Taraf Kandil'de Karayılan'la konuştu

Taraf Kandil'de Karayılan'la konuştu

Taraf, Kandil Kampı'na giren ilk gazete... İşte Karayılan'ın 'telsizle' verdiği röportaj.

Ahmet Altan - Yasemin Çongar

 

Kandil'de kar bir bastırdı mı pir bastırıyor. Birkaç saatlik tìpi, dar dağ yollarını geçilmez hale getiriyor. 29 ocak gecesi Kandil'in bir buçuk ay önce Türk jetlerinin bombaladığı Leyje köyünde PKK yöneticileriyle buluştuğumuzda tam da böyle bir tipi başlamak üzereydi. Nitekim birkaç saat sonra Murat Karayılan'dan mesaj geldi: "Koşullar çok kötü. Bulunduğunuz yere inmem imkânsız."

 

PKK'nın en üst siyasi birimi olan Koma Ciwaken Kurdistan (KCK-Kürdistan Toplum Birliği) Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan'la yüz yüze görüşme planımızın geçekleşmeyeceği kesinleşince, sorularımızı kendisine telsizle ilettik. Cevaplarını, Karayılan'ın sağ kolu KCK Başkan Yardımcısı Bozan Tekin yine telsizle alıp yazıya dökülmüş halde bize aktardı.

 

Karayılan bize geniş, aynntılı cevaplar göndermişti. Ancak araya girmeye, fikirleri sorularla takibe imkân vermeyen söyleşi formatı bizim için ideal değildi.

Karayılan'ın cevaplarını bu dezavantajı hatırlatarak ve bazı bölümlerini, fìkirlerin bütünlüğünü bozmayacak şekilde atlayarak aktarıyoruz:

 

Kürt meselesinin silahla çözümü mümkün mü?

 

M.K.: Hayır, mümkün değildir. Mümkün olmadığını geçmiş iki yüz yıllık pratik süreç çok iyi biçimde bize göstermektedir. Bu süre boyunca gerçekleşen bütün Kürt isyanları gerek Osmanlı döneminde gerekse de Cumhuriyet döneminde bastırılmış olsa da sorun bitirilememiştir. Aynı biçimde Kürt isyanları da... amacı olan özgürlüğe kavuşamamıştır. Zaten Türk devlet yetkilileri de hareketimize ilişkin "29. isyandır. Bu da bastırılacaktır," demektedirler. Aslında bu cümlenin altında gizli bir itiraf da vardır.... Öte yandan, çağımızda gelişen bilim-teknik devrimi ve globalleşen dünya gerçeği artık toplumsal sorunların şiddet dışı farklı yöntemlerle çözüme kavuşturulabilme olanaklarını yaratmıştır. Bu gerçekten hareketle biz hareket olarak klasik silahlı mücadele döneminin aşıldığım tespit ederek bunun yerine, demokratik siyasal mücadeleye dayalı meşru savunma stratejisi karannı aldık.

 

Çözüm 'siyasi' ise bunun yolunu açmak için PKK'nın saldırılarını kesmesi gündeme gelebilir mi?

 

M.K.: Siyasi bir çözüm geliştirmek için 1993 yılmdan beri çeşitli defalar tekyanlı girişimlerimiz olmuştur. Ama ne yazık ki bu tek yanlı girişimlerimiz çözüm açısından herhangi bir sonuç vermemiştir. Bu süre içinde yaşanan pratik gösterdi ki çatışma sürecini durdurmak tek taraflı bir çabayla başarılı

olamamaktadır. Bu açıdan biz karşı taraftan bir işaret gelmeden, tek yönlü çabaların sonuç vereceğini düşünmüyoruz. Bu nedenle başarı şansı olmayan bir girişimi yeniden tekrarlamayı pek anlamlı bulmuyoruz. Ancak biz savaşı tırmandırmak da istemiyoruz....

 

Silahsızlanarak siyasallaşmak seçeneğini kabul eder misiniz?

 

M.K.: Biz zaten siyasal ve toplumsal bir hareketiz. Koşulları oluştuğunda silahları tümden devreden çıkarmak bizim için amaçtır. Yani tamamen demokratik siyasal yöntemlerle mücadele koşulları varsa biz bunu gerçekleştiririz. Ancak bunun için onurlu bir barışa, yasal ve anayasal güvencelere ihtiyaç vardır. Koşulları yaratmadan silahsızlanmayı dayatmak işi zora sokmaktır.... Bir kimseden herhangi bir şey istemek için önce onun koşullarını oluşturmak lazımdır....

 

Bu savaşın galibi var mı? Olması mümkün mü?

 

M.K.: Bizce bu savaşın galibi yoktur. Güçlerin yenişememe durumu söz konusudur.... Yıllar boyu sürse de bir galibi olmayacaktır.

 

'Pismanlık Yasası' yerine nasıl bir düzenleme olmalı ki onurlu bir 'eve dönüşün' yolu açılsın?

 

M.K.: Sorun sadece biz değiliz. Yirmi dört yıllık çatışma sürecinin karşılıklı olarak toplumda yarattığı yaralar vardır. Önemli olan bu yaraların sarılması ve toplumun karşılıklı olarak birbirini affetmesidir. Bu savaş sürecinde her iki tarafin yaşadığı hatalar vardır. Oluşturulacak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu gerçekleri açığa çıkararak, örneğin Güney Afrika'da olduğu gibi bu sürecin gereklerini yerine getirebilecek, gerçek toplumsal uzlaşmanm zemini yaratabilir.

"Pişmanlık" ve "eve dönüş" yasalarından ziyade toplumsal bir uzlaşma yasasıyla ortak bir biçimde yaraların sarılması, özgür ve eşit bir toplumun yeniden inşasının geliştirilmesiyle sorun köklü çözüme kavuşabilir. Bunun yol-yöntemine ilişkin tartışılarak ortak anlayış çerçevesinde çözüm formülleri bulmak mümkündür.

 

"SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN ÖZAL GİBİ BİR LİDER LAZIM"

 

Hangi koşullarda PKK 'eve dönmeyi' kabul eder? Irak Cumhurbaşkanı Talabani, Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkam Barzani 'eve dönüş' için rol oynayabilir mi, aracılık yapabilir mi?

 

M.K.: Türkiye'de Kürt sorununun sorun olarak varlığını kabul etmek ve doğru tanımlamak önemlidir. Bu sorunun temelinde Kürt halkının kimliğinin, dilinin, kültürünün yasaklanması yatmaktadır. Bu sorunda kimlik, kültürel ve serbest siyaset hakkınm tanınması ile köklü çözüme gidilebileceğini düşünüyoruz. Türkiye'nin üniter yapısma dokunmamak fakat üniterliği dar-milliyetçi dar bir yorumlamadan ziyade, çoğulcu bir bakış açısıyla yorumlamak önemlidir. Türkiyelilik üst kimliği altında tüm halkların hassasiyetlerini dikkate alan, kültürel özgürlükleri garanti eden, tüm kesimleri ortak paydada birleştiren bir proje sorunu çözebilecektír. Bu aynı zamanda demokratikleşen bir Türkiye anlamına gelmektedir....

 

Bu sorunun çözümünde kuşkusuz Irak Cumhurbaşkanı Talabani ve Irak Kürdistanı Bölge Başkanı Barzani de aracı olabilirler ve isterlerse çözümde rol üstlenebilirler. Ama bize göre sorunları kendi aramızda çözmek daha gerçekçidir veya Türkiye'deki demokrasi hareketi başta DTP olmak üzere demokratik çözümden yana olan çeşitli siyasal güçler, Türkiye Barış Meclisi gibi organizasyonlar da barış ve demokratik çözümde önemli roller üstlenebilirler...

 

Burada esas olarak Türkiye'de sadece günlük iktidar politikalarını düşünmeyen, Turgut Özal gibi uzun vadeli köklü çözümü gündemleştìren cesaretli bir liderliğe ihtiyaç vardır. Böyle bir liderliğin samimi yaklaşması ve güven vermesi önemli oranda sorunun çözüm zeminini yaratacaktır.

 

Diyarbakır'da çocukların da öldüğü saldırı konusunda KCK olarak değerlendirmeniz nedir? Bu saldırıya ilişkin soruşturmamz nasıl sonuç verdi?

 

M.K.: Öncelikle ilk kez açıkça şunu belirteyim, 2005 yılında Şemdinli, Yüksekova, Hakkari, Van vb. yerlerde karanlık güçler tarafindan yapılan bombalamalar ardından biz hareket olarak provokasyon peşinde olan güçleri boşa çıkarmak için Kürdistan şehirlerinde bombalama eylemlerini katiyen yasakladık. Bu kararımız halen geçerlidir. Bunu ilk kez size söylüyorum. Şimdi diyeceksiniz ki o zaman bu olayı yapanlar size karşıt kişiler midir? Hayır. Bize karşıt kişiler değiller. Bunlar bir bölge birimidir. Sözüm ona hava saldırılarını

protesto etmek için bir eylem kararını alıp uygulamışlardır.  Bunların bizim üç yıl önce aldığımız karardan haberlerinin olup olmadığını tam olarak bilmiyorum. Olması gerekiyordu. Burası ciddi bir soruşturma konusudur. Bu birim bizim güçlere bağlı bir birimdir. Fakat kimin yönlendirmesinin etkisiyle böyle bir hedefe yöneldiğini bilmemiz gerekiyor. Geçmişte yaşanan bazı olaylardan biliyoruz ki bu tür durumlarda bazen yönlendirme karşı taraftan olabiliyor. Şimdi bizim bunu anlamamız lazım. Güvenlik nedeniyle ulaşım zorluğu ve kış koşulları bu tür çalışmaların erken sonuçlanmasını geciktirmektedir. Onun için mevcut durumda soruşturmanın kesinleşmiş bir sonucu yoktur. Ancak bu eylem bizim merkezi organlarımız tarafindan kararlaştırılmamıştır. Merkezi organlarımızın bilgisi dışında yapılmıştır. Biz yanlış görüyoruz ve tasvip etmemekteyiz. Özellikle zamanı, mekânı ve yöntemi açısından hiçbir biçimde kabul edeceğimiz bir uygulama değildir. Aynca hiçbir zaman sivillerin kaybına yol açacak bir eylem planlaması yapmayız...

 

Şunu da belirteyim ki bir hafta öncesinde... Öcalan sorunun çözümü için yeni bir çağrı yapmış ve bir "akil adamlar komisyonunun" kurulmasını önermiştir. Hareketìmizi iyi tanıyan herkes iyi bilir ki bu çağrısına rağmen bizim böyle bir eylemi planlamamız mümkün değildir. Bizim merkezi bir eylem değil dememiz siyaset gereği değil, işin gerçeğidir. Biz bunun nedenlerini açığa çıkaracağız.

 

'Akil adamlar komisyonu' önerisinin hayata geçmesini nasıl kolaylaştırabilirsiniz? Böyle bir komisyonun K. İrlanda'dakine benzer bir çözüm sürecini başlatması mümkün mü?

 

M.K.: Biz 'akil adamlar komisyonunu' çözüm için önemli bir adım olarak görüyoruz. Böyle bir komisyon olursa tabii ki taraflardan talepleri olacaktır. Biz kendi açımızdan mümkün olduğu kadar kolaylık göstereceğimizi daha önce de basına deklare ettik ve bu sözümüzde duracağız. Öyle bir komisyonun kurulması durumunda biz kesinlikle zorluk çıkaran taraf olmayacağız.... Burada önemli olan sorunu tartışma ve diyalog zeminine çekmektir. Eğer bu konuda komisyon oluşup da ciddi bir girişim olarak pratikleşirse Kuzey İrlanda'dakine benzer bir çözüm sürecinin gelişmesini beraberinde getirebilir. Biz buna açığız.

 

PKK eylemlerinde askerlerin ve Diyarbakır'da olduğu gibi sivillerin ölmesi Türk kamuoyunda PKK'ya karşı büyük nefret uyandırıyor. Bu eylemler sürdükçe Kürt meselesini konuşmanın, çözmenin ve barışın zorlaştığı görüşüne cevabınız ne?

 

M.K.: Silahlı eylemlerin sürmesi bizim tercihimiz değildir.... Bu güç şimdi silahlı mücadeleyi tümden sona erdirmek istiyor. Ve artık saldın eylemlerini yapmamaktadır.

 

ABD'nin PKKyı "düşman" ilan etmesi ve sınırötesi operasyonların etkisi konusundaki değerlendirmeniz ne? Kara operasyonu bekliyor musunuz?

 

M.K.: ABD'nin bizi düşman ilan etmesi büyük bir haksızlık, çarpıtma, çıkarları uğruna gerçeklere gözünü kapatma tutumundan başka bir şey değildir.... ABD'nin bu yanlış politikasının sorunun çözümünü değil, çözümsüzlüğü derinleştireceği kesin bir olgudur...

 

Şimdi denebilir ki, karar verilmiştir, askeri güçler tasfiye edilecektir, Kürt sorununda PKK istenilmemektedir. Artık " Apo'suz ve PKK'sız" bir çözüm geliştirilecektir. Bunu düşünenlerin olduğunu biliyoruz...

 

Bu tür sorunların çözüldüğü dünyanın bütün alanlarında sorunlar muhataplarıyla konuşularak çözülmüştür. Muhataplarını dışlalayarak sorunu çözmeye çalışmanın kaos ve çatışmayı beraberinde getirdiği birçok örnekle görülmüştür.

 

Bahar aylarında bir kara operasyonunun gelişebileceğini tahmin ediyorum.. Bu Türkiye için bir tuzak anlamına gelecektir. Türkiye'nin Irak içine çekilmesi ve çatışmanın tüm Türkiye topraklarına kaydınlmasına yol açacak bir sürecin başlatılması demek olacaktır.

 

KCK olarak Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye kazandıracağı demokrasi standardı ötesinde ne öneriyorsunuz? Sizin Türkiye'deki Kürtler için istediğiniz ve AB üyeliğinin sağlamayacağı bir hak var mı? AB sürecini destekliyor musunuz?

 

M.K.: AB sürecini destekliyoruz. Çünkü Türkiye'de demokratikleşme sürecinin ilerleyip gelişmesinde AB'nin rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Ancak Türkiye AB'ye üyelik süreci çerçevesinde almış olduğu kararları pratikleştirmemekte ve bu kararların önemli oranda kâğıt üzerinde kaldığı ve hatta bazı yönetmeliklerle de boşa çıkartıldığı bilinmektedir.

 

... Avrupa Birliği'nin çoğulculuk ve kültürlere ilişkin siyasal ve kültürel normlarının uygulanması halinde aslında önemli oranda Kürt sorunu da çözüm sürecine girecektir. Örneğin İspanya, İngiltere vb. ülkelerdeki kültürel ve siyasal hakların Türkiye'de geliştirilmesiyle çözüm için temel zemin yaratılmış olacaktır. Biz çözümü demokratik kültürel özerklik olarak tanımlıyoruz. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik cumhuriyet sisteminin anayasal temelde geliştirilmesiyle ileri bir mesafe kat edilmiş olunacaktır...

 

Teorik olarak durum böyle olmasma rağmen Türkiye'nin AB sürecine özden değil şekilci yaklaştığı ve AB'nin de Kürt sorununa ilişkin çözümsüzlük sürecinin sürmesini istediği için ve bu konuda ikiyüzlü siyaseti esas aldığından dolayı şimdiye kadar AB süreci çözümün gelişmesine gereken katkıyı yapmamıştır.