"Tarihten Husumet Değil Dostluk Çıkarmalıyız"

"Tarihten Husumet Değil Dostluk Çıkarmalıyız"

Türkiye'nin Bern Büyükelçisi Mehmet Tuğrul Gücük:- "(1915 olayları) Zamanın koşulları çerçevesinde ve bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gereken bu dönemde yaşananları 'soykırım' olarak nitelendirmek, zorlama, sorunlu ve hukuki temelden yoksun bir bakı

CENEVRE (AA) - FATİH EREL/BETÜL YÜRÜK - Türkiye'nin Bern Büyükelçisi Mehmet Tuğrul Gücük, aynı coğrafyayı ve uzun bir tarihi paylaşan iki kadim halk olan Türkler ve Ermenilerin, geçmişte yaşanan acı hatıraları da unutmadan, birbirini anlama ve geleceğe birlikte bakma olgunluğuna ulaşmaları, karşılıklı güven ve işbirliği anlayışı geliştirmeleri gerektiğini belirterek "Tarihten husumet değil dostluk çıkarmalıyız" dedi.

Büyükelçi Gücük, 1915 olaylarının 100. yılı öncesinde Bern'de AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsviçre’nin resmi tutumunun öteden beri bu konunun taraflar arasında diyalog yoluyla çözülebileceği ve 1915 olaylarına ilişkin gerçeklerin araştırılması işinin tarihçilere bırakılması gerektiği şeklinde özetlenebileceğini ifade etti.

İsviçre'nin 2009 Zürih Protokolleri'nde geçmişte yaşananların araştırılması amacıyla ortak tarih komisyonu kurulması hususuna yer verdiğini hatırlatan Gücük, "Federal Konsey tarafından yapılan 1 Nisan 2015 tarihli açıklamaya baktığınızda da bu tutumun teyit edildiğini görebilirsiniz" dedi.

1915 olaylarının 100. yılı olması nedeniyle İsviçre’deki Ermeni toplumunun da diğer ülkelerde olduğu gibi faaliyetlerini yoğunlaştırdığına dikkati çeken Gücük, bu durumun sadece İsviçre’ye özgü olmadığını belirtti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarının İmparatorluğu oluşturan tüm halklar için trajik bir dönem olduğunu söyleyen Gücük, şunları kaydetti:

"Milyonlarca Türk de dahil olmak üzere, Osmanlı’nın diğer uluslarıyla birlikte Ermeniler de hiçbir zaman unutulmaması gereken trajik kayıplar ve acılar yaşamışlardır. Ancak zamanın koşulları çerçevesinde ve bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gereken bu dönemde yaşananları 'soykırım' olarak nitelendirmek, zorlama, sorunlu ve hukuki temelden yoksun bir bakış açısını yansıtmaktadır."

Büyükelçi Gücük, "Türkiye, Ermenilerin I. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda masum hayata mal olan acısını inkar etmemekte; ancak herhangi bir grup için bu dönemin trajik sonuçlarını küçümsemeden, söz konusu trajedinin tek taraflı bir şekilde bir grubun diğerine karşı işlediği soykırım olarak takdim edilmesine karşı çıkmaktadır. Türkiye’nin Ermenistan ile dürüst ve açık bir diyalog amaçlayan bir süreç başlatmasının nedeni de budur" diye konuştu. 

- "Asılsız iddialarla Türkiye’nin suçlanmasına sonuna kadar karşı çıkacağız"

Geçmişin acılarını saygıyla anmak, hayatlarını kaybedenleri özlemle hatırlamanın önemini vurgulayan Büyükelçi Gücük, şöyle devam etti:

"Ancak yürütülecek faaliyetlerin bu insani boyutun dışına çıkarılarak istismar edilmesine, asılsız iddialarla Türkiye’nin suçlanmasına ve karalanmasına, İsviçre'deki Türk toplumu dahil dünya genelinde milletimize yönelik nefretin körüklenmesine sonuna kadar karşı çıkmaya devam edeceğiz."

Aynı coğrafyayı ve uzun bir tarihi paylaşan iki kadim halk olan Türkler ve Ermenilerin, geçmişte yaşanan acı hatıraları da unutmadan, birbirini anlama ve geleceğe birlikte bakma olgunluğuna ulaşmaları, karşılıklı güven ve işbirliği anlayışı geliştirmeleri gerektiği çağrısında bulunan Gücük, "Tarihten husumet değil, dostluk çıkarmalıyız"  dedi. 

- "İtirazımız anıtın yerine değil, bizatihi kendisinedir"

Cenevre’ye yapılması planlanan Ermeni anıtıyla ilgili son gelişmeleri değerlendiren Gücük, Federal Dışişleri Bakanlığı ve Kanton hükümetinin de sağduyulu yaklaşımları sayesinde anıt projesinin BM yanındaki Ariana Parkı’nda inşasının mümkün olmayacağı anlaşılıyor" dedi.

Ermeni grupların ve bu projeyi başından beri kişisel olarak sahiplenen Cenevre Belediye Başkanı Sami Kanaan’ın girişimlerinin devam edeceğini anladıklarını söyleyen Gücük, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İtirazımız anıtın yerine değil, bizatihi kendisinedir. Her halükarda, İsviçre'de yaşayan 130 bin Türk ve Türk asıllı İsviçre vatandaşını haksız, tek taraflı ve gelecek kuşaklarımıza da yansıyacak bir şekilde töhmet altında bırakacak mahiyetteki bu ötekileştirici projeyle ilgili gelişmeleri sivil toplum kuruluşlarına ilaveten biz de yakından izlemeyi sürdüreceğiz."

Büyükelçi Gücük, "Bu vesileyle Çanakkale örneğinde de açıkça görüldüğü gibi, tarihten husumet değil, dostluk çıkarmayı bilen bir milletin temsilcileri olarak, hiçbir ayrım gözetmeden I. Dünya Savaşı’nın tüm kurbanlarının anılacağı bir anıt projesine yapıcı katkıda bulunabileceğimizi yeniden hatırlatmak isterim" dedi.

- AP'ye "dinsel ve kültürel bağnazlık" eleştirisi

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 1915 olaylarına ilişkin karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etmesini de değerlendiren Gücük, AP'yi, 1915 olayları konusunda tarihi yeniden yazmaya kalkışmakla eleştirdi. 

Büyükelçi Gücük, AP'nin 1987 ve 2005’te düştüğü yanılgıyı tekrarladığını belirterek "Avrupa Parlamentosu, uluslararası hukukta son derece net bir şekilde tanımlanmış hukuki bir terim olan 'soykırım'ın siyasi amaçlarla içinin boşaltıldığı girişimlerden birine imza atmış olmaktadır" diye konuştu.

"Ermeni anlatısını mutlak gerçek kabul edip, Türk karşıtlığının kalıplaşmış ifadelerinin yinelendiği ciddiye alınmaya değmez bir metin ortaya çıktığına" işaret eden Gücük, "Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen karara destek veren siyasetçiler, Avrupa değerleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan; nefret, kin ve çatışma kültürüyle beslenen çevrelerle kurdukları ortaklığı ifşa etmiş oldular" ifadesini kullandı.

Büyükelçi Gücük şöyle devam etti: 

"Bu seçici ve tek yanlı yaklaşımlar, Türkiye ile Ermenistan arasındaki meseleye çözüm getirmeyeceği gibi, toplumlar arasındaki diyalog ve birbirini anlama arayışlarına da katkı sağlamayacaktır. Türkiye’nin son yıllarda hafıza ödevini layıkıyla yerine getirdiği kuşku götürmez bir gerçektir. Temennimiz, Ermenistan’ın da en kısa sürede böyle bir olgunluk düzeyine ulaşmasıdır. Sadece bilgisizlik ve cehaletle açıklanamayacak tutarsızlıklarla dolu bu kararın ardında dinsel ve kültürel bağnazlığın da yattığını düşünüyorum."

- 1915'te ne oldu?

Osmanlı Devleti'nin 1914'te başlayan Birinci Dünya Savaşı'na Rusya ile farklı saflarda katılmasını fırsat bilen Ermeni milliyetçileri, bağımsız Ermenistan devletini kurmak gayesiyle Rus güçleriyle işbirliği yaptılar.

Rus ordusu, Doğu Anadolu'yu işgal ettiğinde gönüllü Osmanlı ve Rus Ermenilerinden büyük destek gördü. Osmanlı ordusunda görev yapan bazı Ermeniler de Rus ordusuna katıldı. Ermenilerin oluşturduğu birlikler ordunun lojistik kanallarını tahrip ederek Osmanlı ordularının ilerlemesini yavaşlatırken, Ermeni çeteleri de işgal ettikleri yerlerde sivillere yönelik katliam ve zulümlere girişti.

Osmanlı Hükümeti, bu gelişmelerin önüne geçmek için Ermeni temsilcileri ve kanaat önderlerini ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Ermeni komitalarının saldırıların artması üzerine hükümet, 24 Nisan 1915'te Ermeni devrimci komitelerin kapatılması ve bazı Ermeni ileri gelenlerin tutuklanmalarına ve sürgün edilmelerine karar verdi. Daha sonra, her yıl “Ermeni soykırımını” anmak amacıyla düzenlenen etkinlikler için bu tarih seçilecekti.

Tedbirlere rağmen saldırıların sürmesi nedeniyle 27 Mayıs 1915'te Ermeni nüfusunun savaş bölgesinde olanları ve Rus işgal ordusuyla işbirliği yapanlarının göç ettirilmesi kararı alındı.

Osmanlı Hükümeti, göç edenlerin insani ihtiyaçları için planlamalar yaptıysa da savaş koşulları, iç çatışmalar, intikam peşindeki yerel gruplar, eşkıyalık, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle göçler sırasında çok sayıda Ermeni hayatını kaybetti.

Tarihi belgeler, hükümetin, söz konusu trajik olayların yaşanmasını amaçlamadığı gibi göç eden Ermenilere karşı işlenen suçları cezalandırdığını açıkça ortaya koymakta. Nitekim, henüz savaş son bulmamışken yaşanan insani trajedi sırasında olaylara karışarak suçlu bulunanlar yargılanarak idam edildi.

- Adil hafıza ve empati ihtiyacı  

Ermenistan ve Ermeni diasporasının genel beklentisi, Türkiye'nin 1915 tehciri sırasında yaşananları "soykırım" olarak tanıması ve tazminat ödemesi.  

"Soykırım" kavramı, 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde ulusal, ırksal, etnik veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen yok etme eylemi olarak tanımlanıyor. 

Söz konusu olayların soykırım olarak tanımlanamayacağına dikkati çeken Türkiye, 1915 olaylarını her iki taraf açısından da bir "trajedi" olarak niteliyor. Türkiye, konunun siyasi çatışmalardan uzak, tarihe tek taraflı bakmadan, tarafların birbirlerinin neler yaşadığını anlama ve birbirlerinin hafızalarına saygı duyma şeklinde özetlenen "adil bir hafıza" perspektifinden çözülmesi gerektiğini vurguluyor.

Türkiye, tarafların arşivlerinin yanı sıra üçüncü ülkelerdeki arşivlerde de 1915 olayları konusunda araştırma yapılmasını, Türk ve Ermeni tarihçilerle diğer uluslararası uzmanlardan oluşan bir ortak tarih komisyonu kurulmasını teklif ediyor.

- Erivan ilişkileri normalleştirme fırsatını değerlendiremedi

İki ülke ilişkilerin normalleştirilmesi için en önemli gelişme Ekim 2009'da yaşandı. Taraflar, İsviçre'nin Zürih kentinde diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi ve ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik iki ayrı protokol imzaladı.

Protokollerde karşılıklı güven tesisi ve mevcut sorunların çözülebilmesi için tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız, bilimsel incelenmesi konusuna yer verilirken, sınırların da karşılıklı olarak tanınması ve ortak sınırların açılması öngörülüyordu.

Türk hükümeti protokolü onaylanmak üzere doğrudan TBMM'ye gönderdi. Ermenistan hükümeti ise metinleri Anayasa Mahkemesi'nin incelemesine sundu. Mahkeme, protokollerin Anayasa'nın lafzına ve ruhuna uymadığına hükmetti.

Ermenistan Hükümeti protokollerin onay sürecini dondurduğunu Ocak 2010’da açıkladı. Protokoller bundan 5 yıl sonra yani Şubat 2015'te Ermeni hükümeti tarafından geri çekildi.

 

"Tarihten Husumet Değil Dostluk Çıkarmalıyız"

"Tarihten Husumet Değil Dostluk Çıkarmalıyız"

Kaynak:Haber Kaynağı