Yeni Şafak ekonomi müdürü İbrahim Kahveci rekor cezaya farlı bir pencereden baktı:
Almanya'dan 1. sınıf devlet nişanı alan Aydın Doğan'a Türkiye'de vergi kaçakçılığı cezası
Başlık uzun olduğu kadar aslında konumuz da oldukça uzun.
Eskiden siyah beyaz televizyonun ve renksiz gazetelerden izlediğim 12 Eylül sonrası haberlerden aklımda kalan tek bir izlenim var: "Türkiye'de kaçak olanlar Avrupa ülkelerinde saklanıyorlar".
Bugün neyin gerçek olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir gerçek var ki Aydın Doğan'a Almanya'nın bakışı Türkiye'den oldukça farklı. O ülkede birinci sınıf devlet nişanı verilen Aydın Doğan Türkiye'de daha eskisi bitmeden yeni bir vergi kaçakçılığı cezası ile karşı karşıya kalmıştır.
Elbette bu cezalar Devletin bir kurumu tarafından verilmiş olsa bile kesin bir hüküm ifade etmemektedir. Bir demokratik devlette ceza yargı tarafından verilebilmelidir. Aksi halde eline kalemi kâğıdı alan devletin memuru ceza yazmaya kalkar ise o devlet memurları çağdaş sultanların da üzerinde kendilerini hissederler.
Yıllardır devlet kurumlarının ceza konusunda yetkilerinin ne kadar sorgulanması gerektiğini yazıp duruyorum; ama kimse tabiri caiz ise kulak asmıyor. Oysa ülkemizde daha önceki gün açılan adli yılda gördük ki Yargıtay'da bekleyen yığınla dosya var. Bir hukuki karar için yıllarca bekleyip duruyorsunuz. Ama devlet bir ceza kesiyor ve siz o yıllarca beklediğiniz mahkeme kararına karşı ezilip yok oluveriyorsunuz.
Şimdi Aydın Doğan'da aynı süreçten geçecek. Ona kesilen milyarlarca liralık vergi cezalarına karşı derhal yaptırımlar devreye girecektir. Ama Aydın Doğan bu cezalara karşı haklı olduğunu düşünse bile ispat edebilmesi için yıllarca mahkeme kararı beklemek zorunda olacaktır. O mahkemeler karar verene kadar ise kendisi bir suçlu kabul edilip hacizler gelecek, belki de icralar altında ticari faaliyetini yürütemeyecektir.
İşin hukuki boyutu karşısında bir başka boyutu daha benim oldukça dikkatimi çekiyor. Neden Almanya ile Deniz Feneri gibi bir süreç yaşanırken Türkiye'de vergi kaçakçılığı ile suçlanan bir kişiye 1. sınıf devlet nişanı veriliyor? Biliyoruz ki Aydın Doğan'ın en önemli ortaklığı Alman şirketi ile sürmektedir. Biliyoruz ki 2009 yılına girerken Türkiye üzerine felaket raporları Alman Bankasından geldi.
Acaba Almanya'nın Türkiye üzerinde gizli bir oyunu mu var? Sorunun bir kısım cevabını 94 ve 2001 krizlerini izleyerek çözmeye çalışabiliriz. Her ne kadar Almanlar yalanlasa da…
Şimdi de karmakarışık bir düzen içerisinde oyun oynuyoruz. Ama burası oyunun resmen tam sahası: Bir tarafta Türkiye'deki Hükümetin üzerine gidilmeye kadar çalışılan Deniz Feneri süreci, diğer tarafta ise Türkiye'de cezalandırılan üstün nişan ve onurlandırma hareketi. Çok çelişkili geliyor açıkçası bu yaşanılanlar. Hatta şöyle düşünüyorum: Sırtını Almanlara dayan Osmanlı çökmüştü, acaba yeni çöküntü olur mu?
SANAYİ ÜRETİMİNDE TUZAK
Temmuz ayı sanayi üretim verileri açıklandı ve düşüş geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,2 oranında gerçekleşti. Sanayi üretimi bir yıl öncesine göre tek haneli gerileme yaşarken bir önceki aya göre ise çok küçük (%0,9) bir kıpırdanma yaşandı.
Borsalara bakıldığında ülkemiz gibi gelişmekte olan birçok ülke kriz öncesi seviyeye çoktan döndüler bile. Ama üretim açısından hem de hormonlu (vergi indirimli) bir dönemde kriz öncesine dönülememiştir. Kısaca finansal bahara karşılık reel sektörümüz krizin içerisinde kalmaya devam ediyor.
Dün açıklanan bütçe nakit gerçekleşmesi de reel sektörün durumunu gözler önüne sermektedir. Nakit bazda yılın ilk sekiz ayında bütçe açığı 30 milyar liraya ulaştı. Bu durum kredi kartında yeniden yapılandırmaya insanların neden gitmediklerini de açıklıyordur sanırız.
Ders olsun, ders alalım.