. Olay Kardak krizinden sonra. Gemi Türk- yabancı birçok insanla dolu. İlk durak olan Patnos Adası’na demir atıldı. Herkes inmeye başladı. “Herkes insin ama Türkler inmeyecek.” dediler. Ne olduğunu kavrayamadık. Bizi istemediklerini söylediler. Tabi herkes isyan etti. Kaptan çok sinirlendi. Zaman zaten sınırlı, turla vakit çok önemli, gezi planına uymak lazım.  “İnemezsiniz valinin kesin emri var.” denildi. O zaman kaptan resti çekti. Direk Atina Valiliği’ne bizzat faks çekti. Orada bir süre cevap gelmesini bekledik ve en nihayetinde bizi de indirmek zorunda kaldılar. Gemilerin ve kaptanların sanki bir devlet statüsünde ve çok farklı kuralları vardır. Mesela evlenmek isteyenleri evlendirme yetkisi bile vardır.

-27 yıl rehberlik ne kazandırdı size?

Bana katığı en büyük özellik olaylara başkalarının penceresinden bakmayı öğrendim. İnsanlar hayat hikâyelerini anlatırlarken benimle samimi dostluklar oluştururken ben onların hikâyelerinden kendime dersler çıkardım. Hep kafamın kenarına bir yerlere notlar yazdım. Geniş bir hoşgörüyle insanlara bakmaya başladım.

Tasavvufta idrakine göre veriyor Allah diyorlar ya, insanlarda anlayabildiklerine, idraklerine göre anlatmak gerektiğini öğrendim. İdraki geniş olanın gerçekten de işinin diğerlerine göre çok daha zor olduğunu anladım.

-Birçok ülke ve coğrafya gezmiş biri olarak ülkemizi turistik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye bence dünyanın en en önemli ülkelerinden biri. 3 kıtayı birbirine bağlıyor. Tarihi İpek Yolu’nun merkezindeki en önemli duraklarından biriydi vaktiyle. İnsanlık tarihinin ilk yaşanmaya başladığı bölgelerden.

Çatalhöyük, Zeugma ve Antakya müzesi gibi tarihin ayak izleri… Rize ve Trabzon yaylaları, Ayder’ in üzerindeki yerler, kanyonlar… Başka bir ülkede yaşamayı asla düşünmedim ve istemem de. BENİM ÜLKEM YERYÜZÜNDEKİ EN GÜZEL YER.(KESİNLİKLE KATILIYORUM.)

image006-046-001.jpg

-Bizi buradan okuyanlara söylemek istediğiniz son bir şey var mıdır?

Nasıl ki Kars’taki Harakani hazretleri dervişlerinden biri ‘Yahudi diye iki adamı dergâha sokmak istemeyen’ müridini azarlıyordu. Biz kimiz ki onu bunu ayırıyoruz. Yunus da ‘gelin tanış olalım’ diyor. Mevlana ortak değerlere ulaştırmaya çalışmamış mıdır? Nasıl da “Gittiğin değil oraya gitmendir önemli olan.” demiyor mu? Mevlâ’ ya ulaşma noktasında…

Biz de böyle olmalıyız. Yaratılan herkese kucak açabilmeyi öğrenmeliyiz.

Her ramazan ayında kuran meali okurum. Ne demek istiyor, bizden ne istiyor öğrenmeye, hayatıma geçirmeye çalışırım. TEK TERKETMEYENİN ALLAH OLDUĞUNU BİLİYORUM…

image007-024-001.jpg