Skandal boyutunda iftira ürettiler
Hiç evlenmemiş adamın karısına çarşaf giydirebilenler, neler yapmazlar ki...
Ahmet Taşgetiren / BUGÜN
Ah bu jurnaller
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK'le ve rektör atamaları ile ilgili o çarpıcı olayı anlatıyor: -İnanılmaz şeyler oluyor. İlk kez açıklıyorum: YÖK'ten üç isimli bir dosya geldi. Dosyanın içinde bir de not vardı.
İsimlerden biri ile ilgili olarak 'karısı kara çarşaflıdır. Fakülteye her gün gelir hocaları tehdit eder' deniyordu. Dehşete düştüm.
Rektörlüğe soyunduğuna göre, olsa olsa hanımı başörtülüdür dedim. Talimat verdim. Buna bir bakın dedim. Araştırdılar ve adam bekâr dediler. Bir şey vardır, bir daha bakın dedim. Geldiler hiç evlenmemiş dediler. Cumhurbaşkanlığı makamına işte böyle bir dosya geldi. (YÖK Başkanı dosyaya böyle bir bilgi notu koymadıklarını açıkladı. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı da bilgi notunun dosyada yer aldığını ancak YÖK'e ait olmadığını bildirdi) Geçen hafta "Cumhurbaşkanı Gül YAŞ'tan ihraçları onaylayacak mı onaylamayacak mı?"yı tartıştık. Sonunda onayladı. Birileri "Onlar erdi muradına..." duyguları yaşadı.
Hadi soralım:
-Acaba sayın Cumhurbaşkanı önüne gelen ihraç dosyalarının yargı ürünü olmasını istemez miydi? Acaba onları gönül huzuru içinde mi onayladı? Acaba "Ya bu iddialar gerçek dışı ise ve biz toptan bir haksızlığın parçası oluyorsak..." gibi bir duygu yaşamadı mı? Ve acaba sayın Cumhurbaşkanı, "Bu dosyalar yargı huzuruna çıksaydı, belki bir kısmının gerçeği yansıtmıyor olduğu görülecekti" gibi bir kuşkuya yönelmedi mi? Önüne bir tek rektör dosyası geliyor, onunla birlikte bir jurnal malzemesi... Ve o jurnal, çıplak bir uydurma çıkıyor.
Önceki Cumhurbaşkanı sayın Sezer, hükümetten gelen birçok atama kararnamesini "hakkında dosyalar bulunduğu" gerekçesiyle iade ediyordu. Kendileri 28 Şubat sürecinin ardından Çankaya'ya gelmişlerdi ve bu dönem, üniversite öğretim üyelerinden kebapçılara kadar kara listelerin oluşturulduğu bir dönemdi. Eşi başörtülü olanından, kızı veya oğlu falanca dershaneye gidenine kadar dosyalar tutulmuştu. Ve bunlar atamada engel oluşturmaktaydı. Hatta bizzat sayın Cumhurbaşkanı, insanları apartman kapıcılarından soruşturup dosya hazırlatıyordu.
Türkiye'de türlü türlü dönem yaşanmıştı ve her dönemin istihbarat arşivlerine girmiş binlerce "sakıncalı" dosyası vardı.
Neredeyse her insan hakkında bir dosya bulmak imkansız değildi. Kimi Kürtçü, kimi Alevi, kimi Komünist, kimi İslamcı, kimi Nurcu, kimi Tarikatçı, kimi İkinci Cumhuriyetçi, kimi Liboş, kimi Amerikancı... diye fişlenmişti. Andıç diye bir literatürümüz oluşmuştu.
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olunca, bekleyen vekalet dosyalarını teker teker onayladı. Bir - iki ay içinde onlarca atama kararnamesine imza atmış oldu. Hadi bir kere daha soralım: Peki ne oldu? Memleket elden mi gitti? Jurnal dosyaları sebebiyle atamaları engellenenler, göreve gelince memleketi mi sattı? İnanıyorum ki her jurnal dosyasının arkası araştırılsa, işin içinden, skandal boyutunda iftira üretimleri çıkacak.
Rektörlüğüne mani olabilmek için hiç evlenmemiş adamın karısına çarşaf giydirebilenler, neler yapmazlar ki...
Epey bir süre önce, Em. Org. Sabri Yirmibeşoğlu ile yapılmış bir mülakatı okumuştum. Özetle şöyle diyordu: "Generallikte terfi kıstasları çok hassaslaşır. Onun için generaller "irticacı" diye suçlanmamak için Cuma namazına bile gitmezler." Bu korkuyu anlıyor muyuz? Cumhurbaşkanı Gül, bu skandal dosyayı açıklamakla iyi bir şey yapmıştır.
Aslında yapılması gereken, bu jurnali oraya iliştiren kişi veya kurumun hesaba çekilmesidir. Bir devletin en üst kurumuna, aslı astarı olmayan bir istihbarat sunmak... Buna nasıl cür'et edilebilir? Ya da, o üst kurumlar, kendilerine gelen bu istihbarata nasıl itimat edebilirler?
Dilerim bir sonraki YAŞ'ta ihraç edilenlerin dosyalarına yönelik bir incelemeyi şart koşar sayın Cumhurbaşkanı...
Sanırım buna hakkı vardır.