YÖK Başkanı 'gaza basmaya' hazırlanıyor
- Hocam, göreve başlayalı ne kadar oldu?
- 3 hafta geçti.
- Nasıl geçti?
- Tanıyarak.
- Neleri ve nasıl tanıdınız?
- 3 haftadır mutfaktayım... Ders çalışıyorum, öğreniyorum.
- Hocam mutfak nasıl?
- Çok geniş... Komisyonlar var... Eskiden kalmış önemli meseleler var... Ve bazı da noksanlar var.
- Ne gibi noksanlar?
- YÖK Yönetim Kurulu'nda 5 üyelik noksan.
Cumhurbaşkanı'nın "3 üye ataması" gerekiyor. Bu ayın 18'ine kadar. Üniversitelerarası Kurul'dan "2 üye gelecek." Kurul "24 Ocak'ta" toplanacak.
YÖK Başkanı:
- Boş koltukların bir an önce dolması lazım.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan "göreve ısınıyor."
"Ne zaman gaza basacak" derseniz... Sanırız "şubattan itibaren."
Şikâyet eden edene
Üniversitelerden YÖK'e gelen yazıların "yüzde 85'inin şikâyet dilekçesi olduğunu" biliyor muydunuz?
Biz bilmiyorduk.
Duyunca da inanamadık.
YÖK Başkanı:
- İnanamamakta haklısınız. Başlangıçta ben de inanmakta zorlandım.
Prof. Yusuf Ziya Özcan:
- Bütün işi gücü bırakıp bu şikâyetlerle uğraşmak gerekiyor... Ama imkânsız.
- Öyleyse ne yapıyorsunuz?
- 3 elemanı bu işle görevlendirdim... Onlar bakıyorlar... Hele bir incelesinler.
YÖK Başkanı:
- 25-30 yıldır üniversitedeyim... Ne kimseyi şikâyet ettim ne de kimse beni şikâyet etti.
- Herkesin birbirini şikayet edeceği aklımın ucundan geçmezdi.
- Üniversitelerin böylesine huzursuz bir yer olduğunu bilmiyordum.
- Hocam birkaç örnek rica etsek... Şikâyetler ile ilgili olarak.
- Hangi birini sayayım?
- 3'ünü, 5'ini saysanız.
- Bir Hoca diğer Hoca için diyor ki "bana kaba davrandı."
- Başka?
- Bir Hoca diyor ki, "falanca Hoca benim eserimden çalıntı yaptı."
- Başka?
- Diyor ki "zimmetine para geçirdi."
Neden böyle oldu?
Bu yıl "22 üniversitede rektör seçimi var."
YÖK Başkanı Prof. Özcan'ın "üniversitelere yakışmıyor" dediği kişisel şikâyetler "bu yüzden" olsa gerek.
Anlaşılıyor ki çok kişi "başkaları yıpransın, rektörlük için benim şansım artsın" düşüncesinde.
Koca koca insanlar bu yolla "asıl kendilerini yıprattıklarının" farkına varamıyorlar mı?
Ve tabii "kurumlarını da."
Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Sağlam "Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü" idi.
Oradan "YÖK Başkanlığı" na gelmişti.
YÖK'ün "kurucu başkanı" Prof. Dr. İhsan Doğramacı'dan sonra.
1992 yılında. Zaten YÖK Başkanlığı'ndan da "siyasete geçti."
Prof. Sağlam'a "şikâyetler konusunu" sorduk:
- Eskiden de böyle miydi?
- Hayır, değildi... Sonraları oldu.
- Sayın Sağlam, neden oldu?
- Çok iyi hatırlıyorum, bir akşam TV'de YÖK Başkanı ile bir rektör kavga ettiler... Milyonların önünde.
Prof. Sağlam'a yine "neden" diye sorduk.
Uzun konuştu.
Özeti şu:
- Görevden almalar... İstifaya zorlamalar... Üniversitenin kendi sorununu kendi içinde çözmeyişi... Üniversitelere YÖK müdahaleleri.
Mehmet Sağlam'a göre çare, YÖK Başkanı Prof. Özcan'ın önerisi:
- Üniversite kendi göbeğini kendisi kessin... Sorununu kendi içinde çözsün.
İstikamet 'Antep, Urfa, Adıyaman'
YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan yarın "ilk seferine" çıkıyor.
"İstikamet" Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman.
- Hocam ne yapmaya gidiyorsunuz?
- Dinlemeye.
- Kimleri?
- Rektörleri, dekanları, öğretim üyelerini... Öğrencileri.
Prof. Özcan:
- Artık çalışma yöntemim bu olacak.
- Alacağım elime çantayı o il senin, bu il benim dolaşacağım... Bütün üniversitelere gideceğim.
- Ankara'da oturup, Kars Kafkas Üniversitesi'nin durumu hakkında konuşamam... Yerinde göreceğim.
- Daha isabetli karar almak için daha çok gezeceğim, daha çok dinleyeceğim.
YÖK Başkanı "bir şey daha var" dedi:
- Onlar benim meslektaşlarım... Arkadaşlarım... Yıllar yılı hangi koşullarda fedakârlıkla hizmet yaptıklarını biliyorum... Onların onore edilmeye ihtiyaçları var... Gideceğim, herkesin önünde iltifat ve itibar edeceğim.
Tanıyoruz, YÖK'ün başında "değişik bir Hoca" var. "Uzlaşmacı."
"Sorunların diyalogla çözümünden yana."
Dileriz başarılı olur.
Cadı kazanı
Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ı "yakından tanımak lazım."
"Önyargılı" değil.
"Kindar" hiç değil.
"Sıcak, esprili, sevecen" bir kişilik.
Kendisiyle de barışık, çevresiyle de.
Ama sürekli bir "dikkatin" içinde.
"Projektörlerin üstüne çevrili olduğunun" farkında.
Söyleyeceği bir sözün, yapacağı bir esprinin "başka tarafa çekilebileceğini" biliyor. Hoca ile "çok şey" konuştuk. "Çok azını" yazabiliyoruz. Zira...
Hoca'nın söylemiyle "yanlış anlaşılır."
"İstismar edilir."
- Hocam, üniversitenin içi nasıl?
- Bir şey söyleyeceğim, inanmayacaksınız, cadı kazanı gibi.
- Ne demek o?
- Cadı kazanı demek.
Üniversitelerden YÖK'e "şikâyet yağıyormuş."
- Ne gibi şikâyetler?
- Çoğu eften püften.
- Kim kimi ya da neyi şikâyet ediyor?
- Hoca hocayı... Hoca dekanı... Hoca rektörü... Herkes birbirini.
Ombudsman
İsmi lazım değil, bir üniversitede, iki profesör arasında "5 yıl önce bir tartışma geçmiş."
O zaman "konuşulmuş."
"Tatlıya" bağlanmış.
Konu "kapanmış."
Ama YÖK'ün başına Prof. Özcan geçince...
"Gerisini" Prof. Özcan anlatsın:
- Eski dosyayı tozlu raftan indirip, önüme sürüyorlar... Birbirlerini şikâyet ediyorlar... Biraz da sinirleniyorum yani.
"Hocam" dedik:
- Size galiba "ombudsman" lazım... Artık gazetelerde bile var... Batı ülkelerinde kurumsallaştı.
Prof. Özcan:
- Haklısınız, belki de denemek lazım.
- YÖK'te 7 avukat, 1 de hukuk müşaviri var... Çok az... 2 katına çıkarmak gerek.
- Rektörlere bir tavsiyem var: Böyle sorunları üniversite içinde halledin.
- Karakolda komiser bazen iki tarafa öneride bulunur, "haydi el sıkışın, barışın" diye... Onun gibi.
- Sonra bu sürtüşmeler medyaya yansıyor, üniversite dünyası prestij kaybediyor.