İMANDA SAMİMİYET

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İslâm Dini'ni bir binaya benzetecek olursak iman, bu binanın temellerini, ibadet o binanın katlarını ve çatısını, ihlâs ise harcını oluşturur. İnancın temeli,  saf tevhid ile atılırsa, mecazi anlamda üzerine çıkılacak her bir kat hükmünde olan ibadetler de sahih ve makbul olur. Tevhid inancında samimi olmadan ibadet hayatında da samimi olunmaz.  Tevhidde samimiyetin ilk mukaddimesi nefsimizi kötülüklerden arındırmaktır: "Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems 9-10).  Ünlü İslâm bilgini İmam-ı Gazali  âyetlerde geçen tezkiye (arınma) kavramını,   insanın ilâhi bakışa mahal olan kalbini, tevhidi bozucu şirk, riya, nifak, süm’a (duyurma) gibi amel ve hallerden temizlemesidir, diye açıklar.  İşte asıl itikatta halislik ve samimiyet budur. 
Biz gerçek ihlâs ve samimiyet örneğini peygamberlerin davetlerini toplumlarına açtıkları ilk ve temel başlangıç tebligatı olan kelime-i tevhidde görüyoruz. Çünkü kelime-i tevhide kelime-i ihlâs denir.  Bizler Lâ ilâhe derken, “lâ” edatıyla, bizi Allah'ı anmaktan ve O'na kulluktan alıkoyabilecek bütün sahte ilâhları reddediyoruz, sonra da istisna edatıyla sadece bir olan Allah'ın varlığını tasdik ve ispat etmiş oluyoruz. İşte Allah'ın risâlet göreviyle sorumlu tuttuğu bütün elçiler, iyi bir Müslüman olabilmenin ilk şartı olarak tevhidi bozacak olan; şirk, derin şüphe, küfür ve nifak gibi kötü hastalıkları temizlemekle davet çalışmalarına başlamışlardır. Ancak böyle bir arınma faaliyetinden sonra, saf katışıksız bir tevhid inancı insanın gönlünde, kafasında ve zihin dünyasında yer edebilir. Eğer bu ayırt edici farklılık algılanmazsa çoğu zaman, tevhidle şirki, imanla küfrü, hakla bâtılı, salahla fâsidi, marufla münkeri birbirine karıştırabiliriz. Gerçek anlamda iman edip de imanlarını şirke bulaştırmayanlar (En’âm 82)  yaratanla yaratılan arasındaki küllî mesafeyi birbirinden ayırt edenlerdir.  Bu sebeple kelime-i tevhidin olmazsa olmaz ilkeleri sağlam bilgi, kesin inanç, ihlâs, dürüstlük, ilahi sevgi, samimiyet, içtenlik ve Allah’a tam teslimiyettir. 
Her konuda olduğu gibi iman konusunda da Hz. Peygamber (a.s) sahâbîlerini eğitmiştir. Çünkü imanda samimiyet olmadan Allah katında ibadetlerin bir değeri yoktur. Sahâbîden Ebû Vâkıdü'l-Leysî Hâris b. Mâlik anlatıyor: “Bir gün Hz. Peygamberle birlikte Huneyn'e giderken,  yolda Zât-ı Envât denilen büyük bir sedir ağacına rastladık. Müşrikler, her yıl onun yanına varırlar, silahlarını dallarına asarlar, yanında kurban keserler ve bir gün itikâfa girerlerdi. Bizler de:  “Yâ Rasûlallah! Zât-ı Envât gibi, bize de bir Zât-ı Envât tayin etseniz, olmaz mı?” deyince,  Resûlullah (a.s): “Allâhu Ekber! Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; siz de Hz. Musa'ya kavminin dedikleri gibi bir söz söylediniz! Onlar:
“Ey Musa! Onların kendilerine ait ilahları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilah yapsana” dediler.  Musa da: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz, demişti.”(A’raf 138).  Resûlullah sözlerine devamla,   “işte sizler de sizden öncekilerin gittikleri yolu karış karış, adım adım izleyeceksiniz. Onlar,  bir kertenkele deliğine girseler, sizler de onların peşine takılacaksınız” buyurmuştu. Bu rivayette geçen “zât-ı envât” kendisine kudsiyet atfedilen bir ağaçtı. Allah’ın dışında kendilerine bir ilah yapılmasını isteyen Müslümanların bu isteğine karşılık Rasûlullah’ın tavrı, onları eğitmek suretiyle itikatlarını düzeltmek olmuştur. Çünkü itikatta samimiyet bunu gerektirir. 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.