Yaz Kursları ve Bir Teklif

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Orta dereceli okullarımız uzun bir tatile giriyor. Çocuklarımızın din eğitimi almaları için tatil süreci iyi bir fırsat oluşturmaktadır. Elbette düzenlenecek yaz kursları, yoğun bir eğitim-öğretim faaliyetinden ziyade, daha çok eğitimi öne alarak sosyal etkinliklere ağırlık verilmelidir. Bu konuda neler yapılabilir?

Elbette yaz kurslarında ortam ve muhteva büyük önem taşımaktadır.

Özellikle büyük şehirlerimizde mevcut Kur’an Kursları yaz kursları için yeterli olmamaktadır. Bu sebeple camilerimizde de kurslar düzenlenmektedir. Bu meseleye Diyanet İşleri Başkanlığı Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak bir çözüm bulabilir. Örneğin, hiç olmazsa ihtiyaca cevap verme konusunda yetersiz kalan Kur’an Kurslarımıza ilaveten İmam-Hatip Liseleri devreye sokulabilir. Öğrencilerimiz daha ferah mekânlarda ve sosyal aktiviteye uygun ortamlarda Kur’an eğitimlerini almalıdırlar. Amaç sadece Kur’an eğitimi vermek değil, bununla birlikte, okul imkânlarından yararlanarak seminer, sinevizyon, sportif faaliyetler, dini musiki, yüzme, bilgisayar kullanımı gibi sosyal etkinliklerle de desteklenmelidir. Yaz kursları için camilerimiz elverişli ortamlar değildir. Zaten bu mekânlarda yapılan eğitim-öğretim faaliyetleri dostlar alış-verişte görünsün misâli çok da verimli olmamaktadır.

Son zamanlarda bazı sivil kuruluşların bu eğitim faaliyetlerine katıldıkları görülmektedir. Son derece uygun olmayan mekânlarda yapılan bu eğitim-öğretim faaliyetleri verimli olmadığı gibi, iş biraz da rantçılığa dönüşmektedir. İşin içerisine yemek, servis, ayrıca yatılı statüsü durumlarında özel ücretler de girdiği için yüksek düzeylerde ücretler talep edilmektedir. Bu konularda da bir düzenleme yapılmaya ihtiyaç vardır.

İşin bir başka boyutu da bu kurslarda görev alacak olan eğitimcilerin pedagojik performanslarıyla ilgilidir. Hz. Peygamber (s. a.v): “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve başkasına öğretendir” buyurmaktadırlar. Bu çifte övgüye mazhar olabilmek için gayret sarf etmeliyiz. Kurslarda görev alacak gerek cami görevlilerimiz ve gerekse İlahiyat mezunu öğretmenlerimiz mutlaka yeni metotların anlatıldığı hızlandırılmış hizmetiçi eğitim ve öğretim seminerlerinden geçirilmelidir.

Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığımızın yaz kurslarında görev alacak olan din görevlilerimize ek ders ücreti verme gibi maddi anlamda desteklemiş olması verimlilik açısından büyük önem taşımaktadır. Peygamber mesleğini icra ettiklerine inandığımız Din Görevlilerimiz zaten öteden beri gönüllü ve özverili olarak bu görevlerini yapmaya çalışıyorlar.  İş hayatında verimliliği artırmak için insanın şevklendirilmeye ihtiyacı vardır. Biz zaten bu işin mutlaka canu gönülden yapıldığına inanıyoruz. Bunları neye söylüyorum. Geçmişte bir makalemde Gürcistan’daki misyonerlik faaliyetlerinden bahsettim. İnanır mısınız, örneğin Tiflis’te yüzlerce Kilise var. Her kilise külliye şeklinde yapılmış. Sosyal etkinliklere uygun müesseselerle donatılmış. Fakirler için üç öğün yemek verilmektedir. Bir Kilise’de en az, üç papaz görevlendirilmiş, papazlar seçilirken fiziki yapısına ve bilgisine dikkat edilmiş. Çok güzel giyim tarzları var. Ayrıca beden dili eğitimi de almışlar.  Maddi imkânları yerinde. Her bir papaz en az iki dil biliyor. Her seviyede insana hitap edebilecek bilgi ve taktikle yetiştirilmişler. Özellikle gençlerle daha çok içli-dışlılar. Din eğitiminden önce, dini sevdirmeyi ve bir ihtiyaç olarak kavratmayı öncelemişler. Elbette bu papazların arkasında para babaları Dünya Kiliseler Birliği var. Yahudi-Hıristiyan karması Soros Vakfı var. Çalışmalarını yıllardır câhil bırakılmış Müslümanlar üzerinde daha çok yoğunlaştırmışlar. Batum’un büyük kilisesinde Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçen üç ailenin törenini izledik büyük bir hüzünle.  Bugün eğer ülkemizde bir misyonerlik tehdidi sözkonusu ise bu noktada herkesin duyarlı olması gerekmektedir. Eğer biz de çocuklarımıza gerekli ve gerektiği şekilde din eğitimini vermezsek, çocuklarımız misyonerlerin tuzaklarına düşebilirler. Şimdilik bu tehlike uzaklardadır. Ama, Avrupa Birliğine girdiğimiz zaman durumlar çok farklı olacaktır. İşte yaz kurslarında öğrencilerimize Kur’an öğretmekle birlikte dini ve dini değerleri sevdirmeyi, ayrıca dinin insan için bir ihtiyaç olduğunu kavratmayı hedeflemeliyiz.

Yaz kurslarında nasıl bir eğitim-öğretim yöntemi izlenmelidir? 

 Bu konuda Hz. Peygamberin eğitim-öğretim konusunda her zaman geçerliliğini koruyabilecek evrensel nitelikteki uygulamaları bizim için önemlidir. Onun eğitim ve öğretim alanında ortaya koyduğu evrensel ilkelerden bazıları şunlardır:

Okumaya, yazmaya önem vermesi. Mutlaka Müslümanların bilgi seviyesi yükseltilmelidir.

Eğitimde dayağa, şiddete yer vermemesi. Bu ilkeye özellikle özen gösterilmelidir. Eğitimde çocuğa uygulanacak şiddet ömür boyu dindarlara ve dini değerlere soğuk bakmasına vesile olmaktadır. Bu konuda itici bir öğretmen olmak yerine cezbedici bir öğretmen olmayı seçmeliyiz.

Şayet öğrettiği konular pratiğe yönelik ise önce kendisinin uygulaması ve uygulamalı bir şekilde öğretmesi. Bu da eğitimde çok önemli bir ilke.  Söz ve hâl Müslümanlığını birlikte sentezlediğimiz takdirde mutlaka insanlara tesir edebiliriz. Hasbî olmak gerekmektedir.

 Bir konuyu iyice kavratmadan diğerine geçmemesi. Çok şeyler öğretmek yerine, az da olsa bilgi ile birlikte şuur vermeyi öne almak daha faydalıdır.

Öğrencileri bıktırmaması, usandırmaması. Ne kadar önemli bir ilke. Eğer bu kurslar bir cazibe merkezi haline getirilirse, ben inanıyorum ki, sekiz ayda verilenler iki ayda verilecek ve öğrencilerimiz büyük bir özlemle gelecek seneye  bu kursları iple çekeceklerdir.

 Öğrettiği kimselerin yaşını, kapasitesini, bilgi, beceri ve kültür seviyelerini dikkate alması.

Ortaya soru atarak dikkatleri toplaması, böylece öğrencilerin derse katılımını sağlaması ve muhakemelerini geliştirmelerine ön-ayak olması.

Zeka geliştirme yoluna gitmesi. Ezbercilikten ziyade, muhakemeye önem verilmesi. Elbette bazı şeyler ezberletilirken, ezberlenen metinlerin arkaplanı da kavratılmalı.

Konuyu örnek olaylarla sunması. Dini bilgileri anlatırken, çocuklarımızın yaş ve kavrama dereceleri göz önünde tutulmalı, misâller sahabe ve İslam büyüklerinin hayatından canlı bir şekilde verilmelidir. Örnekler yaşanmayacak olaylardan değil, günlük hayatta yaşanılması kolay olgulardan seçilmelidir.

 Sorduğu soruya doğru cevap alınca teşvik ve takdir etmesi.  Başarılı öğrenciler mutlaka maddi ve manevi anlamda ödüllendirilmelidir. Bu konuda zengin Müslümanlara iş düşüyor. Ne yapılması gerektiği iyi plânlanmalıdır.

 Öğreticilerin gerekli gördüğü zaman konuları tekrardan kaçınmaması.

Yine gerekli gördüğü zaman konuları yazdırması.  İşte Hz. Peygamberin eğitim ve öğretimde uyguladığı temel ve evrensel ilkelerden bazıları bunlardır.

Bu yıl düzenlenecek kurslarda yenilik olmalı ve hocalarımız büyük bir heyecan ve aşkla bu işe dört elle sarılmalıdırlar. “Allah’ın dinine çağıranlardan daha güzel kim vardır?” ilahi öğretisine mazhar olmak kadar insana hangi duygu, müjde ve davranış mutluluk verebilir? Selam olsun, eğitim cihadına katkıda bulunan aydınlık insanlara!..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.