Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin duayen gazetecilerinden ve Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) eski komutanlarından olan araştırmacı gazeteci Özcan Özcanhan adadaki sıcak gelişmeleri yorumladı. Özcanhan, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in "belgeler elime yeni geçti" açıklaması ardından "inandırıcı" hale geldiğini belirtti. Özcanhan, iddialara ilişkin olarak da, "Buradaki bazı siyasi gelişmelere sayın Özbek resmen müdahale etmiştir. Hatta bazı konuşmalarında tehditlerde savurmuştur." dedi.
Başbakan Ferdi S. Soyer'in seçimlere on gün kala yaptığı çıkışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçim arifesinde Başbakan'ın Ergenekon konusu ortaya atmasının nedenleri, seçimde rakiplerinden, muhaliflerinden daha ziyade oy toplayabilme iddiaları vardı fakat Başbakan bu konuyla ilgili güvenilir belgelerin bu sabah eline geçtiğini açıkladıktan sonra daha inandırıcı olduğu kanaatindeyim. Ama Kıbrıs'taki Başsavcının kendi başına ciddi bir soruşturma yürütüp sonuçlandıracağına ben inanmıyorum. Bu ülkede Başbakan'ın sayının Derviş Eroğlu'nun, daha sonra Başbakanlığı devralan Mehmet Ali Talat'ın ikametgâhlarında bombalar patlatıldı. Bu ülkede cinayetler işlendi bu ülkede arabalar doulsu silahlar bulundu. Maalesef hiçbir konuda adli ciddi araştırmalar yapılıp mahkemeye adalete intikal ettirilmedi. Her şey üzerine bir koyu örtü kaplanmış vaziyette bırakıldı ne hükümet yetkilileri ne de milletvekilleri cesaret edip sorgulamadı.
Burada yıllar öncesinde Kıbrıs'ta yaşanan baskı sisteminin ve mücadele yıllarında halkın sindirilişinin bir sonucu olduğuna inanmaktayım. Halk yeni yeni görüşlerini ve iradesini ortaya koyabilme fırsatı bulmuştur. Hükümetler şeffaf olacakları iddiasıyla iktidara geldiler ama bu güne kadar birçok karanlık olay karanlıklarıyla kalmıştır. Bundan sonra bu yaşamsal sorunların üzerine gidebilecek hükümetin oluşmasını ve de adli makamlarımızın gereken girişimleri yapmasını canı gönülden bekleyen Kıbrıs'lı Türklerden biriyim gazeteciyim. Gazeteci olmam hasebiyle çok olayları görmüş yaşamış bir kişiyim. Şimdiye dek böylesine ciddi bir çalışma olmamıştır. Bu da demek değildir ki bundan sonra olmayacaktır. Ama her şey Türkiye'de ki gelişmelere bağlıdır. Şu anda adli bir süreç, bir soruşturma, davalar hazırlama iddianameler hazırlama sürmektedir. Bunlar yapıldıkça Kıbrıs'ta de bir savcının kendi başına kendi aklıyla Ergenekon soruşturması yapıp ta neticesini mahkemelere intikal ettireceğine inanmıyorum.
Ergenekon davasının Türkiye'deki savcıları niçin Kıbrıs'taki meslektaşlarından bilgi istemiyor?
Sayın Cumhurbaşkanın dediği gibi adli süreç başlamışken yorum yapmak etik değildir. Hazırlanacak suçlamalar, davalar dosyalar resmi mahkemelere intikal etmeden, suçlu diye herhangi bir kişi mahkum edilmeden herkes suçsuzdur. Ama olaylar öyle göstermektedir ki çok derinlerde bir takım örgüt mü örgütler mi kişiler mi, bazı gayri yasal işler yapmıştır bunlarında aydınlığa kavuşması demokratik düzlemde bir zarurettir. İnanıyorum ki Türkiye'de de burada da bu işin köküne inilir aksi takdirde yarım bırakıldığı zaman, bunun arkasından daha değişik şekilde bu gibi olaylar yaşanacaktır. Bunu da önlemek için cesur kararlar alınmalı. Bilen duyan gören herkes bu soruşturmalar yardımcı olmalıdır tanık olmalıdır. Türkiye savcılığı ile KKTC savcılığı mutlak suretle işbirliği yapmalıdır. Halen yapmamışlarsa affedilemezler. Mutlak suretle temasa geçmeleri ve de konunun derinlemesine birlikte çalışmaları kaçınılmazdır.
Sayın Rauf Denktaş'ın bütün bu iddiaları geçiştirmesini nasıl yorumluyorsunuz, Türkiye de süren dava da Mustafa Özbek'le ilgili iddiaları da kabul etmiyor?
Mustafa Özbek sadece mal mülk edinmedi burada, buradaki işçi hareketlerini de yönlendirdi. Buradaki bazı siyasi gelişmelere sayın Özbek resmen müdahale etmiştir. Hatta bazı konuşmalarında tehditlerde savurmuştur. Onun o kadar güçlü bir pozisyonda olması bu ülkede sağlayanların başında, sayın Başbakan Soyer'in iddia ettiği gibi o dönem ki Başbakan Eroğlu Cumhurbaşkanı da sayın Denktaş ve çevrelerinde de kendi klikleri yardımcı olmuştur. Aksi takdirde sayın Özbek veya Ergenekoncu dedikleri, iddia ettikler kişiler gelip de kendi başlarına öyle ciddi olaylara bulaşamazlardı. Mutlak suretle buradaki işbirlikçileri vardı. Daha önce sayın Denktaş'la yaptığım bir röportajda Mustafa Özbek'e satılan gayri menkulleri sormuştum, Denktaş o zaman bu iddiaların muhatabının dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu olduğunu söylemişti, Eroğlu ile görüşünce, durumun muhatabının tapu müdürlüğü olduğunu iddia etmişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? O müdürleri tayin eden üçlü kararnameleri imzalayanlar kimlerdi, o müdürler kimlere hizmet ediyorlardı. Şimdi sıkıştıkça bu tip kirli ilişkilere bulaşan insanlar birbirlerini suçlayacaklardır, yani zevahiri kurtarmak için bir günah keçisi arayacaklar ve yaratacaklarda göreceksiniz. Buna da sizler şahit olacaksınız.
Sizce bu durumda en zayıf halka kim, günah keçisi kim olabilir?
Hiç bilemeyeceğim. Hiç belli olmaz çünkü bakarsınız bunlar çok sıkışınca askeri de, askeri bazı kişileri de olayın içine çekecekler. Kıbrıs'a gelmiş geçmiş ve şuanda Türkiye'de soruşturulmakta olan bazı üst düzey subaylar mutlak suretle burada da bazı temaslarda girişimlerde bulunmuştur. Kimsenin günahına girmek niyetinde değiliz amma görünenler odur ki birbirleriyle sıkı temas halinde olan ve isimleri geçen bu kişiler bazı dolapları düzenlemişlerdir. İddialar, az da olsa etkileyebilir ama bu iddialar halkı sarsacak bir sürpriz değil ki. Halk da biliyordu insanlarda biliyordu açık açık konuşuyordu vatandaş neden bu Ergenekon soruşturması Kıbrıs'a uzanmıyordu diye sorguluyordu Türkiye'yi beklenen bir şey oldu. Bu ülkede nice olaylar yaşanmıştır nice usulsüzlükler dolandırıcılıklar yaşanmıştır, yine de seçim sonralarında o suçlananlar o yolsuzluğa bulaşanlar meclise gelmiştir. Hatta sabıkalı kişiler bu ülkede milletvekili ve bakan dahi olmuşlardır. O yüzden vatandaş direkt olarak tepkisini sandığa yansıtacak değil, bu vatandaşa kanıksatılmıştır.