Ahmet Hakan-Hürriyet
Başörtüsünün sosyolojik analizi...
Henüz Mustafa Kemal ortada yokken... Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken... Henüz "Kılık Kıyafet Devrimi" falan yapılmamışken...
Siz zannediyor musunuz ki "Osmanlı aristokrasisi"nde ya da Osmanlı üst sınıflarında bütün kadınlar türbanlıydı?
Siz zannediyor musunuz ki "Kaç-göç" falan söz konusuydu?
Hayır! Osmanlı üst sınıfı, Cumhuriyet’ten çok önce Batılılaşmıştır...
Türban atılmıştır... "Kaç-göç" ortadan kalkmıştır... Kadınlı erkekli ev davetleri, Osmanlı üst sınıflarının en önemli sosyalleşme alanı olmuştur... Fransız mürebbiyeler eliyle çocuk yetiştirme modası Tanzimat’tan sonra hız kazanmıştır... Piyanolar gösterişli evlerin başköşelerinde yerini almıştır...
Böylece türban takmak ya da "kaç-göç" gibi uygulamalar, kırsala terk edilmiştir...
Cumhuriyet devrimleri, işte böyle bir yapının üzerine gelmiş ve Osmanlı üst sınıfları bu nedenle Cumhuriyet’e kolaylıkla intibak etmiştir.
Ancak "Kırsala terk edilen dindarlık", zamanla kırsaldan çıktı...
Sosyal hareketliliklerin başlaması, toplumsal hayata katılım olanaklarının artması, demokratik sistemin işlemesi, siyasal alanda temsil olanağının elde edilmesi gibi nedenlerden dolayı, "kırlarda kalan dindarlık", şehirlerimizde görünmeye başladı...
Yani "Günümüzün türbanlıları", istisnasız kırsal bir kökenden gelmektedir.
Hal böyle iken...
İslamcı ve de Osmanlıcı yazarımız Mehmet Şevket Eygi, bulduğu her fırsatta şu şekilde yakınmaktadır:
"Müslümanlar da amma zevksiz yahu... Başörtüleri bir felaket... Deve hörgücü gibi başlarını bağlıyorlar... Estetikten nasiplerini almamışlar... Ah Osmanlı, vah Osmanlı."
İslamcı ve de Osmanlıcı yazarımız Mehmet Şevket Eygi, ne Osmanlı üst sınıflarının Osmanlı’nın son döneminde "türban"ı çoktan attığı bilgisini göz önünde bulundurmaktadır, ne de bugün estetik açıdan eleştirdiği insanların kırsal kökenden geldiğini hesaba katmaktadır...
Böyle olunca da bir "olmaz"ın peşine takılmış, kırık plak gibi tekrarlayıp duruyor:
"Türbanlılar felaket giyiniyor! Estetik yok!"
Tamamı kırsal kökenden gelen insanlardan, "İncelmiş bir burjuva zevki" ya da "damıtılmış bir aristokrat tavrı" bekleyerek, hem snopluk yapıyor, hem de haksızlık...
Oysa şöyle bir etrafına baksa...
Türban takan insanlar arasında, bırakın burjuvayı ya da aristokratı, dört kuşaktır şehirde oturanlara bile rastlayamayacak...
Ve birazcık düşünse:
Bu tür zevklerin, ancak çok uzun zamandan sonra oluştuğunu idrak edecek...
Bunları idrak ettikten sonra da, bu kadar dertlenip kederlenmeye gerek duymayacak...