Gazetecinin Ergenekoncu olması süreci (otobiyografik bir analiz)
İkinci Ergenekon iddianamesinin detaylarını okurken doğal olarak bazı meslektaşlara yapılan suçlamalar dikkatimi çekti.
Yıllardır mesleğin hemen her aşamasında çalışmış bir insan olarak, bir gazetecinin darbe yapmaya niyetli olduğu söylenen bir örgüte hangi aşamalardan geçerek, hangi süreçleri yaşayarak üye olabileceğini düşündüm.
Gazetecilik bana göre, yükselme hırsına sahip insanların sürekli mesleki başarı peşinde koşmaları gereken bir meslek.
Aslında birey açısından hayli acımasız, zalim olabilen bir meslek bu ve ayakta kalmak için çok da uğraşmanız gerekiyor.
Ben 20 yılımı çoktan doldurdum, artık biraz rahatlayım demek de imkansız. Hiç durmak yok.
Ben hala daha her gün bir gün öncesinden daha güzel yazı nasıl yazarım diye ter döküyor, acı çekiyorum.
Böyle olduğunu ve içine girmiş olduğumuz bu acımasız mesleki başarı yarışında hırslarımızla tek başımıza kalıp mücadele etme zorunda bulunduğumuzu bildiğimden, iddianamede bazı arkadaşlara yönelik çok ciddi suçlamaların yapılmasına şaşırdım.
Yanlış anlamayın; iddialar yanlış demiyorum, o iş mahkemede çözülecek. O zaman göreceğiz gerçeği.
Demek istediğim; yukarda bahsettiğim zihin yapısına sahip olması gereken gazetecilerin, nasıl örgüt üyesi olabildikleri veya o yönde algı uyandıracak ortama girdikleriydi.
Bunu çözümlemek için biraz düşündüğümde, bu soruya ipucunun da yine yukarıda tanımladığım gazetecilik mesleğinin ana yapısında olduğunu görüyorum.
Gazeteci hayatta her an yarışta olduğundan ve sürekli hırslı bir mücadele içinde bulunduğundan, eğer birikimi, entelektüel yoğunluğu yoksa çok rahatlıkla bazı kendisini aşan örgütlenmelerin içine girebilir, çekilebilir.
Bu sürecin nasıl işletebildiğini kendi meslek yaşamımdan biliyorum.
Gazeteciliğin aslında yalnız savaşçılık olduğunu kabul ederseniz, sadece kaleminizle çok büyük güçleri karşınıza alabiliyorsunuz.
Eğer sinirleriniz sağlam değilse, birikiminiz yoksa, çok rahatlıkla bazı zayıflıklarınız olabiliyor. Ve tabii ki bu dünyada zayıflıkları kullanmaya hazır kuruluşlar da var.
Ben uzun sayılabilecek meslek yaşamımda hem MİT bağlantılı olanlardan hem de askerlerle bağlantısı olanlardan 'Sana yardımcı olalım' teklifi aldım.
Bu teklifleri yapanlar, adına konuştukları kurumdan bu teklifleri yapmadan önce izin almışlar mıydı? Bakın bunu bilemiyorum. O nedenle bu aşamada iki kurumu da sorumlu tutmadığımı söylemeliyim.
MİT adına benimle konuşan kişi 'Bizim meslekte MİT ile işbirliği içinde çalışmayan kişi başarılı olamaz' da demişti.
Sağlanması muhtemel belgeler, bilgiler karşılığında benden ne istenecekti, bunu hiç öğrenemedim. Çünkü benimle konuşanın sözünü 'Ben böyle şeylerden korkarım' diyerek kesmiş ve lafı da bir daha açtırmamıştım.
Askerler adına konuşan ise benim yalnız başıma kalmış olmamı çok iyi okumuş ve 'Sen yıllardır çok korumasız kaldın, sana yardım edecek kimsen yok' diyerek söze girmişti.
Konuşmayı yapan, Türkiye gibi belanın sürekli var olabildiği bir ülkede, köşe yazarlığının bazen ürkütücü olabileceğini de iyi biliyordu. O da sadece konuşma düzeyinde kaldı. Ne yardım istedim ne de korunma...
Meslek hayatım boyunca askerlerin brifinglerine de katılmadım, MİT'in de binalarının bulunduğu alana gezmek için de gitmedim. Kimseyle fazla sıkı fıkı olmayayım diye resepsiyonlara bile katılmadım.
İki tekliften bir tanesini kabul etseydim, bugün büyük ihtimalle Ergenekon davasında sanık durumunda olacaktım. Darbe niyetim olup olmadığı da önemli olmayacaktı. Çünkü bazen görüntü ve algılama her şey olabiliyor.
Şimdi zayıflıklarının tuzağına düşebilecek meslektaşlar, o noktada kurulacak bazı bağlantılar nedeniyle yıllar sonra darbe amaçlı örgüte üye olma suçlamasıyla karşı karşıya da olabilirler.
Yani temelde karakter zayıflığı üzerine kurulmuş bir ilişkinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanan bir suçlama da olabilir bunların bazıları.
Gazetecilerin çoğunluğunda bu tür zayıflıklar vardır. İnsani her hata gibi bunlar da bir dereceye kadar anlayışla karşılanabilir.
Şimdi suçlamalar yapıldı, iddianame ortada. Mahkemenin, neyin gerçek, neyin insani zayıflıklardan kaynaklanan yanlış anlamalar olduğunu tamamen ayıklayarak kararını vereceğine inanıyorum.
Serdar Turgut / Akşam