Skytürk'ün çağrısı korkuttu

Skytürk'ün çağrısı korkuttu

Cem Yılmaz, Sezen Aksu, Ajda Pekkan ve Kıraç "çocuklar ölmesin" demeyi reddettiler! Akşam yazarı Serdar Akinan, Skyturk televizyonu kameralarına konuşmayı reddeden sanatçıları yazdı...

İnsanlığınız kaç para?


 


1 Eylül'de Skytürk ekranlarından bir kampanya başlatmayı planlıyoruz. Bölgemizdeki yangının yayılmasından endişe duyuyoruz. Türkiye için endişeleniyoruz. Ve bizimle aynı şeyleri hisseden, düşünen insanların bir şekilde bir araya gelebileceğini düşündük.


Bu çerçevede bir metin oluşturduk. Ve, toplumun bildiği sevdiği simalardan ricacı olduk.


'Bize iki dakikanızı ayırın' dedik, 'Kameramıza şu birkaç cümleyi okuyuverin. Bu toplumu bir araya getirecek bir kıvılcım yaratalım.'


İbrahim Tatlıses'e, Orhan Gencebay'a, Mahsun Kırmızıgül'e, Mehmet Ali Alabora'ya, Kerem Alışık'a, Ali Poyrazoğlu'na, Can Dündar'a, Müslüm Gürses'e, MFÖ'ye ve adlarını buraya sığdıramayacağım daha onlarca kıymetli sanatçı, futbolcu, yazar, çizer, işadamına sonsuz minnet ve saygı duyguları içindeyiz.


Onları yakında o çağrıyı yaparken izleyeceğiz. Sezen Aksu'dan, Ajda Pekkan'dan, Cem Yılmaz'dan, Tarık Akan'dan, Kıraç'tan, Mor ve Ötesi'nden, hangi üsluplarla ret yanıtı aldığımızı, bazılarının menajerlerinin sığlığını, hatta terbiyesizliklerini buraya yazarak manasız bir iş yapmak istemiyorum.


Sadece şunu merak ediyorum. Sizlere sorulmadan böylesi seviyesiz tavırlar gösterilemeyeceğine göre... 'Çocuklar ölmesin' demeyi hangi politik veya özel gerekçe ile reddettiniz?


Cem Yılmaz'la hayatımda ilk kez karşılaştığımda, 'Belli konularda bi parça duruş göstersen' diyecek oldum, 'Porsche aldığım adam arayıp, Cem Bey şu senetler canım... diyiveriyor' demişti. Daha nice Porsche'lere Cem Yılmaz...


Ne diyelim..! Sezen Aksu'yu merak ediyorum. Bin dolar teklif etseydik kıymetli dudaklarını aralayıp, 'çocuklar ölmesin' demeyi düşünür müydü? Az mı bulurdu acaba parayı? E, pazarlık yapardık canım. Elbet bi fiyatı vardır.


Son aylarda bölgemizde olan bitenlerle ilgili bir yayında 'bir şeyler yapmaya çalışan insanlardan' biri; Mehmet Bekaroğlu, 'Neden?' sorusuna çok anlamlı bir yanıt vermişti:


'İnsanlar ölüyor. Amacımız insanlık ölmesin...' Para, şöhret...Güzel… İnsanlık? Serdar Akinan-Akşam


 


-------------------------------------


 


Polis memuru sarhoşa hitap


için başka tanım bulamadı mı?


 


Tercüman'dan Tuna Serim, eğelenmek isteyenlere bol bol TV izlemelerini tavsiye ederken takıldığı tuhaflıkları köşesine taşıdı. İşte onlardan bazıları…


 


Hacılar alkol mü alıyor?


 


Eğlenmek istiyorsanız TV izleyin, hem sokaktaki insanı tanıyor, hem de bol bol gülüyorsunuz, üstelik ciddi programlarda kahkahanız çoğalıyor. Bütün kanallar yayınladılar, ama o cümleyi TGRT Haber'de duydum, zaten çoğunuz izlemişsinizdir. Adamın biri içkiyi fazla kaçırınca direksiyon başında uyumuş. Polis adamı uyandırdıktan sonra yine alıştığımız sarhoş görüntüleri oluşmuş, yani ben sarhoş değilim deyip yere yıkılmış. Bunları Levent Kırca parodileri gibi izledim, ama bir cümle kahkahadan kırılmama neden oldu. Polis memuru adamın alkol derecesini ölçmek için ölçüm aletini üflemesini isterken ne diyor, biliyor musunuz? 'Hacı Abi, azıcık üfler misin?' Hacılar nerede, alkollü sürücü nerede; acaba polis memuru sarhoşa hitap için başka tanım bulamadı mı?


VUR VUR İNLESİN!..


Ve yine TV haberlerinden halkın yasal olmayan bir davranışa bakışı... Ben şaşırdım, ya siz? Marketlerde, büyük çarşılarda özel güvenlik görevlilerinin çantalarınızı karıştırma hakkı yok, yasalar böyle bir durumu yasaklıyor. Kameralar önünde halka sordular, özellikle de kadınlara, kimi 'Daha çok arasınlar, çantayla yetinmesinler' dedi, kimi 'Hepimiz bunlara destek olalım, aramaları kapılarla sınırlamayalım, her yerde arasınlar' diye konuştu. En çağdaş görünenler bu tür davranışları kabullenebiliyorlarsa, pes doğrusu, yakında birileri sokakta durdurup üstümüzü arayacak, sesimizi çıkarmayıp alkış tutacağız! Tuna Serim-Tercüman


 


------------------------------


 


Seçim anketleri ve partililerin inancı


 


Şakir Süter, Odak Araştırma'nın seçim anketinin sonuçlarını partilerin barajı aşıp aşamayacağı açısından değerlendiriken ANAVATAN'la ilgiil ilginç bir tespitte bulunuyor.


 


İnanç-inat ve inançsızlık!


 


'Radyo 24'te gazeteci İdris Akyüz, ODAK Araştırma'nın anket sonuçları üzerine konuklarıyla sohbet ediyor.


Telefonda, DYP'nin eski İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu var. 91.6'dan yayın yapan radyonun programcısı İdris Akyüz soruyor:


- DYP oylarının barajın hayli altında olmasını nasıl değerlendirmek gerekir.


Süleyman Soylu, halen muhalefet ettiği bir DYP yönetimi işbaşında olmasına rağmen umutlu konuşuyor:


-Ben, DYP'nin barajı aşacağı umudumu koruyorum.


Pekiyi, DYP'nin barajı aşacağına inananların oranı ne alemde? Yine ODAK Araştırma'ya göre...  DYP'nin barajı aşacağına inananların oranı yüzde 40.7...  CHP seçmeninin % 52.1'i, DEHAP'ın % 60.9'u, DYP'nin barajı aşacağına inanıyor.


Ankette daha çok oy alacağı belirtilen MHP'nin barajı aşacağına inananların oranı ise 39.1.. Ve dikkat!


ANAVATAN'ın barajı aşacağına inananların oranı yüzde 18.2!


Daha da ilginci, ANAVATAN'lılar arasında barajı aşacaklarına inandıklarını söyleyenlerin oranı, Genç Parti'den daha düşük!


GP'liler yüzde 42.9'lık bir oranla, ANAVATAN'ın barajı aşacağına inanıyorlar!  Yani, ANAVATAN'lılar barajı geçmekten umudu kesmişken, GP'liler bu partiye daha çok şans tanıyorlar!


Öte yandan, DEHAP seçmeninin yüzde 70'i, partilerinin barajı aşamayacağını bildikleri halde, DEHAP/DTP'ye oy vermeyi sürdüreceklerini söylüyor.


Yukarıdaki DYP-ANAP örnekleri 'inanç' ya da 'inançsızlığı...' DEHAP örneği ise bir kararlılıktan çok, gerçekçilikten uzak 'inadı' anlatıyor. Eğer umudunuz yitirmemiş, kazanacağınıza dair inancınız tamsa...


Üstüne üstlük... Kazanmak için vargücünüzle çalışıyor, ayaklarınızı tam anlamıyla yere basıyor ve gerçekçi çizgiden sapmıyorsanız. Kazanırsınız. Şakir Süter-Akşam


-------------------------------------------


 


 


KABAK TADI


 


Diyanet yetkililerinin ipe sapa gelmez önerilerde bulunduğu, Felak ve Nas surelerinin okunduğu suyun içilmesi halinde evliliklerin kurtarılacağı, eğer kadınların eşlerine güçleri yetmiyorsa dua etmelerinin salık verildiği, dua etmeleri halinde Allah’ın işsiz eşlere iş bulacağı gibi öneriler ortaya çıkınca, birkaç gün önceki “Boşanma oranları azaldı. Bakın, Diyanet neler başarıyor” haberlerinin yerini bir anda hücuma bırakması… Günün haberini yaparken ne dünü, ne de daha önceki bir günü düşünememeleri…


 


----------------------------------


 


 


Cumhuriyet Aydını analizi


 


Hilmi Yavuz, yıllar önce şu tespiti yapmıştı: “Cahillikleri ile övünen aydın tipi sadece Türkiye’de vardır. Söz konusu İslam oldu mu, aydınlarımız, ‘Ben bunu bilmiyorum, okumadım ki’ demekten gurur duyar.”


Evet, bu tespit sonuna kadar doğruydu. Oturdukları yerden her konuda ahkam kesen, güya yaşadıkları toplum üzerine uslamlamalar yapan sözde aydınlarımız, o toplumun davranış kodlarını oluşturan değişkenlerden belki de en önemlisi olan İslam ile ilgili bilgilerden uzak durmayı marifet sayıyorlardı.


İşte bu “Cumhuriyet’in Osuruk Aydınları”nın ortaya koyduğu entelektüel çıta hepimizin malumu… Bu kadar uzun bir giriş, bu hastalığın en ufak bir iyileşme göstermediğini tekrar imleyen bir haberi yorumlayabilmek açısından önemliydi, uzattım.


Bugün hangi haber sitesine girseniz, DHA kaynaklı bir haber sözde ironik başlıklarla karşınızda: “Bu Çağda Bu Kafa. Kadın ve Erkeğin Birlikte Oynaması Harammış.”


Haber şu: Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker, kadın ve erkeklerin düğünlerde birlikte oynamalarının ’haram’ olduğunu söylemiş. Yani İslam ile ilgili bilgisi olan herkesin malumu olan bir şeyi ilan etmiş. Çeker, açıklamasının devamında "İslam’a uygun olan, kadın ve erkeklerin kendi aralarında eğlenip oynamasıdır. Bunda dinen sakınca olmadığı gibi, dinimiz aşırıya kaçmamak şartıyla bu tür eğlenceye izin vermiştir. Ancak, kadın ve erkeğin karışık vaziyette, birbirlerinin yanında, birbirlerine yakın olarak oynamaları dinimizde caiz görülmemiştir. Caiz kelimesi ise mekruh ve haramı içerir. Kadın ve erkeğin birlikte oynamasına ’mekruh’ denilemez. Çünkü bu daha ileri düzeyde yanlıştır. Dolayısıyla buna ’haram’ demek daha doğru olur. Müslümanlık iddiasında bulunan herkesin bundan uzak durması gerekir." demiş.


Evet, asparagasların şahı Habertürk başta olmak üzere birçok haber sitesi bu açıklamayı “Bu çağda bu kafa, Caiz değilmiş, Harammış…” gibi sözde eleştirel başlıklarla verdiler. Yani herkes, kendi meşrebince, bu açıklamaya çok şaşırdı ve eleştirdi. 


Aslında hiçbir samimiyetine güvenmediğimiz bu gazeteci takımını ilk kez samimi bulduk. Bilmedikleri için şaşırmaları doğaldı. Çükü yukarıda değindiğimiz o aydın tipi, aynı şekilde basında köşe kapan, kalem oynatan soytarılar için de geçerli. Eminiz daha önce bu konuda ne bir kitap okudular ne de “Bu, gerçekten de böyle mi?” diye araştırdılar. Cehaletten gelen cesaretleriyle kendi içlerinde -belki ilk kez- tutarlı olurken, attıkları başlıklar ve haberi veriş şekilleri, İslam konusundaki cehaletlerini tekrar ortaya çıkarıyordu.


Tamam, inanmayabilirsiniz… Bu kimseyi bağlamaz ama gün aşırı toplumu analiz ediyorsanız, güya yorumluyorsanız, en azından bilgi objesi anlamında İslami kültüre ve bilgiye sahip olmak zorundasınız. Yoksa zaten açık olan bir şeye, bu haberde yaptığınız gibi, yeni bir şey yakalamış gibi üstüne atlar ve bir kez daha çuvallarsınız. Aslında daha fazlasını beklemek anlamsız ama, yine de anımsatalım istedik Ersin Tokgöz-Haberola


 


---------------------------