Polisten korktuğumuz günler

yazar-2

“Bu ülke trafiğini kurtarmaya polis korkusu az gelir. Polis dehşeti gerek” diye yazsa da Hıncal Uluç, Allah kimsenin dehşetini vermesin başımıza… “Ağır, insafsız, acımasız” cezalar koysan da, her kırmızıda geçeni yakalayıp tıksan da deliğe, zorlamayla, caydırıcı cezalarla önüne geçilemez. Son on yılda bilmem kaç oranında artırılan cezalarla bu terörün önüne geçilemediğini görüyoruz nitekim. Trafik ahlakı, şehirli bir kültürdür, “Şu ters yola kimse yokken girivereyim, kestirmeden” ya da “Sarıdan kırmızıya geçerken geçivereyim, kim bekleyecek lan kırmızıda” kural tanımazlığı, medeni olmayan toplumlara ait bir kültürdür. İlk kez bir araba sahibi olmanın heyecanıyla trafiğe çıkan için de U dönüşü yasağına rağmen herkesi gözü önünde dönüş yapan polis otosu için de böyledir. İnsan unsurunun eğitim problemi varsa ondan ideal bir davranış beklenemez. Türkiye’de yaşamaktan duyduğumuz mutluluğu gölgeleyen her şeyin temelinde aslında eğitim kaynaklı bir sorun vardır.

Polis korkusu hepimizin yüreğine daha küçük yaşlarda salınmıştır. Ansızın kapıyı çalarak ümüğümüze çökecek bir karabasandan farkı yoktu polisin, bizim çocukluğumuzda. İhtilaller döneminin polis baskısını hatta dehşetini yaşamasak da hatıralarını aktaranların hafızalarımızda edindiği yer kolay silinip atılamaz.

1978… Mehmet Keçeciler’in Belediye Başkanı seçildiği günler. Seçimlerin yenilenip yenilenmediğini hatırlamıyorum ama Şerafettin Cami yanında bir kalabalık oluşmuştu. Gece vakti muhtemelen yerel seçim zaferini kutluyordu MSP il teşkilatı. MSP ve CHP teşkilatları karşı karşıya. MSP Vakıflar binasında, CHP ise onun karşısında bugünkü Yapı Kredi binasında. Balkonlarda ve pencerelerde karşılıklı sataşmalar… İlkokul birinci sınıftayım, babamın o geceki zafer coşkusuna beni neden götürdüğünü hatırlamasam da polisten yediği copu iyi hatırlıyorum. Ondan çok benim ağırıma gitmişti çünkü.

12 Eylül sonrası… Türkiye’nin yeniden demokrasiyle tanışmaya başladığı 1983 yılı… Fatih Kur’an Kursu’nda okuyordum. Bazen babam –mekanı cennet olsun- götürürdü kursa. Kırmızı mobiletimizle Fatih Karakolu’nun önünden geçerken kapının önündeki polisin eliyle babamın örgü takkesini işaret ederek “Hacııı, çıkart takkayı” dediği günü hiç unutamam.

Polisle ilgili hatıralar çok, saymakla bitmez. Bir çoğumuzun hafızasında iyi kötü tablolar var. Ne var ki, dedelerini darağaçlarında görmüş bir neslin torunları, asker ve polis korkusunun zihinlerde bıraktığı izleri, dediğim gibi ancak birkaç nesil sonra ancak silebilecekler.   

Polis teşkilatı 162. yaş gününü bazı etkinliklerle kutluyor. Bir çok faaliyet kamuoyuyla paylaşılıyor. Polis bugün, geçmişe göre yasalara ve hukuka daha çok saygılı. Cebindeki silaha güvenerek “devlet benim” diyen ve mezhebine/meşrebine yahut milliyetine bakarak toplumun bazı kesimlerini ‘potansiyel suçlu’ gören patolojik vakalara tek tük rastlasak da son yirmi yirmibeş yılda polisin nezaket ve kültür yönüyle çok değiştiğini görebiliriz. Bugün gerek genel merkezde gerekse il emniyet müdürlüklerinde, master, doktora yapmış birikimli uzman yöneticilerle karşılaşıyoruz. Entelektüel donanıma sahip polislerle sohbet etmek bizi mutlu ediyor. Konya’nın Emniyet Müdürü’nden sokakta görev yapan ekiplerine kadar bütün polislerin haftalarını kutluyor, hepsine huzurlu ve sağlıklı günler diliyorum.

 

***

Yazarlar Birliği’ne gelen kazanıyor

TYB Konya Şubesi bu yıl 22 programla kültür dostlarının karşısına çıktı. Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da nefis programlar var. Hafta sonu SÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük ‘Milli Mücadelede Mevleviler-Bektaşiler’ konulu derinlikli bir konuşma yaptı. Program öncesinde Başkan Ahmet Köseoğlu’nun Duran Çetin, Hüzeyme Yeşim Koçak, Seher Aydın, Nezahat Bekleyiciler, Fahri Özparlak gibi Konya yazarlarının eline geçen son kitaplarını tanıtan kısa bir konuşması oldu. Başkan Köseoğlu konuşmasında yeni tüzüğe göre TYB’ye üye olmak isteyen kültür dostlarının artık şubeden üye olabilecekleri müjdesini de verdi. Daha sonra Fahri Özparlak beyin misafirlere ikram ettiği Medine baklavası ve bademli Medine hurması sohbete ayrı bir lezzet kattı.

Alevi Sünni tartışmalarının sürdüğü bir zamanda Hülya hanımın sohbeti, güncel yorumlara ışık tutacak nitelikteydi. Bir dönem kurtuluş hareketinin Alevi Bektaşi hareketi gibi gösterildiğini hatırlatan Küçük; Kadirîlik, Nakşîlik, Bektaşîlik, Rufaîlik gibi tarikatlarla Kürtler’in yanında bazı Ermeni grupların bile milli mücadeleye destek verdiğini söyledi. Anadolu’da Sünniler’le Bektaşiler’i küstürmemek için çalışan Atatürk’ün tekkeleri kapatırken Mevleviler için üzüldüğünü biliyorduk ama bu sempatinin hayranı olacak kadar olduğunu bilmiyorduk. Kurtuluş Savaşı’na başlarken Bektaşileri önemsediğini göstermek için Sivas Kongresi’ni yapmış olması Anadolu’nun sesini önemsediğini gösteriyordu. Velhasılı Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Mustafa Güçlü beyin ‘Hoca, bu sohbetin bir özetini bize takdim etse iyi olur’ demesi, sohbetin tutulan notlarla iktifa edilemeyecek kadar doyurucu olduğunu gösteriyordu.

TYB etkinliklerinde çay çeşme var. Hem konuşmacıyı dinliyor, hem de çayınızı yudumluyorsunuz. Arada Fahri Özparlak beyin ikramlarından da tatma fırsatı buluyorsunuz. Tabii, gelirseniz…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.