Tönbekici niye Saylan'ı desteklemiyor?

Tönbekici niye Saylan'ı desteklemiyor?

"Niçin Türkan Saylan’la bazı konularda aynı fikirde değilim diye bir çok mektup aldım. Daha çok “Türkan Saylan’a kurban ol sen” diyen hakaret mektupları diyeyim."

Niçin Türkan Saylan’la bazı konularda aynı fikirde değilim diye bir çok mektup aldım. Daha çok “Türkan Saylan’a kurban ol sen” diyen hakaret mektupları diyeyim.

Öncelikle şunu söyleyeyim, beni Türkan Saylan yetiştirseydi şu anki halimden en ufak bir farkım olmazdı. Veya şöyle diyeyim yetiştirdiği çocukların benim gibi olmasını isteyeceğinden en küçük bir kuşkum yok.

Çağdaşlık dediğin öncelikle kendi ayakların üzerinde, haysiyetli bir şekilde durabilmektir. Düşünmek, kalıpların dışında bakabilmek, bir şeylere kafa yormaktır. Ama en önemlisi referansının o din, bu peygamber, şu ideoloji, şu önder değil evrensel insan hakları olmasıdır.

Çünkü ancak o zaman düşündüklerin ve yaptıkların sadece Türkiye’de değil, Amerika’da geçerlidir, Zambia’da geçerlidir Hong Kong’da da. Çağdaşlık dediğin bulunduğun coğrafyaya göre şekil almaz.

Okudum, çalıştım, çabaladım, zengin hayatı sürmesem de kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Bundan sonrası için de böyle bir hayat yaşamayı planlıyorum.

Türkan Saylan’a elbette kurban olurum. Dün de söylediğim gibi kalbimin yarısı ona ölesiye hayran. Hayat hikayesini Ayşe Arman’dan okuduğunuz zaman göz yaşları içinde kalıyorsunuz. Tanıyan herkesin sevdiği, kendini hem işine hem ideallerine adamış bir insan. Ayrıca benim de üç beş hasbıhalim olmuştur kendisiyle.

Altı yıldır aynı mahallede oturuyoruz. Arnavutköy şenliklerine sağlığı el verdiği sürece hep katılmış, bizim derneğe desteğini vermiştir. Yeri başımızın üstündedir.

“Üzülmek için bile adını anmayın” demiş bir okur. Bir başka okur “çocuğunu başörtülü bir öğretmenin okutması ister misin, gece hastalandığında erkek diye bir kadın doktorun çocuğuna bakmaması ister misin, baş örtüsüz olarak mahkemelik bir işin olsa, koruduğun baş örtülülerin senin için adil karar verebileceğine inanıyor musun, yanında ailendeki bir erkek olmadan sokağa çıkamamak ister misin, ya da araba kullanamamak” diye gülünç sorular sormuş.

Kalıplar içinde “ya ak ya kara” diye bakınca işte böyle oluyor. Tam da söylemek istediğim buydu.

Haklarını savunduğum insanlar bana belki bir gün haksızlık yapabilirler diye ilkelerimden vazgeçemem. Kötülük görme ihtimalinden dolayı şu anda bir başka kötülük yapamam. Demokrasiden başka bir şeye sığınamam. Demokrasiye ve insan haklarına karşı gelen hiçbir ideolojiye rıza gösteremem. Mevcut düzen elden gidiyor diye endişe etmek anlaşılır bir şey belki ama mevcut düzen ne kadar adil, ne kadar çağdaş, ne kadar demokratik, ne kadar insan haklarına saygılı diye hiç düşünmemeyi ise anlaşılır bulmuyorum.

Baş örtüsüz öğretmenlerin de daha iyi eğitim verdiği ön kabulünü de hayli komik buluyorum. Baş örtüsüz öğretmenler tarafından eğitildim zira. Yarısı zır cahil insanlardı. Suudi Arabistan olmayalım diye çağdaşlık kisvesinde bir takım faşistliklere de göz yummamı kimse beklemesin benden. Neymiş o faşistlikler diye sorarsanız mesela okullarda tarih diye öğretilenlerden başlayalım isterseniz derim.