Sezer’e iki farklı cevap

Sezer’e iki farklı cevap

Sayın Sezer'in Lübnan'a asker göndermeye karşı olduğu yolundaki beyanatı ve buna verilen cevaplar, devlet denen yapımızın ağlanası halini bir kere daha gözler önüne seriyor:

Cumhurbaşkanı değil Cumhurbaşkası


 


Sayın Sezer'in Lübnan'a asker göndermeye karşı olduğu yolundaki beyanatı ve buna verilen cevaplar, devlet denen yapımızın ağlanası halini bir kere daha gözler önüne seriyor:


- Lübnan'a Türk askeri gitmemelidir:


- Seni ilgilendirmez, bu iş TBMM'nin yetkisindedir.


Tek kelime ile rezalet! Bir de işin ibretlik, hatta hikmetlik bir eğlencesi var:


Sayın Sezer'e cevap yetiştiren Sayın Arınç çarpıcı bir dil sürçmesi ile Cumhurbaşkanı değil de, 'Cumhurbaşkası' deyiveriyor.


Aslında her şey bu dil sürçmesinde özetini buluyor. Cumhurbaşkası...


Cumhurbaşkanı Türkiye'nin zaten paralanmış itibarını daha da yaralamıştır. Lübnan'da Türkiye'nin figüranlaştırılması işine şiddetle karşı çıkan biri olarak Sayın Sezer'in bu doğrultuda uluorta beyanat vermesinden de aynı şekilde şiddetle rahatsızlık duydum.


Olacak iş değil. Bir Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin içinde debelendiği yönetim keşmekeşi ve devletsizlik halini vurgulamaktan ve şahsı adına 'ulusçu şirinlik' sergilemeye çalışmaktan başka anlamı bulunmayan tepkilerden münezzeh olmalı.


Lübnan'a asker göndermenin yanlışlığından eminsen ne yaptınız Sayın Sezer, 'Milli Güvensizlik Kurulu' dediğim yer niçin var? Orada olağan veya olağanüstü bir toplantı ile bu konuyu nasıl ve ne kadar tartıştırdın?


Devlet odur ki, yönetenler arasında herhangi bir meselede ortaya çıkan görüş ayrılıkları yüzünden işleyiş tıkandığı zaman, bütün sorumluluğu üzerine alarak son sözü söyleyen bir makamı vardır.


Türkiye'de bu makam cumhurbaşkanlığı değil, hükümet değil, Meclis değil... Peki kimdir?


Hiç kimse. Son sözü söyleyen makamın yoksa sen devlet değilsin. Orada ne başbakan başbakandır, ne meclis başkanı meclis başkanı ve tabii ne de cumhurbaşkanı cumhurbaşkanıdır. Bu yüzden hakiki anlamda Meclis Başkanı olmayan Arınç'ın, hakiki anlamda Cumhurbaşkanı olmayan Sezer için dil sürçmesi ile cumhurbaşkası demesi, topluma başıboş ve başıbozuk halimizi bir kere daha ihtar eden ilahi cilvedir.


Sayın Sezer cumhurbaşkası değil de, Cumhurbaşkanı olsaydı, yanlışlığına emin göründüğü Lübnan işi için olağan veya olağanüstü MGK toplantılarında meselenin mahremce masaya yatırılmasını sağlar, askerleri ve siyasetçileri ikna etmeye çalışırdı. Baktı ki orada bu vahim yanlışı önleyecek siyasi ve askeri irade yok; dış baskılara ne bakanlar direnebiliyor, ne generaller, ne yapacak? Demokratik bir devlet için hem en öncelikli, hem de en nihai güvence olan Meclis'in toplanmasını ve konuyu enine boyuna müzakere etmesini sağlamaya çalışacak, cumhuru temsil edenlerin kararına sığınacak. Ömer Lütfi Mete-Tercüman


 


Sezer'e öfke


 


Cumhurbaşkanı'nın Lübnan'a asker göndermeyle ilgili fikir beyan etmesi özellikle muhafazâkar kesimde büyük tepkiye yol açtı. Pek çok kritik konuda sessiz kalmayı tercih eden Sezer'in bu konuda ne düşündüğünü açıklamasının özellikle AK Partilileri rahatsız ettiği anlaşılıyor.


AK Parti yöneticileri ve milletvekilleri bu konudaki yetkinin Meclis'te olduğunu savunan açıklamalar yaptılar, sanki Sezer "Yetki bende" demiş gibi. Beni asıl şaşırtan 1 Mart 2003 tezkeresindeki tutumları nedeniyle ilkesel bir tavır aldığını sandığım insanların beyanları oldu.


Öncelik sıralaması yaparsak Cumhurbaşkanı ülkenin gençlerini ilgilendiren bir konuda görüş bildirmek için siyasi parti yöneticilerinden izin almak zorunda değildir. Bundan rahatsız olabilirsiniz ama Cumhurbaşkanı'nın fikirlerine de saygı göstermelisiniz.


Bu bir. İkincisi Cumhurbaşkanı'nı sorgulayanlara şu soruyu yöneltmek gerekir, "Niye Lübnan'a asker göndermek istiyorsunuz?" Amacınız barışı tesis etmek mi, Müslüman nüfusu korumak mı, İsrail sınırına bekçilik etmek mi, bölgesel güç olduğunuzu kanıtlamak mı?


Neyin peşindesiniz, buradaki ilkesel duruşunuz nedir, bir söyleseniz de, zorunlu askerlik hizmetine aldığımız gençleri Ortadoğu'nun en karanlık bölgelerinden birine bu kadar canla başla gönderme hevesinizi anlasak.


Burası Bosna değil, çünkü Bosna'da Batılı güçler katliam yapanlara karşı taraftı. Türkiye de haklı taraftaydı. Afganistan da değil çünkü barış gücünü oluşturan ülke veya ülkeler, herhangi bir yerel yönetimi devirmiş değil. Burada da uluslararası terörizme karşı mücadele iddiası vardı.


Onun için Bosna ve Afganistan'la Lübnan'ı kıyaslamak doğru değil. Çünkü burada tavrınızın ne olduğunu bile net ortaya koyamıyorsunuz. Burada da kimden ve neden yana olduğunuzu net şekilde ortaya koymanız gerekir. Çünkü asker gönderen diğer Batılı ülkelerin tavrı net. Onlar Hizbullah'ı terörist olarak görüyor. Bunun sonucunda da İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısının boyutlarından rahatsızlık duysalar bile sessiz kalmayı tercih ettiler.


Siz hem seçmen tabanınızı memnun etmek için Hizbullah'ı destekler gibi görünüp, hem de İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısının arkasındaki en büyük güç olan Amerika'yı memnun etmek istiyorsunuz. Politikanız, duruşunuz ele gelmiyor. İlkeye değil, çıkara dayanıyor. Asker gönderip, tezkerede küstürdüğünüz Bush'un gönlünü almak istiyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru sular karışırsa Washington bürokratların değil, sizin yanınızda olsun diye. Ama bunu bir türlü söyleyemiyorsunuz. Cumhurbaşkanı söyleyince de çok kızıyorsunuz. Ergun Babahan-Sabah